Modada bir güne kaç kadın sığar ve Amerikan sapığının dönüşü

Ertuğrul Özkök

Bir insanın ruhu:
Halkına 45 yıldır zulmeden, bir gecede 10 bin genç evladını gözünü kırpmadan katleden, 45 yıldır halkına zulüm ve fukaralık dışında hiçbir şey vermeyen, hâlâ da vaat etmeyen bir Molla çetesi ile;
Onun kadar zalim, acımasız bir Amerikan-İsrail savaş makinesi arasında sıkışıp kalınca…
Ve…
Bu savaşta taraf olmak için kendine hiçbir ikna edici gerekçe bulamıyorsan…
Hayat zorlaşıyor.
Kendi payıma böyle ruh hâlinde yaşıyorum bir haftadır ve ruhumun kapağını atabilecek bir sığınak arıyorum.

ALLAH'TAN MÜZİK VAR VE BU
HAFTA BU İKİ ŞARKI GELDİ

Allah’tan müzik var.
Bu hafta benim için Bruno Mars’ın albümünden ikinci bir şarkının haftasıydı.
“Risk it all…”
Her yerde bu şarkı var ve ben de günde 5 kere dinliyorum…
Latin bir gitar…
Michael Jackson’un hayran olduğu o harika baladlarını hatırlatan bir ses.
Sonra harika bir Küba ritmi…
Ve ortasında bir Mariacchi (Düğün) orkestrası…
Beni yatıştırmak için her şey var bu çocukta…
Hayatımın ritmi “Allegro ma non troppo…”
Hızlı ama o kadar değil…
Doyamıyorum bu şarkıya…

DÜN DE PÜFÜR PÜFÜR BİR
AKDENİZ ŞARKISI GELDİ

“La Notte Blu di Positano…”
İtalya’nın Amalfi kıyısındaki Positano’nun mavi gecesi…
Alessia Fontana söylüyor.
Klasik mi klasik…
1960’ların İtalya’sından fırlamış harika bir şarkı.
Püfür püfür Akdeniz…
Hip hop kültürü biraz yormaya başlamıştı beni son zamanlarda.
O yüzden biraz buralara dönüş iyi geldi…

GENÇLİĞİMİN BİR SUPREMES
ŞARKISI ANİDEN VİRAL OLDU

Bir de son haftalarda viral olan harika bir şarkı.
“You Can’t Hurry in Love…”
1966’da, henüz üniversitenin birinci sınıfındayken patlayan bir Motown Sound şarkısı.
The Supremes söylüyordu.
Şimdi İngilizlerin yükselen harika kızı Olivia Dean’ın olağanüstü bir yorumu ile dinliyorum.
2024’te bir konserde canlı söylemiş. Nasıl olduysa birden viral oldu.
Savaştan ruhu şişmiş herkese tavsiye ederim.

“MUBARAK RAMADAN” KUTLU
OLSUN DİYEN BİR MODA YAZARI

İki haftadır en çok okuduğum konulardan biri Milano ve Paris Moda haftaları.
New York Times’ın baş moda yazarı Vanessa Friedman’ı çok severek okuyorum.
Mesela Ramazan’ın birinci günkü moda yazısına, Müslüman okurlarının “Mubarak Ramadan’ını kutluyorum” diyerek başlayacak kadar küresel bir yazar.
Böyle şahsileştirilmiş yazıları çok seviyorum.
Klasik medyanın anonim, kişiliksiz, makine üsluplu yazıları benim 20’nci Yüzyıl hafızamda bile kalmadı.

ERKEKTE RALPH LAUREN VE
TOM FORD; KADINDA PRADA YILI

Benim için bazı yıllarda bazı tasarımcıların koleksiyonları, sosyolojik açıdan tarihî öneme sahip.
Mesela Galliano’nun 1997 Dior için hazırladığı “Masquerade/Venetian” koleksiyonu böyleydi.
Bana göre 20’nci Yüzyıl’ı şaşalı biçimde kapatan koleksiyondu bu.
Marc Jacobs’un Japon sanatçılarla Louis Vuitton için yaptığı 3 koleksiyon da böyle.
Louvre tarihine bile geçti.
Bu yıl tam anlamıyla kadında Prada, erkekte Ralph Lauren ve Tom Ford yılı oldu.

MARK ZUCKERBERG VE EŞİNİ
GÖLGEDE BIRAKAN BİR KOLEKSİYON

Vanessa Friedman, “Mark Zuckerberg’le eşini bile gölgeleyen koleksiyon” dedi.
META’nın sahibi Mark Zuckerberg ve eşi Priscilla Chan önceki hafta hayatlarında ilk defa bir fashion show’a katıldı.
Prada koleksiyonunun sunumunda en ön sıralarda oturuyorlardı.
Birçok insan onların podyum kenarındaki görüntülerinin Prada koleksiyonunu gölgede bırakmasını bekliyordu.
Ancak Prada’nın eş tasarımcıları Miuccia Prada ve Raf Simons öyle bir koleksiyon sundular ki…
Mark Zuckerberg’le eşi gölgede kaldı. Doğru dürüst fotoğrafını bile göremedim.
Yoksa bütün hafta onların fotoğraflarına bakıp “Teknoloji-fashion arasında yeni bir işbirliği dönemi mi açılıyor” konusunu konuşacaktık.

