Konuşmak mı suç susmak mı?

İdris Akyüz

Çok ilginç; CHP’li eski Ankara milletvekili Yıldırım Kaya; Karaman’da Ensar Vakfı’na bağlı yurtta 45 erkek öğrencinin maruz kaldığı cinsel istismarı Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde dile getirdi diye dava edilmişti… Yerel mahkeme Kaya’yı, hakaret ettiği gerekçesiyle, “tazminat cezası”na çarptırmıştı. Dava, daha sonra İstinaf Mahkemesine taşındı. İstinaf ise cezayı iki katına çıkardı… Şimdi Yıldırım Kaya haklı olarak, “Meclis kürsüsünün dokunulmazlığı” sorguluyor… Ve diyor ki;

“Milli Eğitim Bakanlığı’nın vakıf ve derneklerle yaptığı protokollerin iptal edilmesini talep ettim. Bu karar; TBMM’nin iradesine, ifade özgürlüğüne ve çocukların korunması mücadelesine yönelmiş ağır bir hukuk ihlalidir. Gerçekleri konuşmanın cezalandırıldığı, çocukları savunmanın suç sayıldığı bu anlayışa karşı susmayacağım. Anayasa’ya açıkça aykırı olan bu karar nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurumu yaptığımı kamuoyunun bilgisine saygıyla sunuyorum.”

Karaman’da yaşanan o karanlık olay… (2016) Üzerine ne kadar konuşsak az ve bir utanç dosyası… Ortada söylenti yok, dedikodu yok. Ki yargıya intikal eden olayda sorumlu bulunan öğretmen 508 yıl hapisle yargılanmış ve halen ceza evinde…

Burada asıl mesele şu; bir gerçeği dile getirmek mi suç, yoksa bu gerçeğin varlığı mı? Bir milletvekili çıkıyor, Meclis kürsüsünde konuşuyor. Ne yapıyor? Hakaret mi ediyor?

Hayır. Bir politikayı eleştiriyor. Bir sistem tercihini sorguluyor. Devletin asli görevlerini kimlere, nasıl devrettiğini soruyor. Yani aslında demokrasinin en eski, en köklü reflekslerinden birini gösteriyor; hesap sormak. Fakat gel gör ki, bugün hesap soranın kendisi hesap verir hale gelmiş.

İşin ironisi de burada başlıyor. Meclis kürsüsünde söylenen sözün dokunulmazlığı, anayasal bir ilke olmaktan çıkıp tartışmalı bir alana sürükleniyor. Sanki o kürsü artık milletin değil de görünmez bir hassasiyetler rejiminin kürsüsü haline gelmiş gibi. Oysa siyaset dediğimiz şey, biraz da rahatsız etme sanatıdır. Rahat olanı bozmak, alışılmışı sorgulamak, görmezden gelineni görünür kılmak… Eğer bunları yapamıyorsanız, siyaset değil, sadece dekor yönetiyorsunuz demektir

Şimdi soralım: Bir çocuk istismarını gündeme getirmek mi ağırdır, yoksa o istismarın kendisi mi? Bir vakfı eleştirmek mi inciticidir, yoksa çocukların korunamadığı bir düzen mi? Ve en önemlisi; susmak mı daha güvenlidir yoksa konuşmak mı?

Unutulmamalıdır ki hakikat; er ya da geç yolunu bulur. Bu konuda; mahkeme salonlarında tartışılan şey yalnızca bir tazminat meselesi değil; bu ülkenin hangi değerler üzerinde yükseleceğinin meselesidir. Eğer mesele çocuksa, gerisi teferruattır Ve bazı sözler vardır; mahkeme kararlarıyla susturulamaz. Çünkü onlar, bir kişinin değil, bir toplumun vicdanından doğar. O vicdan susarsa, işte asıl o zaman korkmak gerekir.