Ne mutluluk! Mb Başkanımız Kadın

Erol Çevikçe

Kendisi gibi yaşamı da güzeldi. Yurdunun mutsuz kadınları Duygu Asena’yı daha çok sevdi. 2016’da sonsuzluğa yolcu ettiğimizde arkasında bıraktıkları ile kadınlarımıza mutluluk yolunda güçlü bir yazılı miras bırakmıştı.

Bir İngiliz uzmanın araştırmasına göre Türkiye mutluluk sıralamasında 178 ülke içinde 133. sıradaymış. 178 ülkeden derlenen verilerin yansıra, Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü'nün yaptığı yüz küresel çalışmaya dayandırılan araştırmaya göre, mutluluğu etkileyen en temel faktörler sağlık, eğitim ve refah olarak belirlenmiş.

Analitik sosyal psikoloji uzmanı Adriana White’ın yaptığı araştırmada en mutlu ülke Danimarka, en mutsuz ülke Afrika'daki Burundi. Irak, Suriye gibi çatışmaların yaşandığı ülkelerin dışta bırakıldığı araştırmaya göre, mutluluk sıralamasında ABD 23'üncü, Almanya 35'inci, İngiltere 41'inci ve Fransa 62'inci sırada.

İngiliz uzman, küçük ülkelerin daha mutlu olma eğiliminde olduğunu belirtirken, bunu daha güçlü işbirliği duygusu ve ülkenin estetik niteliklerinin olmasına bağlıyor.

Araştırmada üzerinde durulması gerekli en önemli sonuç, ülkelerin mutluluğunun zenginlikle doğrudan ilgili değilmiş gibi gözükmesi. Doğrudan dedim, çünkü sağlık, refah ve eğitime bağlı olmasının temelinde elbette ekonomik gelişmişlik düzeyi yatıyor. Ancak bence, ülke zenginliğinin düzeyinden daha çok asıl belirleyici etmen, elde edilen milli gelirin adil paylaşımıdır.

Araştırmaya göre Estonyalılar, fert başına milli gelirleri iki katı olan 60 bin dolarlık Amerikalılardan çok daha mutlu. Gerçekten de yine OECD'nin verilerine göre o Estonya, gelir dağılımının en adaletli olduğu ülkelerin de başında gelmektedir.

Özellikle televizyon ekranlarına yansıyan renkli, şen şakrak görünümün tersine, dışardan mutlulukta 133. sırada görülen halkımızın artık, gerçekte en mutsuz ülkeler arasına doğru zorlandığını içerden görerek duyuyor, yaşıyoruz.

Küçük bir azınlığın soytarılığı ve ilkel görüntüleri ile kendini avutmaya çalışan ve yoksulluk sınırının altında olan büyük çoğunluğun gerçek durumu, anlaşılıyor ki araştırmayı yapanların gerçek gözleminden (belge ve bilgilerinden) kaçmış. 

Dünya Bankası’nın verilerine göre, Türkiye'de günde 5 dolar altında bir gelirle yaşamını sürdüren nüfus oranı yüzde 90 dolayındadır. Doların 10 TL’nin altında olduğu 2021 yılında TÜİK’in hesaplarına göre Türkiye’de fer başına milli gelir 9 500 TL idi. Ancak yine TÜİK’e göre bu ortalamaya karşın, gelir bölüşümünde uçurum, daha da derinleşmiş durumda.

En yüksek yüzde 20 nüfus, gelirin yaklaşık yüzde 50’sini alırken, en düşük yüzde 20 nüfus gelirden yüzde 6 dolayında pay almaktadır. Daha beteri, en yüksek yüzde 5 ise payını artırarak o yüzde 50’nin yüzde 80’nini alır duruma yükselmiştir.

Bu tablo mutluluğun nesnel nedenlerini somut olarak belirliyor. Birbirine güvendiği, verimli bir işbölümü yapabildiği ve elde ettiği geliri hakça bölüşebildiği bir ülkede yasamadıkça "mutluluk" insan için ancak, perdelerde, sahnelerde, ekranlarda aranan bir soyut özlemdir.

Ezine’den Şemdinli’ye, Sinop'tan Samandağ’a ya da Kasımpaşa’dan, yani halkın içinden gelen ve yıllardır en üst düzeyden ve Tek Elden ülkeyi yönetenlerin bu gerçeği herkesten önce bildiği yadsınamaz. Ne var ki, AK Sarayın dünyaya izlettiği azametli manzara ise, bu bilincinin (bildiğinin) tam tersinedir.

Başta Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümeti olmak üzere, devlet vesayetinin ve hazinesinin anahtarını eline alanlara göre halkın mutluluğu soyut bir özlemdir ve ulaşmanın yolu da türban takmak ve iman hatip okullarında okumaktan geçer.

Ne var ki, mutluluğa giden yolun aydınlık kapısını sonuna kadar ilk açan Müslüman ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti olduğunu bu ülkenin çocuklarının bilmesi gerekir. Laik demokratik cumhuriyetçilerin temel hedeflerinin başlığında, "halkın mutluluğu ile çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak" vardır.

O  (bu) Cumhuriyetin en aydınlık ve ileri miraslarının ilk başında gelen de,  daha eşitlikçi ve güvenli “kadın hakları”, İstanbul Sözleşmesi ile TBMM’ce evrensel güvenceye bağlanmıştı. İslâmî Cumhuriyetçilerin kadın haklarına olan dinmeyen nefreti, yeni yüz yıllarının kara yaftası oldu.

AK Partinin Reisinin sözü ile BİLESİNİİİZ ki, toplumsal tarih asla geri götürülemez. Aydınlık gelişme, ırmaklar gibidir. Ne kadar kirletilse de dağları, çölleri aşar ileriye akacak yol bulur. Bazen aheste bazen çağlayarak ama kesinlikle engin denizler ulaşır. Nice Krallar, Sultanlar, Aşiret Reisleri, Ünlü Tek Adamlar er-geç yitip gittiler. Ceyhun’dan Mississippi’ye, Volga’dan Amazon’a, Meriç’ten Aras’a ırmaklar gürleyerek akmaya devam ediyor, tıpkı uygarlıklar gibi…