Seçilmiş CHP yönetiminin Genel Başkan Yardımcısı Serkan Özcan, Cumhuriyet’ten İklim Öngel’in sorularını yanıtladı.
Serkan Özcan, partiye yönelik operasyonların “iktidar değişimi”yle bağlantılı olduğu ifade ederek “Ülke iktidar değişimine hazırlanıyor. Birçok sancıyı bu nedenle yaşıyoruz. Çünkü değişim, bu tür sancıların yaşandığı dönemlerden sonra gelir. Çok güçlü bir siyasi liderlik, kadro ve yenilik talebi var. O yüzden ben yeni partinin iktidar olacağını düşünüyorum” dedi.
İşte o röportaj:
- ABD Başkanı Trump Ankara’da bir kez daha rahip Brunson’ı bir telefonla serbest bıraktırdığını anlatırken İBB davasında da İmamoğlu’nun savunmasıyla ilgili gerginlik yaşanıyordu. Ağustas’ta devam edecek davada ilk savurmayı İmamoğlu yapabilecek mi?
Hakim açıkça 17 Ağustos’ta davayı tutuksuz sanıklarla başlatacağını söyledi. Bir oldubittiyle Ekrem Başkan’ın susma hakkını kullandığını kabul edip celseyi kapattılar. Binlerce sayfalık iddianamede dört aylık bir yargılama süreci oldu ve iddianamenin bomboş olduğu ortaya çıktı. İmamoğlu belagatı kuvvetli, konuştuğunda toplumla iletişim kurabilen, onların dilinden anlayan bir insan. Savunma yaptığında iddianamenin hiçbir yönüyle anlamlı olmadığı daha da belirgin görülecek. Cumhurbaşkanı adayı olarak insanları ikna edecek, siyasi ve hukuki savunmayı birlikte yapacak endişesi yüzünden böyle oldu.
- NATO Genel Sekreteri Rutte, “Demokrasi seçimlerden daha fazlasıdır. Seçim önemlidir ama özgürlüklerin de korunması gerekir” derken Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Amor Silivri davalarına ilişkin “AKP iktidarının yargıyı kullanarak İmamoğlu’nu elimine ettiğini” belirtti. Demokrasiye yönelik bu net eleştirilerin karşılığı olur mu?
Bir ülkede hukuku, adaleti, refahı, kalkınmayı, eşitliği, adil bölüşümü ancak o ülkenin kendi iç dinamikleri sağlar. Türkiye’de demokrasi inşa edilecekse bunu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yapacak. NATO’dan da Avrupa’dan da zerre beklentim yok. Avrupa’nın, ABD’nin, Körfez’in, Çin’in, Japonya’nın, Rusya’nın antidemokratik tutumlara karşı fikir beyan etmesinden en fazla memnuniyet duyarım.
- NATO Zirvesi ve İBB duruşmalarının ilki paralel olarak sona erdi. Hemen ardından Çankaya Belediyesi’ne operasyon yapıldı. Zirveden sonra Türkiye’nin çok farklı bir döneme gireceği yönünde beklenti var. Bu operasyon ilk hamle mi?
“Duruşma, 9 Temmuz’da bitecek” diye net biçimde ortaya konulunca insanlar haklı olarak “Sonra ne olacak” diye sordu. Çünkü hep beklenmeyen, tahmin edilmeyen, “Bu kadar da olmaz” denilen şeyler yaşanıyor. Siyasetçilerin hapse atılmasından, fezlekelere, bazı belediyelere yönelik yeni operasyonlara kadar senaryolar yazılıyor. Bu olağanüstülükler içinde insanlar “Acaba bir şey mi olacak?” endişesiyle konuşuyor. İnsanlar artık her sabaha “bugün kim alınacak” düşüncesiyle uyanıyor. Karşımızda sanki bir gözaltı-tutuklama takvimi oluşturmuş da siyasi gündemin nabzına göre bu takvimi yürürlüğe sokan bir yapı var. Bu sebeple bütün gözaltına alınan ve tutuklanan arkadaşlarımız birdir. Onlar için arkadaşlarımızın özgürlüğü artık bir takvim meselesi haline gelmiştir. Siyaset, hamle bekleme mercii değildir. Onların hamlesi varsa, Allah’ın izniyle bizim de kendi hamlelerimiz olacaktır. Türkiye’nin bu kabus ortamından hızla uyanacağı bir umuda kavuşması için milletin rehberliğinde yol yürümeye devam edeceğiz.
