Fon'da ''Vurgun'' Yapanlar, Fon'da ''Vurgun Yiyenler

Ergün Aydoğan


Türkiye bir haftadır fon-borsa "vurgun"unu veya "soygun"unu konuşuyor. Bir siyasetten güç alarak "vurgun" yapanlar, bir de siyasete güvenip "vurgun" yiyenler var. Siyasetin gücüyle elde edilen makamların yetkilerini kullanan, insider trading (içerden bilgi ticareti) yoluyla "soyan" bir kesim ile siyasete ve devletin kurumlarına güvenerek birikimlerini yatırdığı için "soyulan" yüz binlerce mağdur vatandaş var.

Fona para yatıran bir arkadaşımız endişe içinde arayarak paralarını alıp alamayacağını, ne zaman ve ne kadarını alabileceğini soruyor; "Devletin Ziraat fonuna güvenmeyip de kime güveneceğim?" diyerek isyan ediyordu.

Peki, bu "soygun" öngörülebilen ve önlenebilir bir durum muydu? Elbette öngörülebilir ve önlenebilir bir soygundu. Bu bir yönetim ve siyaset krizi miydi? Elbette ciddi bir yönetim ve sistem krizidir.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek aylar öncesinden "Fonda manipülatif işler var." dediği hâlde bunların yaşanmış olması, ihmalle birlikte "Bize bir şey olmaz." özgüveninden kaynaklanıyor. Olayın ortaya çıkması denetim organlarının görevini yapmasının bir sonucu değildir. Olay; Yeni Parti’nin, eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eşinin fona 163 milyon lira yatırıp 2,2 milyar lira "vurgun" yaparak çıktığını açıklamasından sonra ortaya çıktı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, fon krizi patlak verdiği tarihte Birleşmiş Milletler (BM) toplantısı için ABD’ye giden Cumhurbaşkanı ile birlikteydi.

İktidarın "Biz kendi içimizde gerekli temizliği yapıyoruz." iddiası gerçeği yansıtmıyor. Eğer öyle olsaydı Yeni Parti fon krizini açıklamadan önce Fatma Betül Sayan Kaya, bakan ve diğerleri hakkında gereği yapılırdı.

Ayrıca iktidar ne diyor? "AKP’de işler tıkır tıkır işliyor." Evet, AK Parti’de işliyor olabilir ama devlette işlemiyor! Bu iş AK Parti’nin işi değil ki! Ha, parti ile devletin iç içe geçmişliğini kabul ederek "AK Parti eşittir devlet, biz devletiz." diyorsanız o başka!

Bazı vatandaşlar, "Bugüne kadar sayısız siyasi ve ekonomik krizi iktidar bir şekilde atlattı ama bunu atlatması kolay değil." diye düşünürken; bazıları ise "Hiçbir şey olmaz, yine üzeri örtülür." görüşünde...

Vatandaş tıpkı dört bakanın istifa ettirilmesi, bakan çocuklarının paralarını faiziyle birlikte geri alması, İstanbul, Ankara, Bursa ve Balıkesir belediye başkanlarının hiçbir gerekçe açıklanmadan istifa ettirilmesi, Rıza Sarraf’ın "rüşvet listesi" diye açıkladığı iddiaların unutturulması gibi bir süreç yaşanacağını düşünüyor.

Bu Bir Sistem Krizidir…

Fatma Betül Sayan Kaya, 2008’de İstanbul Büyükşehir Belediyesinde (İBB) işe girdikten iki ay sonra İBB’den 85 bin dolar burs alarak yurt dışına gönderiliyor. Peki, Fatma Betül Sayan Kaya 2026 yılında fona yatıracak 163 milyon liralık servete nasıl sahip oldu? Bu paranın kaynağı nedir? Herkes 2,2 milyar lirayı konuşuyor. İyi de başlangıçtaki 163 milyon lira az buz para mı? Var mı bu servetin kaynağını soracak bir merci?

Yine sorulması gereken önemli bir soru da şudur: 163 milyon lira gibi devasa bir para, Özata Denizcilik’in 250 bin hissesine tereddütsüz nasıl yatırılıyor? Bu hissenin füze gibi yükseleceğine dair insider trading (içerden bilgi alma; suçtur) desteğiyle mi bu yatırımı yaptılar? Çünkü hiçbir bilinçli yatırımcı bütün varlığını ne tek bir hisseye ne de tek bir yatırım aracına yatırır; yumurtaları tek sepete koymaz!

Gelelim en önemli soruya: Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) Eylül 2026’da işlem yasağı koymasından hemen önce, yüz binlerce yatırımcı içeride dururken bunlar nasıl bir anda çıkış yaptı?

Ve asıl önemli soru ise şudur: Aylar önce yapılan uyarılara rağmen SPK bütün bu olan bitenleri görmedi mi, yoksa görmek mi istemedi?

Bu Bir Yönetim Krizidir…

Olan biteni görmesi gereken Borsa İstanbul ve SPK bunu görmedi. Şimdi Cumhurbaşkanı kararıyla Devlet Denetleme Kuruluna (DDK) yatırım fonlarında yaşananları inceleme görevi verildi. İncelemeyi yapacak DDK’nin başında, 2023’ten beri Borsa İstanbul Yönetim Kurulu ve aynı zamanda Borsa İstanbul Denetim Komitesi Başkanlığı yapan Salih Tanrıkulu var. Yıllarca Borsa İstanbul yönetiminde ve Denetim Komitesinde görev yapmışsınız. Tüm bu olanları görmeniz gerekirken görmemişsiniz… Şimdi size "Git, o dönemi sen denetle." deniyor. Siz de "bağımsızlık" adına borsa koltuğunu bırakıp denetim yapacak DDK’nin başındaki koltuğa oturuyorsunuz ve kendi döneminizi denetleyeceksiniz!

Parti ile devlet organlarının iç içe geçmişliğiyle; Türk tipi sistem, Türk tipi denetim…

SPK, Tera Yatırım'da işlem yapan 37 kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuş ama ne hikmetse Fatma Betül Sayan Kaya bu listede yok. Neden acaba?

İktidar medyası, "Fatma Betül Sayan Kaya 163 milyonu nereden elde etti, 2,2 milyarı nasıl kazandı?" demek yerine, "Bu bilgi nereden sızdı?" derdine düştü! Hemen "Fatma Betül Sayan Kaya 2,2 milyarı bağışladı." iddiaları ortaya atıldı; ortada bağışlandığına dair hiçbir belge olmadan algı yapıldı. Sonra bağışlanmadığı anlaşılınca bu algı paniğe dönüştü!

Bütün bu olanları ortaya çıkaracak, siyasetten bağımsız devlet kurumları ve görevlileri olmadığı için sağlıklı bir sonuç çıkacağına dair bir umut yok.

Mesele; elindeki avucundaki varlığını kaptırmış bunca mağdur vatandaşın parasını alıp alamayacağıdır. Vatandaş parasını ne zaman, ne kadarını ve neye göre alacağını bilmek istiyor…

Ve en önemlisi: "Vurgun"culardan hesap sorulacak, paralar geri alınacak mı? Yoksa "Surda gedik açtırmayalım." kaygısıyla, daha önce olduğu gibi bu olayın da üzeri örtülecek mi?