Cumhuriyet Halk Partisi ve Kurucu Değerler

Av. Namık Havutça

Siyasette zaman zaman görüş ayrılıkları, kırgınlıklar ve sert tartışmalar yaşanabilir. Aynı siyasi gelenekten gelen, yıllarca omuz omuza mücadele etmiş insanlar bile günün koşulları içinde farklı değerlendirmelerde bulunabilir. Ancak önemli olan, bu tartışmaların ötesinde bizi bir arada tutan tarihsel değerleri ve siyasal aidiyeti unutmamaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan ve kamuoyunda “mutlak butlan” tartışmaları olarak adlandırılan sürece en başından beri karşı çıktım. Önceki dönem milletvekillerinin hazırladığı mutlak butlan karşıtı bildiriye katkı sundum ve imza attım. Çünkü bir siyasi partinin geleceğinin, özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran 103 yıllık bir partinin iradesinin, parti üyelerinin demokratik iradesi dışında şekillendirilmesini doğru bulmuyorum.

Ancak bu tavrımın nedeni herhangi bir kişiye ya da mutlak butlan kararıyla göreve gelebilecek kişi veya kadrolara karşı kişisel bir tutum değildir.

Benim bağlılığım kişilere değil; Atatürk’ün tertemiz mirasına, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine, Kuvayı Milliye ruhuna ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel kimliğinedir.

Siyasette kişiler gelir, görevler üstlenir ve zamanı geldiğinde giderler. Genel başkanlar değişir, milletvekilleri değişir, belediye başkanları değişir, parti yöneticileri değişir. Makamlar ve unvanlar geçicidir.

Ama Cumhuriyet Halk Partisi, herhangi bir kişinin siyasi kariyerinden çok daha büyük bir tarihsel mirastır.

Çünkü bu parti yalnızca seçimlere katılmak amacıyla kurulmuş sıradan bir siyasi örgüt değildir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin köklerinde Kuvayı Milliye vardır; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri vardır; Kurtuluş Savaşı vardır; Cumhuriyet Devrimi vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi, çağdaş uygarlık idealine giden yolun pusulasıdır. Altı Ok ise karanlık ve sisli dönemlerde yönümüzü gösteren, savrulmamızı önleyen tarihsel çıpalardır.

Tam da bugünlerde bu ilkelere her zamankinden daha fazla sarılmaya ihtiyaç vardır.

Lozan’ın tartışmaya açılmak istendiği, Türkiye’nin bağımsızlığı ve üniter yapısı üzerine tartışmaların yeniden yoğunlaştığı bir dönemde; bundan 104 yıl önce bu milleti bölüp parçalamayı amaçlayan Sevr’in tarihsel hafızasını unutmamak gerekir. Emperyalizmin bölgeye yönelik yeni projelerini, hangi isim veya söylem altında ortaya çıkarsa çıksın, tarihsel bilinç ve tam bağımsızlık anlayışıyla değerlendirmek zorundayız.

Bir tarihsel hatırlatma daha yapmak gerekir.

CHP’nin içine düşürüldüğü bu mutlak butlan tartışmalarını fırsat bilen bazı çevreler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucu kimliğini ve tarihsel birikimini yeniden tartışmaya açmak istemektedir. Geçmişte “yetmez ama evet” çizgisinde yer alan kimi liberal çevrelerin bugün CHP’nin “tarihsel bagajlarından kurtulması gerektiğini” ileri sürmesi tesadüf değildir.

Oysa onların “bagaj” olarak gördükleri şey, bizim tarihsel mirasımızdır.

O miras; Kuvayı Milliye’dir, tam bağımsızlıktır, laik Cumhuriyet’tir, ulusal egemenliktir, devrimciliktir ve çağdaş uygarlık hedefidir.

Cumhuriyet Halk Partisi bu değerlerden kurtularak değil, bu değerleri çağın koşulları içerisinde yeniden yorumlayıp güçlendirerek geleceğe yürüyebilir.

Bu nedenle CHP’ye bağlılık, herhangi bir genel başkana veya parti yöneticisine bağlılık olarak görülemez.

Benim için mesele bir isim meselesi değil; tarihsel aidiyet ve siyasal bilinç meselesidir.

Bu yüzden siyasete kişisel kırgınlıklarla, duygusal yakınlıklarla veya kişilere duyulan bağlılık üzerinden değil; tarihsel sorumluluk bilinciyle bakmak gerektiğine inanıyorum.

Bugün görev yapanlar da yarın görevlerini başkalarına bırakacaktır. Bizler de gelip geçeceğiz.

Kişiler geçer; Cumhuriyet Halk Partisi kalır.
Atatürk’ün mirası kalır.
Cumhuriyet’in kurucu değerleri kalır.
Kuvayı Milliye ruhu kalır.

Siyasetin bir başka önemli gerçeği daha vardır:

Makamlar ve mevkiler gelip geçicidir.

Siyasi hayat boyunca nice makamlar, nice makam sahipleri görülür. İnsan bir görevdeyken çevresinde kalabalıklar oluşur. Alkışlayanlar, övgüler düzenler, her söyleneni doğru bulanlar, yakın görünmek isteyenler çoğalır.

Fakat makam sona erdiğinde o kalabalıkların önemli bir bölümü sessizce dağılır.

İşte o zaman insanın yanında gerçek dostları kalır.

Bu nedenle siyasette insanın kendisine sürekli hatırlatması gereken temel bir gerçek vardır:

Makamlar geçer, unvanlar unutulur, alkışlar diner. Geriye insanın karakteri, vefası, dostlukları ve zor zamanlarda gösterdiği duruş kalır.

Bugün yaşadığımız siyasi tartışmalar da bir gün sona erecek. Bugünün hararetli tartışmaları tarihin sayfalarında birkaç satıra dönüşecek.

Yıllar sonra insanların hangi makamda oturduğundan çok, o makamdayken nasıl davrandıkları hatırlanacaktır.

Kim dostluğunu korudu?

Kim farklı düşünene saygı gösterdi?

Kim gücün yanında değil, inandığı değerlerin yanında durdu?

Kim makamın geçici, insanlığın kalıcı olduğunu unutmadı?

Asıl siyasi ve insani ölçü bunlardır.

Çünkü siyaset yalnızca iktidar, makam veya görev mücadelesi değildir. Siyaset aynı zamanda değer, karakter, vefa ve tarih karşısında sorumluluk meselesidir.

Bir gün bütün makamlar, unvanlar ve siyasi tartışmalar geride kaldığında birbirimizin yüzüne aynı içtenlikle bakabilmek gerekir.

Ve geriye dönüp:

“Biz bütün bu mücadelelerin içinde düşüncelerimizi savunduk, gerektiğinde ayrıştık, gerektiğinde birbirimizi eleştirdik; ama insanlığımızı, dostluğumuzu ve birbirimize olan saygımızı kaybetmedik.”

diyebilmeliyiz.

Çünkü sonunda kişiler değil, ilkeler ve değerler kalır.

Cumhuriyet Halk Partisi açısından o değerlerin kaynağı bellidir:

Atatürk’ün mirası, Cumhuriyet Devrimi, Kuvayı Milliye ruhu, tam bağımsızlık, laiklik, ulusal egemenlik ve çağdaş uygarlık hedefi.

Bize düşen görev; 103 yıllık bu onurlu tarihsel mirası kişisel hesapların ve günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutmak, korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara taşımaktır.

15.08.2026

Av. Namık HAVUTÇA
24. ve 26. Dönem CHP Balıkesir Milletvekili
TBMM Adalet ve Anayasa Komisyonları Üyesi