PARLAYAN GÜÇ KAYNAĞIMIZ

Erol Çevikçe

 

Büyüklü-küçüklü ülkeler, coğrafyasına-toplumsal-ekonomik-kültürel yapısına bağlı olarak zaman içinde değişim ve dönüşüm geçirirler. Ancak gerçek o ki, ülkelerin insanî ve çevre değerlerinde ve ekonomik ve sosyal yapısında -zamanına ve nedenlerine bağlı olarak- yaşanan aykırılıklar, eşitsizlikler, çelişkiler ve haksızlıklar gittikçe azalacağına, (hem de hızla) artan bir eğilim göstermektedir.

Bilimsel gelişme sayesinde bu gidişatın, (öncesine göre ölçülemeyecek kadar büyük değişim ve dönüşümlerin) bir atlası ve belgeseli oluştu ve oluşmaya devam ediyor;

20. yüzyıldan alırsak, dünya ölçeğinde, 1929 ekonomik buhranı, I. ve II. Cihan Savaşları, Komünizm Devrimi ve 1989’de Moskova’nın çöküşü, sonrası Küresel Sermaye Hâkimiyeti ve son Covid-19 Salgını gibi…

Bölgesel baktığımızda, Mao’nun Uzun Yürüyüşü, Güney Afrika’dan parlayan Mandela’nın bağımsızlık ve özgürlük Savaşımı, Arafat’ın El-Fetihle kalkıştığı terörle Bağımsızlık arayışı ve sürekli duruma gelen İsrail-Filistin savaşı. Taliban’ın Afganistan’dan 11 Eylül 2001’de New York Tic. Kulelerini vurup ABD’yi dünya Jandarmalığına tırmandıran İslami Terör dalgası, Tunus’tan kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya yayılan gençliğin Arap Baharı Hareketi ve BOP’un Ortadoğu baskını…

Bunların göreceli etkisindeki Türkiye’mize gelirsek, 1950 seçimi ve sonrası hızla küçük Amerika sevdası. 27 Mayıs 1960 Devrimi (kimine göre darbe) ile yapılan 1961 Anayasası (İnsan hakları, yaygın örgütlenme ve sivilleşme hakkı, bağımsız yargı, demokratik parlamenter sistemin partileşme ve kurumsallaşma ortamı gibi ileri demokratikleşme dönemi). 12 Mart Askeri müdahalesi sonrası “1961 Anayasası bol geldi” diyerek değiştirilen hukuk düzeni ve Milliyetçi Cephe hükümetleri. 12 Eylül 1980 Darbesi ve Anayasası. (Demokratik hakların kısıtlanması, küresel sermayenin ekonomiye el koyması. Sonucu, 2000 Finansal ve Ekonomik krizi). 2002 seçimi ile Dinî politikanın tek başına devleti ele geçirmesi. TEK Adam gerçeğinin anayasallaşması. Yirmi yıl sonra laik demokratik cumhuriyetin yerini almaya adanmış Tarikat alt yapısının gün yüzüne çıkışı.  Halkın bu gidişe dur dediği 2019 yerel seçimi.

Bunların ardına gelen Covid 19 Salgını ülkede, başta sosyal ve ekonomik yaşam olmak üzere kökten bir dönüşümün beklentisini yarattı! Çoğu birikimli sosyal demokrat ekonomistler, küresel sermayenin güdümüne giren “kârını büyütme” amaçlı özel sektör düzeninin bittiğini, yeniden kamusal ekonomik yapıya ve sosyal devlete dönüşümün kaçınılmazlığını ileri sürdüler.

2020’nin ikinci yarısına gelindiğinde bunun tam tersine, başta hazine olmak üzere kamu kaynaklarının sayılı büyük sermeye elinde yağmalandığı, halkın Aş-İş derdinin tam bir çıkmaza girdiği karanlık bir süreç yaşanır oldu. 6 Şubat 2023’de on ilimizi yerle bir eden Depremler, yalnız Türkiye’miz değil, dünya genelinde son yüz yılın alan, şiddet ve can kaybı açısından en büyük olayıdır.

Ülkenin her açıdan geldiği gibi gitmesi artık asla düşünülemezdi. Bedeli çok ağır olsa da değişim ve dönüşüm kaçınılmazdı. Nasıl ve ne yönde ve ne hızda olacağını, toplumun biriken kötümserliği ve karamsarlığına karşın daha güçlü olan damarındaki direniş gücü belirleyecekti.

İşte 2023 Mayıs seçimi de bu gücün -Sandığa yansıyacağı korkusu AK Sarayı sarmış-; -Sandıkta AK Sarayı bitirecek rahatlığı da 6’lı Masaya kalmıştı-. Çünkü özellikle 1950’den beri her seçimin sonucunu belirleyen halkın Aş ve İş derdi, önceleri hiç görülmemiş boyutta bir çıkmazda idi.

29 Mayıs 2023 sabahı, sorumlusu ve suçlusu hala tartışıladursun Halkın bembeyaz umutlarının karanlığa büründüğü bir sabah oldu. Umutların tükendiği o sabah 6’lı Masa dağıldı. Masayı sırf kendi adaylığı için kurduğu iddia edilen CHP Genel Başkanı, İst. Bel. Bşk. da dahil, en yakınlarınca yenilginin tek sorumlusu ilan edildi. Genel Başkan ise yenilgiyi kabul etmeyerek “hasarlı CHP’yi tamir için salim bir limana kadar götürmek” vaadiyle postunu koruma çabasına girdi.

Artık bir 5 yıl daha sürecek olan AK Sarayın Tek Adam yönetimindeki “laik demokratik cumhuriyeti tasfiye etme” projesinin önündeki son engel, 31 Mart 2019’da elinden alınan büyük şehir Belediye Başkanlıkları kaldı.

HDP ve özellikle İYİ Partinin bu illerdeki 2019 seçim başarısındaki katkısı yadsınamaz. 2024 Mart seçimi için de bu gerçek sürüyor. Oysa bilinmezleri oynayan Yeşiller ve İYİ Parti Genel Başkanı, 2024 seçiminde “kendi başlarına savrulacaklarında” ısrarlı gözüküyorlar.

CHP ise, ülke ve halkın tırmanan Aş-İş derdini bir yana bırakıp, cumhuriyetin kurucu partisi değil de adeta sıradan bir dernek gibi delege-kongre-kurultay dalaşına girmiş durumda. Ülke, hem iktidarın hem de muhalefetin görülmemiş duyarsızlığı, sorumsuzluğu ve hatta utanmazlığı ile karşı karşıyadır.

1950’den beri bütün bu özet geçmişi yaşayanlardan birisi olarak gördüğüm tarihe mal olmuş bir gerçek var: “Toplumsal olayların değişimi ve çağdaş gelişimi önünde Lider Ülke ya da Lider Kişi olsun hiçbir gücün duramadığını iki sayfa okuyanlar bilirler ya da bileceklerdir. “Böyle geldi böyle gidecek” zan edenlere başka bir yeri değil, ülkemin ve halkımın son 100 yılına açıp bir kez daha bakmalarını öneririm.

Ne Vladimir İlyic Lenin’in ne Adolf Hitler’in ne de Theodore Roosevelt’in çaldıkları maya tuttu. Bu gün bütün dünya, mayası gittikçe yoğunlaşarak kabaran tek liderin Mustafa Kemal Atatürk olduğunda tam bir görüş birliği içinde. Bu bizim filenin parlayan yıldızları gibi tüm genç kuşağımızın, çağdaş uygarlık yolunda en büyük güç kaynağıdır.