LOZAN 'Zafer' mi, 'Hezimet' mi?

Ergün Aydoğan

                                            

‘’Ah parçalamasalar! Bari İngilizler vatanımızı toptan alsalar… Mısır gibi olsak…’’ Yahya Kemal

‘’Biz mandayı kabul ediyoruz da bağımsızlık istemiyoruz demedik!’’ Fazıl Paşa, 8 Eylül 1919

‘’Sevr Antlaşması’nı imzalamamak demek, ‘ölmek daha iyidir’ demekti. Bu intihar demekti! İntihar da günahtı!’’ Hadi Paşa, 22 Temmuz 1920

‘’En aydın sanılan insanların manda tutkunluğu ile adeta milletin bağımsızlık ruhunu yıkmak için gafilane çalışma ve devamlı çaba içinde çırpındıklarını hayretle görüyordum.’’ Atatürk, 22 Nisan 1921

Peki birilerinin bir türlü zafer mi hezimet mi olduğuna karar veremediği, savunalar tarafından ‘ülkenin bağımsızlığının sembolü tapu senedi’’ olarak kabul edilirken, karşı olan çevreler tarafından hezimet olarak kabul edilen Lozan’a yabancılar Lozan sonrası ne demişler.

İngiltere Parlamentosunda konu tartışılırken dönemin devlet başkanı McNeill ‘’Lozan sonrası tarihte ilk defa kendi toprakları üzerinde halkı tamamen Türk olan bir devlet ortaya çıktı.’’

İngiliz Dışişleri Bakanlığı raporlarında ise ‘’Görünürde parçalanmış olan ama yıkıntılarının üzerinden yükselerek dünyanın en güçlü uluslarına karşı koyan ve tüm ulusal dileklerini sağlamış olan bir ulusun ölüm kalım savaşının son aşaması olmuştur. Lozan Konferansı’nın getirmiş olduğu saygınlık, uygulamış olduğu sabırlı diplomasiyle İsmet Paşa’ya ve Türk ulusal akımının yaratıcısı ve başarılı önderi Mustafa Kemal’e aittir. Lozan antlaşması, milliyetçi Türklerin en yüce diplomatik zaferi olmuştur…’’

Lord Curzon’un ‘’Siz Yunanistan’ı yendiniz, İngiltere’yi değil! Bunu unutmayın!’’ sözü üzerine…

İsmet Paşa Lozan görüşmelerinde Lord Curzon’a ‘’hayır’’ diyor. ‘’Yalnız Yunan’ı yenmedik, güneyde müttefikiniz Fransızları yendik, onun silahlandırdığı Ermenileri yendik. Müttefikiniz İtalyanları Anadolu’dan uzaklaştırdık. Sizin silahlandırdığınız Doğu Ermenilerini ve Pontus çetelerini yendik. Sizin İstanbul yönetimi ile birlikte azdırdığınız isyancıları yendik. Silah ve para ile desteklediğiniz Kuvayı İnzibatiye’yi yendik. En son olarak da maşanız Yunan ordusunu yenip denize döktük. Mondros’u yendik, Sevr’i yendik, Üçlü Antlaşmayı yendik. Bunların hepsinin arkasında siz vardınız. Hepsinin ipleri, dümeni, düğmesi sizin elinizdeydi. Biz asıl sizi yendik.’’

Hadi gelin birde bizim yönetenlerimiz ne demiş ona bakalım!

29 Eylül 2016 tarihinde Beştepe’de muhtarlara hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘’Tarihte bize ne yaptılar. 1920’de Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada.

İşte şu an Ege’yi görüyorsunuz değil mi? Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik. Zafer bu mu?

Niye? İşte o antlaşmada masaya oturanlar sebebiyle. O masaya oturanlar, o anlaşmanın hakkını vermediler. Vermedikleri için şimdi onun sıkıntısını biz yaşıyoruz.’’

Aynı Erdoğan, 24 Temmuz’da antlaşmanın 93. Yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada ise ‘’Cumhuriyetin kurucu belgesi’’ olarak niteleyerek ‘’Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakarlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir.’’

Yine Erdoğan Lozan’ın 99’uncu yıldönümünde ‘’Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgelerinden Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 99’uncu yıl dönümünü idrak ediyoruz…’’ demiştir.

Görüldüğü gibi işlerine nasıl geliyorsa bazen ‘hezimet’ bazen ‘zafer’ olan Lozan’ın ne olduğuna bir türlü karar veremediler. Bu zaferin kahramanlarına ‘iki ayyaş’ demeyi de unutmuyorlar.

Dünyanın bile kabul ettiği başarıyı küçümseyenler kendi dönemlerinde daha mürekkebi kurumadan muhataplarınca ihlal edilen anlaşmaları zafer olarak görüyorlar. Dün gerekirse bir imzayla çıkarız dedikleri Montrö Boğazlar Sözleşmesinden doğan hakları kullanarak ‘tahıl arabuluculuğundan’ elde edilen başarıyla gururlanıyorlar. Elbette gururlanılmalı ama Montrö’nün küçümsenmiş olması, gerekirse bir imzayla çıkarız kayıtsızlığı unutulmamalı.

En önemlisi de yıllarca Lozan yüzünden yeraltı zenginliklerimizi çıkaramıyoruz, 100’ncü yılı dolunca yeraltı kaynaklarımızı çıkaracağız diyenlerin; Cumhuriyetle başlayan maden ve yeraltı zenginlikleri arama çalışmalarını ve 1950’den beri TPO tarafından yapılan çalışmaları yok sayarak sanki Lozan yokmuş gibi her gün ülkenin değişik yerlerinde çeşitli madenlerle birlikte petrol ve doğalgaz rezervi bulmaları! Ve en büyük seçim vaadi olarak da Lozan’ın 100’üncü yılını doldurmadan vaat edilen doğalgaz ve petrol rezervleriyle zenginleşme hayalleri.

Sonuç olarak bu, tarihle, geçmişle, Cumhuriyetle yapılan hesaplaşma 100 yıllık kapanmamış bir hesaplaşmadır; o gün karşı olanların izleri bugün aynen takip edilmektedir.

‘’Tarihi Yazan, Tarihi Yapana Sadık Kalmazsa Sonuç İnsanlığı Şaşırtacak Bir şekil Alır’’ M. K. Atatürk