PRADA NİYE AYNI PODYUMDA HER
MANKENE 4 AYRI ELBİSE TAŞITTI

Prada Show’unun değişik bir felsefesi vardı.
O kadar çok parça elbise için sadece 15 manken görevlendirilmişti.
Her manken 4 ayrı elbiseyi taşıdı…
Bunun anlamı da şu:
Kadının içinde sadece bir kadın yok.
Birden fazla kadın var.

BİR KADIN GÜNDE KAÇ ELBİSE
KAÇ KİŞİLİK DEĞİŞTİRİR

21’inci Yüzyıl’da artık hepimiz adı konmamış bir tür “bipolar” değil, “tripolar, quatropolar ruhla” dolaşıyoruz.
Ayrıca bir kadın gün boyunca 3-4 elbise değiştirmek zorunda kalıyor ve bunların her birinin altında farklı bir kişilik oluşuyor.
Yani Prada’nın tasarımcıları “Bir güne 4 kadın sığıyor” diyorlar…

BİPOLAR KARAKTER YAYGIN
BİR RUH HÂLİNE Mİ DÖNÜŞÜYOR

Defilede sunulan bütün parçaların fotoğraflarını tek tek inceledim.
Mesela bu yazıyı yazarken, ekranın karşısındaki ben bir gün önce savaşla ve onun psikolojik baskıları ile cebelleşen bir insandım.
Bu sabah iki şarkı beni bambaşka bir havaya soktu.
“Allah’ım” dedim.
“İyi ki bana böyle gerektiğinde paramparça olabilecek polar bir ruh bahşettin…”
Biliyorum, “Bipolarlık” ciddi bir kişilik bozukluğudur.
Kişinin ruh hâlinin iki uç arasında belirgin biçimde değiştiği psikiyatrik bir hastalıktır.
Dolayısıyla bunu, insanın gün içindeki çeşitli ruh hâllerine indirgemek abartılı ve yanlış olabilir.
Psikiyatrlardan gelebilecek itirazları dikkate alıp, kendi adıma konuşayım sadece.

TEK KUTUPLU BİR RUHLA BU HASTA
21’İNCİ YÜZYILI YAŞAYABİLİR MİYİZ

Bu bir günde farklı kişilik hâli bana iyi geliyor.
Çünkü düşünüyorum;
Kendi kendime, bir “kişisel integrity” kaygısıyla, savaş sıkıntısını aynı tek kişilik karakterle aşmaya çalışsaydım ne olurdu…
“Kahrolsun şu veya bu” diye bağırmaktan başka elimden ne gelirdi…
Geldiğim yaşta, bu şahsiyetlerimin sadece biriyle yetinip kalmak…
Beni, asıl bu mahfederdi.
Bu hafta Paris Moda günlerine işte böyle parçalı bir ruh hâliyle geçtim.
Orada ruhumun hâllerinden birini ilgilendiren özel bir konu vardı.
Tom Ford erkek koleksiyonu…

TOM FORD’DA HAIDER
ACKERMANN DÖNEMİ

Bu defa başında tasarımcı olarak Haider Ackermann vardı ve New York Times’la aynı fikirdeyim.
Ralph Lauren Milano’da el örmesi etnik kazakları ile modaya damgasını vurmuştu.
Milano’daki kış olimpiyatında Amerikan takımının üzerinde bunun yansımasını görmüştük.
Paris’te ise erkek giyiminin şehirli tarafına damgayı Tom Ford ve Ackermann vurdu.

10 YILDIR BİR TEK KERE GİYDİĞİM
BİR TOM FORD TAKIMIM VAR

Evimde 10 yıl kadar önce aldığım bir Tom Ford kruvaze takım elbisem var.
İtiraf edeyim bir kere giymiştim.
Çünkü ancak vintage bir kostümlü baloda giyilebilecek endamda ve cüssede bir elbiseydi.
Onu ileride torunuma kültürel bir miras olarak bırakmaya kararlıyım.

TOM FORD’U ZEGNA ALINCA
GİYİLEBİLİR TAKIMLAR ÇIKTI

Tom Ford markasını Zegna satın alınca şimdi daha giyilebilir erkek takımları ortaya çıkmaya başladı.
Bu koleksiyonda öyle bir takım var ki, gelecek kış giyebilmek için elimden geleni yapacağım.
Tabii artık bir Tom Ford takım alabilmem mümkün değil.
Türkiye’de Milimetric gibi harika elbise diken terziler var.
Kumaşını bulup diktireceğim.