‘BÜYÜK KARARLARI SİYASİ ELİTLER ALMAZ’
- Yeni partiyle ilgili yol haritası netleşti mi?
Siyasette büyük kararlar siyasi elitler tarafından alınmaz. Seçilmiş parti yöneticilerinin CHP’ye yapılan müdahalenin ardından baktığı tek bir rehber, tek bir kılavuz var, o da millet. Kapılar kırılarak CHP’den çıkarıldığımız günden itibaren millet mücadele etmemizi istedi. Biz de mücadele ediyoruz. Ama millet, “Yargı, önünüzü açmıyorsa yeni bir yol, yeni bir çare bakın” da diyor.
- 20 Temmuz ve 26 Temmuz tarihleri çok konuşuldu, takvim belli mi?
Temmuz ayı çok önemli. Adli tatilden önce
Yargıtay’ın elinde bu hatalı istinaf kararını düzeltme imkanı var. Bu olursa Türkiye yeniden ufak da olsa normalleşmeye başlayabilir. Ama yeni parti ile ilgili net bir tarih yok.
‘MİLLET MÜCADELEYİ EMRETTİ’
- Kamuoyu yoklamalarında Özel’in kuracağı parti AKP’nin üzerinde çıkıyor. Kamuoyuna yansıtılan bu ama kamuoyu gerçekten bu mu?
Millet mücadele etmemizi emretti, mücadele ettik. Millet bugün “Mücadeleyi yeni partiyle sürdürün” derse öyle yapılmalı. Tüm kapılar kapanırsa başka bir yol bulmak dışında bir çare yok. İş o noktaya gelirse yeni parti Türkiye’nin en güçlü siyasi hareketlerinden birine dönüşür.
- Yeni parti Kemal Bey’in CHP’sinden daha çok oy alabilir ama iktidar olur mu?
Türkiye’de değişim dinamiği çok güçlü, ülke iktidar değişimine hazırlanıyor. Birçok sancıyı da bu nedenle yaşıyoruz. Çünkü değişim, bu tür sancıların yaşandığı dönemlerden sonra gelir. Ortada çok güçlü bir siyasi liderlik, çok güçlü kadrolar ve çok büyük bir yenilik talebi var. O yüzden ben, evet, yeni partinin iktidar olacağını düşünüyorum.
- Yeni parti kalıcı bir proje mi yoksa seçime girmek için veya CHP’ye dönünceye kadar geçici bir araç olarak mı kurgulanıyor?
Şu anda CHP Genel Başkanlığı’nın da Sayın İmamoğlu’nun da temel konsantrasyonu Türkiye’yi normalleştirecek yargı kararının alınarak partinin seçilmiş yönetime devredilmesidir.
‘SİYASİ YARIŞ DEMOKRASİ İLE OTOKRASİ’ ARASINDA’
- Bu gerçekleşmezse yeni partinin kurulacağı biliniyor, bunun çerçevesi ve çizgisi de konuşuluyor olmalı...
Elbette konuşuyoruz, “konuşmuyoruz” dersek çocuk kandırmak olur. Çünkü riski görüyoruz. İktidar eliyle CHP’de seçilmiş yönetimin hakkı teslim edilmeyebilir. Ancak mücadeleyi yargı yoluyla her şeye rağmen kazanma azmi içerisindeyiz. Tek bildiğimiz yeni partinin toplumun tamamını kucaklayan, kapsayıcı, Türkiye’nin alışagelmiş, ideolojik sınırları içerisine sıkışmamış olması gerektiği. Bugün siyasi yarış ideolojiler arasında değil, demokrasi ve otokrasi taraftarları arasında olacak. Önümüzdeki ilk seçimde milletin önüne konacak sandıkta tek bir tercih var: “Türkiye Sayın Erdoğan’ın kurduğu otokrasiyle mi devam etsin yoksa demokratik kodlarla siyaset yapılan bir yer mi olsun”. Çizgimiz, demokratik kapsayıcılık çizgisi, otokrasiye, bu kara düzene karşı olma çizgisi. Bunun içine ideoloji koymuyorum. Elbette ideolojiler var ama bugünün ihtiyacı demokratik kapsayıcılık.
