Birlikte çalıştığım, yakından tanıdığım önemli kişilerle ilgili yazılarıma Anavatan Partisi (ANAP) kurucusu Turgut Özal ile devam ediyorum. Görevi nedeni dolaysıyla ben iki T. Özal tanıdım. İlki Devlet Planlama (DPT) Müsteşarı, ikincisi politikacı T. Özal.
Zamane sıfatını özellikle 12 Eylül Darbesi ile başlayan dönemi için kullandım. Aşağıda TDK’nun açıklamasında belirttiğim gibi T. Özal 1983’de Darbecilerin ataması ile başlayan ve sonra ANAP’ı kurarak başbakanlığa ve cumhurbaşkanlığına yürüyen “zamanın politikacısı” idi. Ve görevini de, Darbecilerin yaptığı hala tartışılan 1982 anayasasından aldığı çoğu antidemokratik yetkilerle yapmıştı. Parti içi demokrasiyi bitiren barajlı seçim yasası da yine onun Darbeciler sayesinde kullandığı araçların temeli oldu.
Bunları Müsteşarım T. Özal’ı eleştirmek için değil, onun, içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve politik ortama nasıl uyum gösterdiğini ve o nedenle zamanın kalıbını aldığını açıklamak için anımsattım. Elbette bu ortam sadece Türkiye’nin değil, ayni zamanda başta ABD olmak üzere küresel sermayenin dünyaya el koyduğu evreydi.
Benim T. Özal ile tanışmam DPT Müsteşarlığı ile başladı. İlk en yetkili 15 Planlamacıdan birisiydim. Başbakanımız S. Demirel’di. Demirel’i anlattığım yazıda çoğunluğu benim gibi solcu bilinen plancılara gösterdiği yakın ilgi ve birlikte çalışma iradesine karşın, T. Özal gelir gelmez hızla kendi kadrosunu kurarak bizleri adeta devre dışı bıraktı.
Ancak benim başında bulunduğum şubede solcu olmayan ve ona yakınlaşan iki yardımcım (sonraki yıllarda ANAP’tan bakan olan değerli romancı Yılmaz Karakoyunlu ve TÜSİAD’ın ilk genel sekreteri Güngör Uras) dolaysıyla ben de zorunlu olarak yakın çalıştım; Olaylara ilkesel ve belli bir görüş açısından değil, çok pratik ve güncel bakardı. Her karar ya da proje onun için katma değer yaratıp-yaratmaması (kar getirip getirmemesi) açısından önemli idi. Kamunun değil olanak varsa her projenin özel sektörün elinde yatırıma dönüştürülmesi öncelikli yaklaşımı idi. O yıllara kadar gelişmekte olan ülkelerde uygulanan “ithal kamesine” karşıydı.
O nedenle Teşvik Uygulama Dairesi kurdu ve Kardeşi Yusuf Özal’ı bu dairenin başına getirdi. Önce kararnamelerle sonra Teşvik Uygulama Yasası ile alt sektör bazında -yatırım ve vergi indirimi-, -düşük faizli kredi- gibi ayrıcalıklar ilk onun zamanında uygulanmaya başladı.
Güngör Uras’la bir gün benim odada çalışıyoruz. Pat kapı açıldı, geldi. Şişman olduğu için tam değil yarım bacak-bacak üstüne attı ve “ne yapıyorsunuz bakıyım çocuklar” dedi. Canı sıkkın olduğunu anladık. Bizim işimizde -kamunun finansmanı- da vardı. Ve o ara bir yeni kararla “özel sektöre teşvik için 400 milyonluk kurduğu fondan” istediği sonucu alamadığının huzursuzluğunu yaşadığını biliyorduk. Yardımcım G. Uras çok iyi niyetli ve çevresine hep iyimserlik dağıttığı için “Efendim dert etmeyin bir çözüm buluruz” dedi. Müsteşar döndü bana “bırakın iyimserliği sen ne diyorsun” diye sordu…
Benim suskunluğumu görünce “sen gel benimle diyerek odasına götürdü”. Hep günlük düşündüğünü ve baktığını bildiğim için kendimce bilgiçlik taslayıp, “bazı kararların sonucu iyi hesaplamadan yapılmaması gerektiğini” söylemekte tereddüt ettim. Müsteşarım T. Özal, “ben senin ne diyeceğini biliyorum” ve “ben de öyle düşünmeye başladım” dedi. Tam bir alçakgönüllü, akıllı ve özgüvenli bir kişilik vardı karşımda.
12 Mart dolaylı darbe oldu ve T. Özal DPT Müsteşarlığından ayrıldı. Ben askere gittim geldim. 1973 seçiminde CHP’den milletvekili ve CHP- MSP Koalisyonunda Bayındırlık Bakan oldum (DPT kökenli İlk MV ve Bakan bendim).
Bakanlığın ilk günlerinde Müsteşarım T. Özal elinde sarı bir dosya ile ziyaretime geldi. Dosyada,1979’da 2. MC hükümetinde tekrar DPT Müsteşarı olduğunda Başbakan S. Demirel ile açıkladıkları “24 Ocak kararları” adıyla hala bilinen tasarruf ve istikrar tedbirleri taslağı vardı. 1983’te Başbakan olduğunda açıkladığı ekonomi politikası kararları da aynen o dosyanın tekrarı oldu.
Yukarıda söylediğim gibi bu karalar onun icadı değil, o dönem ABD ve İMF-Dünya Bankasının Türkiye gibi ülkelere dikte ettirdiği her alanda liberalizme gidişti. Geniş özelleştirme ve yabancı sermayenin önünün açılması destekleme ve toplu pazarlık kısıtlaması, daha çok tasarruf tedbirleri adı altında çalışanların gelirlerini dondurmak ve ihracata dönük teşvikleri hızlandırmak bu politikanın temel araçlaydı.
İlk yıllarından sonra, diyelim 1989’dan sonra bu politikanın ihracatta ve turizm gelirlerinde olumlu etkisi oldu ama istihdam ve gelir dağılım adaletsizliği ve Türk parasının değeri dip yaptı. Faiz ve enflasyon başta bütün ekonominin dengesi alt-üst odu.
1989 yerel seçiminde ANAP çok oy yitirdi ve sandıkta 3. parti oldu. Mecliste çoğunluğu devam etti için 1991 seçiminden önce T. Özal bir anlamda kendisini Cumhurbaşkanlığına attı. 1991 seçiminde de ANAP zaten iktidardan düştü. 2 yıl sonra da Cumhurbaşkanı Özal’ı sonsuzluğa yolcu ettik.
(*) T.DK: Zamane: Günün- Adamı gibi (mecaz, sıfat); T. Özal için “Zamanın adamı= O günlerin adamı