SİZİN PARANIZ YETMEZSE
TÜRK TASARIMCILAR VAR

Bir de Türk hazır giyimciler harikalar yaratıyor.
Vakko’nun koleksiyonları her yıl daha mükemmelleşiyor.
“Damat’ın”, geçen sonbahar koleksiyonundan, hem de Zegna kumaşla dikilmiş Tom Ford tarzı çok güzel bir kruvaze takım aldım.
Gururla taşıdım.
Loro Piana, Zegna gibi ünlü kumaşlarla çalışan Abdullah Kiğılı, Sarar, Beymen gibi çok iyi kesim ve dikim kalitesi olan hazır giyim markalarımız var.

REKABETÇİ LİBERAL PAZARDA
ÇARELER TÜKENMEZ

Ne demişti rahmetli Demirel?
Demokrasilerde çare tükenmez.
Rekabetçi liberal pazarlarda ise çareler hiç tükenmez.
Her zaman çok daha ucuz bir fiyata keyifle giyebileceğiniz bir benzerini bulabilirsiniz.
Son yıllardaki mottom bu…

ERKEK MODASINDA AMERİKAN
SAPIĞININ MUHTEŞEM DÖNÜŞÜ MÜ

Tom Ford’a döneyim;
Koleksiyonundaki elbiselerin sosyolojisini düşünürken, adını koyamadığım bir duygu kapladı içimi.
Bunu, geçenlerde Akmerkez’deki Mudo mağazasını gezerken gördüğüm tam vintage bir trençkotla birleştirince, “Bu bana bildiğim bir şeyi hatırlatıyor” dedim.
Neyse New York Times’ın moda yazarı Jacob Gallagher adını koymuş:
“Wall Street” filmi…
Daha doğrusu “American Psycho’nun dönüşü…”

WALL STREET’İN SAPIK ZOMBİE
YUPPİLERİ DÖNÜYOR MU

Bret Easton Ellis’in 1991’de yayımlanan kitabı Wall Street’te çalışan yatırım bankacısı Patrick Bateman’ın hikâyesiydi.
2001 yılında yapılan filmi de 1980’lerin bu yuppie karakterinin de sonuydu.
Hepsi Hip Hop kültürünün altında kalmıştı bu tipler ve sokak kültürünün “street wear” dediğimiz, yıllık cirosu 48 milyar dolara yükselen sokak kıyafeti, briyantinli saçları, kruvaze takım elbiseleri 20’nci Yüzyıl’a gömmüştü.
Tom Ford şimdi bu koleksiyonla “Amerikan Sapığının dönüşünü” haber veriyor.

HAFTAYI KAPARKEN BİR ZEYTİN
AĞACININ ALTINA 8 KADIN SIĞDI

Yarın Dünya Kadınlar Günü…
Evimde yaşayan 3 nesil kadının ve bütün kadınların gününü kutluyorum.
Haftayı kapatırken Sertap Erener’in şarkısı geldi.
Daha doğrusu Sertap Erener’in; Ceylan Ertem, Karsu, Selin, Sena Gül, Safiye, Öykü Dörter, Eftelya Yağcı ile birlikte söylediği “Tuz” adlı şarkı…
Tabii onlara eşlik eden Chromas vokal grubunun bütün üyelerini de ağacın altına toplamaya karar verirseniz, orada küçük çaplı bir izdiham meydana gelir.

BİR EGELİ, ZEYTİN AĞACI
DENDİ Mİ KENDİNDEN GEÇER

Bir Kadınlar Günü şarkısı “Tuz…”
İçinde zeytin ağaçları bulunan bir şarkı…
Bir zeytin ağacının altında çektirdikleri fotoğraf bana Ege baharını şimdiden getirdi.
Tabii bir Egeli zeytin ağacı görünce mest oluyor.
Altında hayata asılan kadınları ve onların itirazlarını görünce daha da mest oluyor.
Yazımı bu şarkının şu sözleri ile bitiriyorum:
“Tohumuyum buğday başağının
Sürgünüyüm zeytin ağacının
Toprağıyım ana kucağının
Tuzuyum yaranın gözyaşının…”

ARKADAŞLAR MERAK ETMEYİN
DÜNYADA İYİ İNSANLAR DA VAR

Arkadaşlar…
Bu dünyada iyi insanlar da var…
Ve Allah bize bir günde 4 ayrı karakteri yaşama gücü ve şansı veriyor.
Emin olun bunlardan biri bile hepimize iyi gelebilir.
Korkmayın çok kişilikli olmaktan.
Başlamak için, mesela bugün başta söylediğim iki şarkıyı dinleyin…
Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Sadece ritmi iyi ayarlayın…
Unutmayın…
Allegro ma non troppo…
Hızlı…
Ama o kadar da değil…