Önceki köşe yazımda "Doğum belgesine kadar inerler mi dersiniz?" diye sormuştum. Gerçekten merak ediyordum, sıradaki konu ne olacak diye? Doğum tarihine kadar indiler, belki de sırada astrolojik harita çıkarma dönemi var! Demedi demeyin..
Ekrem İmamoğlu’nun doğum tarihini gündeme getirdiler ya (!). Kim olduğu, nerede doğduğu, hangi burç olduğu bile derin şüpheler altında. Resmi belgeler yetmiyor, arşivler tatmin etmiyor. Şimdi sıra doğum belgesine geldi. Yetmedi, nüfus memurunun o günkü ruh hali incelensin, doğduğu hastanede çalışan hemşirelerin şeceresi çıkarılsın.
Belki de bir adım öteye gitmeli. Hangi yıldızın altında doğduğunu araştırıp, astroloji haritası çıkarmalı. Kim bilir, belki doğduğu gün güneşte bir patlama olmuş, belki de ay tutulması yaşanmıştır. İşin içinde mutlaka bir iş vardır!
Ama mesele bir belgeden, bir tarihten ibaret değil. Mesele, Ekrem İmamoğlu’nun yürüdüğü yolu kesmek. Çünkü biliyorlar… İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazanacağını. Biliyorlar… Bir şehrin ışığı yanarsa, karanlığın ülkeye çökemeyeceğini. Biliyorlar… Umudun önünde durulamayacağını.
Dünü araştırıyorlar, çünkü yarından korkuyorlar. Korkuyorlar ki, geçmişin sırlarını ortaya dökerek, mevcut güç dengesini korumaya çalışsınlar. Ama unutuyorlar ki, asıl dünlerini araştırması gerekenler kendileri. Gerçekleri gizlemek için çabaladıkça, kendi karanlık geçmişleriyle yüzleşmek zorunda kalacaklar. Her türlü yolu deniyorlar; arşivleri karıştırıyor, hukuku alet ediyor, iftiralarla, tehditlerle yıldırmaya çalışıyorlar. Ama unuttukları bir şey var: Tarihin bu kayıkçı kavgalarında kaybettiği her kelime, yarının inşasında birer adım olarak geri döner.
Gün gelir, mazlumun iradesi zalimin hesabını bozar. Ve o gün, bir şehirden taşan ışık, tüm ülkenin sabahına dönüşür.