Otoriter rejimin ordusu var, polisi var, ekranları var, sermaye grupları var; onu geceleri uyutmayan tek şey kontrol edemediği muhalefettir. Bu rejimler tarih boyunca aynı işe kafa yordu ya muhalefeti ortadan kaldırmak ya da kendi istediği biçime sokmak. Sandıktan çıkarak devleti ele geçiren bir siyasi hareketin kalıcı bir rejime dönüşebilmesi için aşması gereken son eşik muhalefetin tasfiyesi. Bu tasfiyenin şekli ülkeden ülkeye değişiyor. Kimi yerde hapishane kapısı kim yerde kapatma kararı bazen bir suikast kurşunu bazen yok sayılan bir sandık. Kimi yerde de en sinsi kabul edilen muhalefetin başına iktidarın seçtiği isimlerin oturtulması.
Sandıktan çıkarak kalıcı bir rejim inşa hareketi, okullar açar, sağlık sistemini büyütür, zaman içinde devleti kendi partisiyle kaynaştırır. Ordu ve mahkemeler partinin emrine girer. Nerde partinin bittiği nerde devletin başladığı belli olmaz hale gelir. Bürokrasiyi bağlamak, propaganda medyasını döndürmek ve güvenlik güçlerini sadık tutmak büyük bir sermaye gerektirir. Otoriterleşmeyi besleyen asıl güç mülkiyetin el değiştirmesidir. Rejimi ayakta tutan ideoloji değil toprak, maden, ihale olur. Parti ülkeyi yöneten bir siyasi örgüt olmaktan çıkar devletin mal varlığını üzerine geçiren dev bir şirkete dönüşür.
Yoksullaşan kitlelerin içinde örgütlenen muhalefet iktidarın kurduğu çarka dokunduğu, paranın aktığı musluğa el attığı anda hukuk devreye girer.
İktidar sandıkta yenemediği, halkın sevdiği bir ismi alıyor önce ajan diyor sonra dış güçlerin projesi en sonunda vatan haini koskoca bir siyasi rakip milli güvenlik dosyasına dönüşmüş. Artık onunla meydanda yarışılmıyor mahkeme salonlarında kurgulanmış davalarla hesaplaşılıyor. Aslında görünüşte o siyasetçiye ceza kesiliyor ama gerçekte milyonların iradesi gasp ediliyor.
Yargı ve devlet bürokrasisi sivil siyasetin enerjisini her seferinde yeni bir yasal engel ile tüketiyor. Kuruyorsun kapatıyorlar, yeniden kuruyorsun kazanıyorsun hükümeti kurduruyorlar mı hayır. Amaç topluma şu cümleyi ezberletmek ‘’ne yaparsak yapalım olmuyor’’ umutsuzluk bu sistemin asıl ürünü.
Kendi ayakları üzerinde duramayan otoriter rejimler hayatta kalabilmek için daha büyük otoriter rejimlerin uydusu haline gelir. Bağımsızlık önce içerde sonra dışarda kaybedilir.
Egemenliği savunmak! Toplumların rızası böyle üretiliyor. Bu rızanın daha sinsi versiyonu var devlet aklı efsanesi! Burada düşman göstermeye bile gerek yoktur. İktidar dilediğini yapar, itiraz yükseldiğinde ortaya görünmez bir merci sürülür devlet aklı böyle gerektirdi. Sanki o kararları o masada oturan çıkarı, hırsı, hesabı olan insanlar almıyormuş da onların üzerinde bir yerde duran kimsenin görmediği soğukkanlı ve yanılmaz bir üst akıl alıyormuş gibi! Bu efsanenin asıl işlevi sorumluluğu buharlaştırmaktır. Karar artık kimsenin kararı olmaz, devletin kararı olur. Hesap soran kişide siyasetçiyi eleştirmiş sayılmaz devletin kendisini karşısına almış sayılır ve susturulur. Toplum devlet bir bildiği için yapıyordur cümlesiyle uyutulur. Oysa o görünmez akıl diye sunulan şey çoğu zaman masadaki adamların kendi hesabıdır. İktidara gelirken benim aklım, benim vizyonum diyenler, hesap sorulmasını istemedikleri her şeye devlet aklı derler. Devletin bekasıyla iktidarın bekası bile isteye birbirine karıştırılır. Koltuğu korumak vatanı korumak diye pazarlanır. İnsanlar devleti savunduklarını sanarak bir zümrenin servetini ve koltuğunu savunur hale getirilir. Oysa devlet hepimizindir. İktidar geçicidir. Bu ikisini birbirine karıştırmak otoriter rejimlerin en eski numarasıdır. Devlet benim diyemeyenler diyemedikleri için devlet aklı gizemine saklanır. İkisi de aynı kapıya çıkar. Devlet bir zümrenin malı haline gelmiştir biri bunu efsaneyle örter öteki ilan eder.
Hiçbir siyasi iktidar ülkenin sermaye yapısını değiştirmeden yargıyı ve medyayı tekeline alamaz. Bu süreçte içerdeki büyük burjuvazi, büyük sermaye grupları da çoğunlukla muhalefetin yanında durmaz. Kendi mülkiyetini güvence altına alabilmek için otoriter rejimlere sessiz bir suç ortaklığı kurar.
Burada çarkın kusursuz dönmesin sağlayan son dişli, iktidar gerçek muhalefeti tasfiye ettiğinde seçim pusulasını bomboş bırakmaz. Neden? Çünkü diktatörlüğün sandık meşruiyetine ihtiyacı vardır. Tam da bu yüzden rejim kendi eliyle bir muhalefet inşa eder. Sınırları kendisinin çizdiği, bütçesini kendi kasasından verdiği iktidarın kırmızıçizgilerini asla aşmayan evcilleştirilmiş bir muhalefet. Bu kontrollü muhalefet ekranlarda sahte kavgalar eder ama üç şeyi asla sorgulamaz. Rejimin mülkiyet yapısını, temel ideolojisini, paranın kimin cebine aktığını. Vitrinde durur, halkın gazını alır, rejimin dünyaya bizde seçimler yapılıyor demesini sağlar. Diktatörlüklerin en uzun ömürlüleri muhalefeti tamamen yok edenler arasından çıkmadı. Yargı kararlarıyla muhalefetin koltuğuna kendi istediği ismi oturtanlar arasından çıktı.
Devam edeceğiz…