Şarkıcı… Oyuncu… Sporcu… Gazeteci…Sabah kahvesi soğumadan bir “ünlüye uyuşturucu operasyonu” haberi daha düşüyor haber bültenlerine…Kamuoyunun refleksi tanıdık… Biraz şaşkınlık, bolca linç, kısa bir ahlaki rahatlama. Sonra hayat devam ediyor. Oysa rakamlar, bu haberlerin bir “istisna” değil, büyük bir tablonun küçük, parıltılı parçaları olduğunu söylüyor.
Gerçek ise farklı… Türkiye’de uyuşturucu konusu artık bir “asayiş” sorunu olmaktan çıkıyor ve ne yazık ki toplumsal bir krize dönüşüyor.. Adalet Bakanlığı’nın bu konudaki; 2015-2024 Adalet İstatistikleri bunu gösteriyor. Uyuşturucu suçlarında en hızlı artış, sanıldığı gibi imal ve ticarette değil; kullanmada. 2015’i baz alalım… 10 yıl içinde savcılıklara gelen dosyalar yüzde 307 artmış. Aynı dönemde ticaret suçlarındaki artış ise yüzde 119…
2024’te savcılık raflarında 784 bin dosya var. Bu, neredeyse orta ölçekli bir kentin tamamı kadar insanın adliye ile “kullanıcı” sıfatıyla tanışması demek. Ceza mahkemelerine yansıyan tablo daha da çarpıcı: 2015’te 80 bin olan TCK 191 kapsamındaki dosya sayısı, 2024’te 438 bini aşmış. Beş katından fazla artış. Bu bir “ahlak sorunu” değil; bu bir “sosyal politika iflası”nın tescilidir.
Emniyet verileri de aynı şeyi söylüyor, hem de daha net bir dille. 2024’te kayda geçen 309 bin uyuşturucu olayının yüzde 83,5’i kullanım amaçlı. Yani devletin karşısında esas olarak “satıcı” değil, kullanıcı var. Ama biz hâlâ sorunu sadece cop, kelepçe ve operasyon üçgeninde tartışıyoruz.
Bir de işin sessiz ama daha tehlikeli tarafı var o da maddenin değişimi. “Türkiye Uyuşturucu Raporu 2025” açıkça gösteriyor ki, tablo sadece büyümüyor, evrim geçiriyor. Bitkisel maddelerin yerini sentetikler alıyor. Metamfetamin, sentetik kannabinoidler, ecstasy, sahte ilaçlar… Ucuz, kolay ulaşılır, etkisi sert, bağımlılığı hızlı. Kapitalizmin karanlık laboratuvarı çalışıyor; piyasa talebe göre şekilleniyor. Talep varsa, arz mutlaka geliyor.
Burada durup sormak gerekiyor — ve evet, biraz şüpheci olmakta fayda var:
Bu kadar kullanıcı varken, bu kadar dosya varken, bu kadar genç adliye koridorlarında sürünürken… Biz gerçekten neyle mücadele ediyoruz?
Kullanıcıyı suç dosyasına, ticareti istatistiğe, bağımlılığı ise “aile sorunu”na sıkıştıran bir anlayışla yol alamayız. Bağımlılık tedavi edilmeden, sosyal destek mekanizmaları güçlendirilmeden, eğitim, istihdam ve ruh sağlığı politikalarıyla desteklenmeden bu sayıların düşmesini beklemek safdillik olur.
Ünlülere yapılan operasyonlar vitrindir. Cam parlaktır ama arkası karanlıktır.
Asıl mesele, o karanlık odada neden bu kadar çok insanın uyuşturucuya tutunduğudur. Umutsuzluk mu? Yalnızlık mı? Geleceksizlik mi? Hepsi.