Hatırlayalım, bu düzen Devlet Bahçeli’nin seçilmiş cumhurbaşkanı olarak anayasanın 101. Maddesine açıkça aykırı hareket ettiğini iddia ederek ‘’Erdoğan Anayasa’ya uymuyorsa, Anayasa’yı Erdoğan’a uyduralım’’ diyerek başlattığı sistem, hukukun üstünlüğü yerine Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ve Erdoğan’ın adaylığının devamı, yetkilerin tek elde toplandığı anayasal değişikliklerle sağlama stratejisidir.
Anayasa Mahkemesi kapatılsın diyen Devlet bahçeli ile anayasaya uymayan Erdoğan ittifakında artık anayasaya aykırılık tartışmaları olmadan seçimlerin öne alınmasıyla birlikte Erdoğan’ın dördüncü kez aday olması gündem bile olmuyor. İktidar gücü her türlü anayasa ihlalini olağan hale getiriyor.
Atanan son üye Şaban Kazdal ile birlikte 15 üyeli AYM’de Erdoğan’ın atadığı üye sayısı 11’e çıktı! AYM’de 3 üye TBMM tarafından seçilmişti. Abdullah Gül döneminden seçilen tek isim olarak da Engin Yıldırım kaldı.
YENİ DÜZENDE…
Yasamanın etkisizliği, yürütmenin-bakanların bir kararnameyle atanması-değiştirilmesi, yargının aşırı siyasallaşması. Üniversiteler, TSK ve tüm kurumların tek akıl-elden kontrol edilir hale gelmesiyle yapılanların doğru veya yanlışlığına dur diyecek veya itiraz edecek bir yapının kalmaması parti devleti algısını güçlendirmiştir.
Sadece bu da değil. Dördüncü kuvvet olarak görülen basın susturulmuş. STK’lar, iş dünyasının da sesi kesilmiş, sendikalar etkisizleşmiştir.
Partiyle devlet iç içe girmiş, bakanlar parti faaliyetlerine aktif olarak katılmaya başlamış, il ilçe örgütleriyle çalışmakta bir sakınca görmemektedirler.
Son dönemde ana muhalefet partisinin kurumsal yapısına ve belediyelerine yönelik operasyonların savcısı şimdide adalet bakanı olarak öne çıkan Akın Gürlek ile ilgili muhalefetin dile getirdiği bakan yardımcılığından cumhuriyet başsavcılığına atanma şeklinin anayasaya aykırılık iddialarına kayıtsız kalınması yargının ve sürecin siyasallaştığı iddialarını güçlendirmektedir.
Ve elbette iddianamenin savcısının adalet bakanı olması da yazdığı iddianamesine (bakan olarak iddianameyi savunan açıklamalar yapması) sahip çıkacağı, mahkemelerin iddianameye aykırı karar veremeyeceği endişelerinin oluşmasına yol açmaktadır.
DÜZENİN SAVUNUCULARI…
Düzenin gücü ve etkisiyle oluşan yapılarda rol üstlenenler sadece bulundukları yerden bakmayı, kendilerini getiren gücün baskısıyla söylenmesi gerekenleri değil, konumlarını sağlama almaya yönelik söylemleri dile getirmektedirler. Gerçek değil, bulundukları yerin doğrusu önemlidir. Konumlandıkları pozisyon gereği aynı eylem kendilerinden olursa suç, olumsuzluk oluşturmazken, karşılarındaki yaptığında topyekün linç süreci başlatmaktadırlar.
Düzen savunucularının görevi gerçeği aramak değil, hak ettiklerinin üzerinde elde ettikleri pozisyonu, makamları koruma kaygısıyla algı yapmaktır!
MESELA…
İddianame çıkmadan aylarca sayısız iddiayı gerçekmiş köpürtenler, iddianame çıktıktan sonra köpürttükleri iddiaların hiçbirinin iddianamede yer almamasına şaşırmadıkları gibi; yanılmışız demediler. Daha dava başlamadan aylarca masumiyet karinesini yok sayarak peşin suçlu ilan eden, mahkeme kararı olmadan mahkum edenler duruşmalar başladığında duruşmaları görmezden gelerek aynı tavır sürdürdüler.
SİLİVRİ DE NELER OLUYOR…
Silivri’de neler oluyor hiç merak etmediler çünkü onlara göre ne olacağı baştan belliydi!
Normal olması gereken bunca süre belli bir amaca yönelik de olsa dile getirdikleri iddiaların sahipleri ne söyleyecek, iddialara muhatap olanlar kendilerini nasıl savunacak bunları merak ederek kamuoyuna aktarmaları gerekmez mi? Asrın davası, asrın yolsuzluğu dedikleri duruşmalarda ne olup bittiğini, tutukluların ve tutuklu yakınlarının insani, hukuki taleplerinin karşılanıp karşılanmadığını. Silivri duruşmalarının atmosferi, psikolojisi merak edilmez mi? Hele birde bütün iddia ve tezlerinin temelini oluşturan etkin pişmanlıktan yararlanmak için bir takım suçlamalar yöneltenlerin suçlamalardan vazgeçmesi, içerde yatmayacaksın dedikleri için baskı altında ifade verdim diyenler ortada iken.
CHP ÜZERİNDEKİ BUTLAN BASKISI…
Akın Gürlek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı süre içinde siyasetin gündemini belirlerken, Adalet Bakanlığı koltuğuna oturması CHP’ye dönük yargı süreçlerine etkisinin olacağından hareketle siyaset kamuoyu mutlak butlan ihtimalini konuşmaktadır. İstinaf sürecinin devam ettiği, hukuken süreç henüz bitmediği; İstinaftan bazı beklentilerin devam ettiği. Bir adım sonrası CHP’ye kapatma davasının konuşuluyor olması CHP’ye operasyon çekildiği tezini güçlendirmekte...
38. Olağan Kurultay’da usulsüzlük yapıldığı suçlamasıyla açılan 1 Nisan’a ertelenen davada hala mutlak butlan kararının çıkacağı, Özgür Özel yönetiminin düşmüş sayılacağı konuşuluyor olması bile CHP üzerinde siyasallaşan bir yargıyla baskı oluşturulmak istendiği çok net görülmektedir.
Erdoğan sayısız kez kendisinden önceki yargıya olan güvensizliğini dile getirmiştir. Geçmişte ‘’Eğer bir ülkede halk bunalmış ve ellerini semaya açarak adalet çığlığı atar hale gelmişse oradaki yargı sisteminde bir sorun var demektir.’’
Eller semaya açılmış meydanlarda, sokaklarda adalet çığlıkları atılmaktadır…