- Belediye başkanları ile milletvekillerinin ne kadarının yeni partiye geçeceği de çokça tartışılıyor. Siz ne görüyorsunuz?
Millet, haksızlığı, hukuksuzluğu nasıl görüyorsa aynı şekilde bulunduğu şehirdeki milletvekiline, belediye başkanına da yansıtıyor. Özellikle yerelde siyaset yapanların kendilerine istikamet belirlerken asla vazgeçmeyecekleri rehber, bulundukları yerdeki insanlar. Ben belediye başkanlarının vatandaşın bu ağır, güçlü tepkisini çok net biçimde gördüğüne eminim. O nedenle örgütün, kadroların, siyasetçilerin büyük kısmının Özgür Özel ile birlikte hareket edeceğine inanıyorum.
- Sizin daha önce kullandığınız “CHP liderleri” ifadeniz eleştirilmişti. Bugün yine biri genel başkan, biri cumhurbaşkanı adayı olarak iki liderli bir modeli mi tarif ediyorsunuz?
Ben “liderler” derken sadece şunu kastettim: Sayın İmamoğlu tutuklanmadan önce CHP Genel Başkanı olarak Sayın Özel, CHP’nin tek lideriydi, hâlâ da öyle. Ancak İmamoğlu da hem partideki değişimin hem de memleketteki genel siyasi değişimin en büyük taşıyıcılarından biri olarak bu süreçte Özel’le birliktelik yaptı. Tam da bu nedenle liderliğin cumhurbaşkanlığı adaylığında icracı kısmında olmayı tercih etti. O nedenle liderlik yapısında Türkiye’nin daha önce karşı karşıya kalmadığı yeni bir model ortaya kondu. Bir yanda CHP Genel Başkanı, bir yanda da CHP’nin cumhurbaşkanı adayı. Kastım tamamen buydu. Bugün de ben aralarındaki hukuku, dostluğu, kardeşliği aynı ikili liderliğin sürdüğü şeklinde yorumluyorum.
- Ekrem Bey parti adıyla ilgili kendisine sorulan soruya “Liderimize sorun” yanıtı verdi. Bu süreci Özgür Özel’e bıraktığı anlamına mı geliyor?
Tabii, sayın genel başkanımız yürütecek.
Sayın İmamoğlu’yla da birlikte istişare ediyorlardır.
‘DİPLOMASI OLMADIĞINA KİM İNANIR...’
- “İmamoğlu’suz bir seçim yok” demiştiniz. Bunun pratikte karşılığı nedir, diploma davası aralık ayına ertelendi, şayet olumsuz bir karar çıkarsa aday belirleme nasıl olacak ya da olmalı?
Aynı sözümün arkasındayım. Gerçekten de İmamoğlu’suz bir seçim yok. Çok basit bir matematikten söz ediyoruz. Hiçbir mecburiyeti olmayan 15 milyon insanı pazar günü kurulan sandığa getirmek kolay değil. Yine hiçbir mecburiyet yokken 25 milyonu cumhurbaşkanı adayını desteklediğini gösteren imzayı vermeye götürmek de kolay değil. Halkın talebi son derece açıkken ne söyleyecekler de seçimi İmamoğlu’suz yapacaklar, İmamoğlu’nun diploma sorunu olduğuna kimi inandırabilirler... Ama hükümet “İmamoğlu’nun adaylığını engelleyeceğim” noktasına gelirse, partinin genel başkanı ve cumhurbaşkanı adayı oturup nasıl bir adım atılacağı konusunda birlikte karar vereceklerdir.
- Araştırmalarda oy oranı yüksek çıkan ABB Başkanı Mansur Yavaş söz ettiğiniz konsensüsün neresinde?
Ben Sayın Yavaş’ın hem 19 Mart hem de 21 Mayıs sürecinde durduğu yeri çok önemsiyorum. Hiçbir şüpheye yer bırakmadan, demokrasinin, hukukun yanında durdu. O nedenle çok ciddi toplumsal karşılığı olan, milletin ülkenin yönetiminde söz sahibi olması gerektiğini düşündüğü bir insanın önümüzdeki dönemde büyük değişimin sağlanması için ne gerekiyorsa yapacağını, Özel ve İmamoğlu ile hareket edeceğini düşünüyorum.
