Bir yiğit tanıyorum Silivri’de...

Bedri Baykam

Trump’ın bir cümlesine gülmekten karnıma kramplar girdi: “İran savaşını bitirmek istiyorum.” Adam bir eliyle her şeyi yere fırlatıp paramparça ediyor, diğeriyle de süpürür gibi yapıp “Toplarım, merak etmeyin” diyor! Tam bir bulvar tiyatrosu oyuncusu! Yere fırlattığı şeyler tabak değil, bombalar; saçılan parçacıklar da cesetler. Sonra iki haftalık ateşkes ilan ediyor! Herhalde önümüzdeki sene de “Ben İran savaşını bitirdim” diye Nobel Barış Ödülü’ne aday olmak isteyecek. Şaka yaptığımı sanmayın.

İMAMOĞLU SİLİVRİ’DE TARİH YAZIYOR

Sizler gibi, benim de aklımdan hiç çıkmıyor. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu neredeyse 13 aydır 12 metrekarede yaşıyor. Sanki cezaevini donanımlı bir ofise çevirmiş, ülkenin geleceğini düşünerek belki günün dörtte üçü çalışıyor. Tabii şu dava sürecinde bu farklı bir “savunma çalışması” oluyor.

İmamoğlu’nu her aklınıza getirdiğinizde bir empati köprüsü kurmalısınız. “İmamoğlu 13 aydır Silivri’de” demek, yaşananlar için hiç yeterli değil. Bir toplantınız geciktiğinde kaybettiğiniz iki saat, bir uçak kaçırdığınız için heba olan dört saat veya aniden hastanede geçirmeye mecbur kaldığınız üç gün boyunca nasıl bunaldığınızı düşünün, sonra onu hatırlayın.

İmamoğlu, İstanbul’u Silivri’den yöneten bir büyükşehir belediye başkanı! O hücreden günlük siyasi yorumlar yapan, Çanakkale Zaferi’ni unutmayan, 1 Mart tezkeresini ihmal etmeyen, bayramları veya resmi anma günlerini içerikli mesajlarla karşılayan, Güreş İhtisas Kulübü Yerleşkesi’nin açılışını bile takip edip kutlayacak kadar her ince detaya hâkim, etkileyici bir lider!

Üstelik çok pozitif biri. Hatta kendisini geçtim, karamsarlığa düşen halkına da her gün moral aşılıyor! Ve bunda çok başarılı! Özgür Özel ve CHP’nin de akıl almaz bir başarısı bu zaten. Bütün muhalifler mitinglere coşkuyla, inançla katılıyor! Onlara da helal olsun! Kara, kışa, yağmura, çamura pabuç bırakmadan her buluşmaya yurdun her yerinden koşup geliyorlar. İmamoğlu ve Özel ikilisinin halkla kurduğu bütünleşmeye herkesin şapka çıkarması lazım. Eminim ki AKP’li kesimler bile, en azından içlerinden, “Helal olsun adamlara” diyordur.

İşin ilginç tarafı, İmamoğlu’nun öyle bir enerjisi var ki, sanki Özel’le beraber bütün Türkiye’yi bizzat geziyor! “Yarın Uşak’ta bir aradayız, milletin kazanmasını sağlamak zorundayız” diye haykırıyor. “O ne güzel kalabalık Pendik; birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar dediler, alnımız ak, her geçen gün daha fazlayız” diyor. 12 metrekare onun için saraylardan çok daha büyük ve görkemli. Çünkü o ufacık hücrede, arkasında milyonlarla birlikte oturuyor.

