Bugüne kadarki bildiğiniz bütün krizleri unutun; bu yüzyılın vurgununun, derin siyasi ve ekonomik sonuçlara yol açması gereken bir krizdir. AKP, 24 yıllık iktidarında ortaya çıkan ve sorumluluğunu üstlenmeyen hiçbir krizin ("teğet geçti" denilen 2009, 17-25 Aralık, 15 Temmuz, "faiz sebep enflasyon sonuç", KKM) yükünü üstlenmemiştir. Her krizi kendisi dışında harici yerlere yüklemeyi becerebilen AKP iktidarının, bu sefer işinin o kadar kolay olmayacağı açıktır. Çünkü fon vurgunu; "AKP çocukları, bürokratları, kamu görevlileri"nin içinde yer aldığı, iktidarın deyimiyle tamamen "yerli ve milli" bir vurgundur. Erdoğan, "çıraklık, kalfalık" ve "ustalık" dönemleri diye tanımladığı görev süresinin "ustalık" döneminde kurduğu kendi vesayet sistemi ve anayasasızlık döneminde, tamamen kendisinin özenle seçtiği ikinci kuşak seçkin AKP siyasetçileri ve çocuklarının içinde yer aldığı bir vurgunun sonucu ortaya çıkan bir krizdir.
Fon vurgununun ekonomik faturası henüz doğru dürüst çıkarılmış değil. Bilinen 131 fon, 455 bin kişi-şirket, 830 milyar lira... Borsadaki şirketlerin toplam piyasa değerinde son iki ayda 173 milyar dolar değer kaybı yaşanmıştır. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, fon vurgununun ekonomiye maliyetinin 195 milyar dolara kadar çıktığını belirtmektedir. Tabii ki bu vurgunun sermaye piyasalarında yaratacağı olumsuz "güven" duygusu ve reel ekonomide çok daha derin sonuçlara yol açacağı kesindir. İktidarın kendi yarattığı bu krizden güven tazeleyerek çıkması kolay değildir. Sorunu yaratandan, sorunun sebebi olandan "çözüm" beklemek gerçekçi değildir. Bu süreçten gönüllü para getirene "hadi git" denilerek çıkılmaz. "Seni bu sisteme kim davet etti?" diye sorulmadan, bu kapanı kimin veya kimlerin kurduğu bulunmazsa yarın başka isimlerle başka kapanlar kurulur.
İktidar, "cerrah titizliği" ile yapmak istediği birkaç bürokratı ve siyasetçiyi "kurban" ederek "Bakın, kim olursa olsun gözünün yaşına bakmıyor, kesip atıyoruz" mesajıyla bu fon yolsuzluğu-vurgununda hiç dahli yokmuş gibi bir algıyla güven tazelemek istemektedir. "Türkiye Yüzyılı" projesinin mimarı eski milletvekili Ertan Aydın ve eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı - AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’yı tutuklayarak vermek istediği mesaj budur.
Bu vurgun, üç beş ismin karıştığı bir olay değil, sistemsel bir sorundur. Kurumlar bağımsız olmadığı, siyasi hesap verebilirlik neredeyse ortadan kalktığı ve iktidardakiler hukukun üzerinde hareket ediyormuş gibi göründüğünde, yolsuzluk bireysel suç olmaktan çıkarak sistemsel bir soruna dönüşür. Kamu gücünü kötüye kullanmakla suçlananlar korunuyor, hesap verebilirlik talep edenler polis şiddetiyle karşılaşıyorsa demokrasi inşa edilemez. Kurumların görevi, iktidarı yurttaşlardan korumak değil, yurttaşı güçlü kurumlara karşı korumaktır. Güçlülerin cezasızlıktan yararlandığı, sıradan yurttaşların ise temel haklarını kullanmaktan korktuğu bir devlet, gerçek demokrasiye ulaştığını iddia edemez. Hesap soran yurttaş polis şiddetiyle karşılaşır, gazeteci tutuklanır, basın susturulursa denetimsizlik ve cezasızlık algısı hâkim olur.
Muhalefet Ne Yapmalıydı?
İktidarın kendi kadrolarıyla yerli ve milli "özgün" fon vurgunu ortaya çıktığı anda; vurgunda adı geçen siyasetçi, bürokrat ve iktidara yakın isimlerin içinde olduğu fon yapılandırmaları, denetim yapması gereken kurumların kadro yapılandırması, bu kadro yapılandırmasının nasıl oluştuğu, görev kusurları, yapılmayanlar ve yapılması gerekenler tek tek kamuoyuna anlatılmalıydı...
Fon vurgunu ne olsaydı yaşanmazdı, ne yapılmadı, ne yapılabilirdi, göz mü yumuldu, göz yumanlar sistem mi, kişiler mi; sorumlularla ilgili yapılması gerekenler...
Fon vurgunu yapanlar biliniyorsa derhal açıklanmalıydı. Bilinmiyorsa, biliyormuş gibi yapmadan sorumlulardan açıklanması istenmeliydi. Yurt dışına para çıkışı oldu mu? Olduysa kimler paraları çıkardı, kimler paranın çıkmasına göz yumdu?
Ve en önemlisi, yüzyılın fon vurgunu olmasa ekonomi nasıl olurdu; emekli, çalışan, memur, esnaf, çiftçi ve iş insanı nasıl etkilenirdi hesaplanarak anlatılmalıdır.
Muhalefet bu süreci doğru yönetip kamuoyuna gerektiği gibi anlatamazsa, iktidar kendi iç sorunu gibi gördüğü bu büyük krizden birkaç kurban verip "hesap soruyor" algısıyla süreçten az hasarla çıkabilir!
Sorun tekrarı yapmak yerine sorunun tespiti, soruna çözüm önerileri ve hesap verebilir yeni düzenin mümkün olduğu anlatılmalıdır; aksi takdirde işimiz kolay değil...