İmamoğlu/İBB davasının psikolojisi

Ergün Aydoğan

                           

Adalet ulaşılabilir, ekonomik ve aleni olmalıdır!

Güçlü ve zayıf arasındaki farkı dengeleyen, hızlı işleyen ve herkesin hak ettiği payı aldığı bir sistem, adil bir toplumun temelidir. Geciken adalet adaletsizliktir…

İstanbul’un üç kez seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu yaklaşık bir yıl önce 18 Mart günü diploması iptal edildi. 19 Mart’ta gözaltına alındı, cumhurbaşkanlığı önseçiminin yapılacağı 23 Mart’ta tutuklandı. Tutuksuz yargılama esasken tutuklu olarak yargılama 9 Mart günü Silivri 1 Nolu duruşma salonunda ‘’gergin’’ başlayıp ‘’gerginlikle’’ pazartesi günü kaldığı yerden devam edecek…

Silivri’de duruşmaya katılabilmek öyle sanıldığı gibi çok kolay değil. Çok yakın çeperler hariç İstanbul’un herhangi bir yerinden özel araçla git gel 250-350 kilometre, özel araçsız ulaşım olabildiğince zor. Ulaştıktan sonra içeriye girebilmek ayrı bir zorluk.

Duruşmalara gelmeden önce dava siyasi mi hukuki mi salt yolsuzlukları ortaya çıkarmak mı…

Ekleriyle birlikte 8 bin sayfayı bulan iddianamenin hazırlayıcısı bakan yardımcılığından sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yapılan ve şimdi de adalet bakanı olarak atanan Akın Gürlek; Bakan olarak iddianamesine sahip çıkan açıklamalar yapmayı sürdürüyor. Aynı zamanda HSK başkanı olarak daha önce yakın çalıştığı mahkeme başkanı ve bir buçuk yıl önce kura çeken heyet üyelerinin tayin, terfi gibi özlük haklarının belirleyicisi konumunda.

Hani yargılama heyeti yargılananlara karşı nötr, objektif, önyargısız olması gerekiyor ya; ilk haftanın sonunda ortaya çıkan tablo pek öyle gözükmüyor. Sanıklara karşı ön isimleriyle hitap etmesi, söz vermekten imtina etmesi, sözlerin sınırlanması, basına, izleyici ve ailelere karşı görevlilerin tutum ve davranışları sinirlerin gerilmesine yol açıyor. Görevliler aileler üzerinde yoğun bir baskı kuruyor!

Şöyle düşünelim, mahkemece hazırlanan ‘’yargılama hedef süre formunda’’ davanın ‘’azami 4 bin 600 günde tamamlanmasının hedeflendiği’’ uzamalar dikkate alındığında yaklaşık 12 yıl 6 aya karşılık gelen yargılama süresi ve 2 bin dört yüz 30 yıl hapis istemiyle yargılanıyorsunuz, daha hüküm verilmeden ‘’çıkar amaçlı suç örgütü lideri’’ olarak suçlanıyor, bütün dava sizin üzerinize oturtuluyor ve size konuşmayın, sondan bir önceki olarak yüz altıncı sırada sıranız geldiğinde savunma hakkınızı kullanabilirsiniz deniyor. Konuşmanız istenmiyor, susun, bekleyin deniyor. Neden en başta değil de en sondan ikinci! İlk önce konuşup diğerlerini etkilemesin, davanın başında kamuoyunda olumlu bir hava yaratmasın diye mi?

Sadece o da değil, hakkınızda hüküm verilmeden görevinizden alıkonulduğunuz gibi, sesiniz, görüntünüz, sosyal medya hesaplarınız kapatılıyor, dünyayla iletişiminiz kesiliyor. En yakın çalışanlarınız dışında aile bireyleri; babanız, oğlunuz, kayınbiraderiniz hakkında açılan davalarla psikolojik baskı oluşturuluyor.

Bütün suçlamaların merkezinde olacaksınız, dava sizin üzerinize bina edilecek ama suçlamalara cevap vermeyeceksiniz!

Buradan da davayla ilgili bir stratejinin olduğu bu stratejinin de davalılar, aileler ve kamuoyu üzerinde psikolojik bir süreç planının olduğu anlaşılabilir.

İktidara yakın medyanın iddianame öncesinde olduğu gibi yargılama başladığında da yine tek yönlü yayınlarıyla kamuoyunu yönlendirmeye dönük yayınların aralıksız sürdüğüne bakılacak olursa bu psikolojik savaşta medya üzerine düşen rolün gereğini yapmaktadır.

İster destekleyin isterse karşı olun gidin davada neler yaşandığını, mahkemenin tutumunu-yargılayanların, yargılananların ve tutuklu yakınlarının psikolojisine tanıklık edin.

İktidar bu davanın siyasi değil hukuki bir dava olduğuna inanıyor, iddia ediyorsa temsilcilerini göndermez ya; çünkü onlar böyle olmasını istiyor, olanlardan memnun, davayı takip etsinler. Canlı yayınlansın denen davada içeride yaşananların dışarı yansımasının önüne geçilmek için basına kısıtlamalar getiriliyor.

Sesi, görüntüsü, sosyal medya hesaplarının kapatılması, mahkemede basınla arasına duvar örülme çabalarına rağmen kamuoyunda Ekrem İmamoğlu’na haksızlık yapıldığı, davanın siyasi olduğuna yönelik kanaat daha da güçlenmektedir. Bir yıla varan tutukluluk, tecrit uygulaması vicdanları yaralamakta; tutuksuz yargılama talepleri artmaktadır. İktidarın tutuksuz yargılamayı İmamoğlu’nun sahaya çıkacağı endişesinden çekindiği konuşulması bile davanın siyasi dava olduğu kanaatini güçlendirmektedir.

Yargılayanlarla, yargılananlar arasındaki psikolojik ‘’savaş’’ pazartesi günü de devam ediyor. Perşembe günü gazetecilerin oturduğu yer gerekçe gösterilerek ertelenen duruşma, pazartesi günü de hukukçu milletvekillerin avukat sıralarında oturması gerekçe gösterilerek duruşmalara tekrar ara verildi.

Yaşananlar iktidarın planlı gerilim stratejisidir; buradan geri adım zor!