Bu arada, sırayla davanın bütün itirafçılarının ve gizli şahitlerinin sapır sapır döküldüğünü, şahitlikten ve verdikleri ifadelerden vazgeçtiklerini görüyoruz. 4 bin sayfalık iddianameden, henüz İmamoğlu aleyhine çıkan ve kanıtlanan herhangi bir delil, bildiğiniz gibi yok. “Bir hafta sonra birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar” denen bütün CHP’liler ve başta Özel ve İmamoğlu gururla birbirlerini kucaklıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, şayet bu davalar bir ara sözde kabul ettikleri gibi canlı yayınlansaydı, bu yok olan gizli şahitler-itiraflar ile ne kadar gülünç duruma düşecekti. İmamoğlu kendisine karşı kurulmaya çalışılan bu kumpasa da ağır tepki veriyor: “Bu, ellerindeki ‘suç örgütü şeması’ dedikleri, İBB’nin organizasyon şeması. Bu bir iddianame değil; iftiraname ya da terfiname.” Sonra devam ediyor: “Allah aşkına, nasıl 4 bin sayfa uydurulabilir? Nasıl İnsanların canına, malına, sağlığına, namusuna iffetine kastedilebilir? Bunlar insan evladı yahu. Peki bunu yapanlar insan evladı değil mi? Bu insanların kız kardeşi, annesi, eşi, babası, evladı yok mu?” Ve çok çarpıcı başka bir çağrı yapıyor: “Benim talebim çok basit: Arkadaşlarımı evlerine yollayın. Bu sistemin derdi benimle, savunmamı yapmaya hazırım. Bu insanlar ailesiz geçen bayramlar yaşamasın. Bu insanları tutuksuz yargılayın. Anneler, çocuklar buluşsun. İnsanlar hasta, gitsin tedavilerini yaptırsınlar, duruşmalara gelsinler. Biraz mertliğiniz varsa bu insanları bırakın, tek başıma benimle mücadele edin.” (İmamoğlu’nun değişik ifade ve yazılarından.)

Dün Silivri’de bizleri en candan şekilde selamlarken gülen yüzü, kararlı vücut dili ve yaydığı enerjisiyle bizlere inanç katan yine kendisiydi.

UNUTULMAZ BAŞKA LİDERLER VE DİLEK İMAMOĞLU

İmamoğlu’nun inançlı gözlerine, örnek duruşuna bakarken, aklımıza tabii ki onun gibi bu yollardan geçerek ülkenin zirvesindeki koltuğa oturan başka isimler geliyor. Güney Afrika lideri Nelson Mandela... Yazar Václav Havel, dört yıl hapsin ardından Çekoslovakya cumhurbaşkanı oldu. Fransızların 1956- 62 arasında hapiste tuttuğu Cezayir bağımsızlık mücadelesinin lideri Ahmet Ben Bella, 1963’te bağımsız Cezayir’in ilk cumhurbaşkanı oldu! Lech Wałęsa, komünist rejim dönemindeki gözaltı ve tutukluluk süreçlerinden sonra 1990’da Polonya cumhurbaşkanı oldu. Askeri diktatörlük döneminde 1970’te tutuklanan ve üç yıl hapis yatıp işkence gören Dilma Rousseff 2011’de Brezilya cumhurbaşkanı oldu.

Bu yazıyı sonlandırırken tabii ki önünde şapka çıkaracağımız diğer isim Dilek Kaya İmamoğlu’dur. Kendisi zaten eşinin siyasi kariyerini örnek bir şekilde destekleyen, zarif bir isimdi. 19 Mart’tan bugüne uzanan süreçte ise kendisi dünyaya örnek bir lider eşi profili çiziyor. Yalnız Ekrem İmamoğlu’na verdiği destekle değil. Bütün tutuklu ailelerine ve halkımıza verdiği moralle, yaptığı konuşmalarla, röportajlarla, enerjisiyle, dik duruşuyla şimdiden Türkiye’de örnek gösterilen kadınlar arasında yerini aldı. Ne diyor sevgili İmamoğlu? “Demokrasi ve adalet mücadelemdeki en büyük dayanaklarımdan biri de sevgili eşim Dilek. İyi ki varsın Dilek.”

İmamoğlu’nun yolunun sonu tabii ki Beştepe değil, Çankaya’dır. Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı koltuğudur.