- CHP’nin butlan kararına hazırlıksız yakalandığı eleştirileri yapılmıştı. Özgür Bey’in dokunulmazlığının kalkması ve sonrasındaki olası süreçlerle ilgili nasıl bir yol izleneceğine yönelik bu kez bir plan var mı?
Butlan, asgari hukukun uygulandığı bir yerde çıkması mümkün olmayan bir karar olduğu için beklenmiyordu. Söz konusu fezlekeler olursa, “Buna dair plan yapıyor musunuz” derseniz, hayır, yapmıyoruz. Çünkü seçilmiş ana muhalefet partisi genel başkanının dokunulmazlığının kamu gücüyle kaldırılması Türkiye’de adını yıllarca koymaktan imtina ettikleri rejim değişikliğinin yapılması anlamına gelir. Çok samimi kanaatimi söyleyeyim, ben milletin buna müsaade edeceğini düşünmüyorum.
‘SANDIK SONUCU TARİHİ GEÇECEK’
- Millet ne tepki verebilir?
O tepkiyi milletin ferasetine, tarih bilincine, kültürüne bırakmak lazım. Seçilmiş İBB Başkanı alındığındaki tepkiyi gördük. Sayın genel başkana bir müdahale olması halinde milletin tepkisinin çok sert olacağını ve derhal büyük ve güçlü bir sandık talebinin kaçınılmaz olarak gelişeceğini, sandıkta da milletin tarihe geçecek bir sonuçla iktidarı değiştireceğini görüyorum.
‘ÇOKLU KRİZ YAŞIYORUZ’
- Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum seçim için 16 Nisan 2028’i işaret etti. MHP lideri Devlet Bahçeli de bunu destekledi. Ama baskın seçim olasılığının kalkmadığını dile getirenler de var. Sizce seçim ne zaman?
Derhal, acil, hemen bir seçime ihtiyaç var. Çoklu kriz halindeyiz. Bir yanda siyasi, diğer yanda adalet başka bir yanda da iktisadi kriz yaşıyoruz. Bu tabloda seçimden başka yol yok.
- Bu çoklu kriz ortadayken iktidar seçime gider mi?
Hükümet yapabileceği en geç tarihi yaparak Sayın Erdoğan’ın yeniden yarışa girmesini istiyor. Ama hükümetin o kadar zaman nefesi yeter mi... Ben seçimin 2027 sonbaharında olacağını düşünüyorum.
‘GEÇMİŞTEKİ SİYASİ TERCİHİMLE BUGÜNKÜ TERCİHİM AYNI İLKELERE DAYANIYOR’
- 2015’te AKP’den aday adayıydınız, Gelecek Partisi’nin sözcülüğünü yaptınız, sonra Ekrem Bey’in danışmanlığı ve CHP Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundunuz. Parti geçişlerinin oldukça tepki çektiği bir dönemde siz kendinizi nasıl açıklarsınız?
Ben, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın emrettiği gibi demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletine inanıyorum. Bu dört temel ilkeye sıkı sıkıya bağlıyım. Her zaman bu temel ilkeleri savunduğunu düşündüğüm siyasetin içinde olmaya gayret ettim. 90’larda üniversite öğrencisiyken de, Merkez Bankası’nda işe başladığımda da dönemin mağdurlarının nasıl antidemokratik, gayri hukuki müdahalelerle karşı karşıya kaldığını gördüm. O dönemde de demokrasinin ve hukukun yanındaydım. Bugün ise Sayın Erdoğan ve hükümetinin kurduğu düzenin bir kara düzen olduğuna inanıyorum. Bu kara düzenin mağdurlarının da Türkiye’deki demokratlar olduğunu düşünüyorum. Bugün bulunduğum yer, yine demokratların yanı, fikrimi değiştirmiyorum. Demokrat olarak başlayıp otokrat olarak işi sürdürenlere ve tamamlayanlara karşı “Hayır, öyle olmaz” diyorum. O nedenle geçmişte muhafazakâr siyasetin içinde olma gerekçemle bugün CHP’de Sayın İmamoğlu ve Sayın Özel’le birlikteliğimin gerekçeleri arasında hiçbir fark yok.
- Siyasi hedefiniz nedir?
Bir insanın siyasi hedefi kendisiyle ilgili olmamalı. Hedef, inandığımız prensipleri ve ilkeleri sağlama konusundaki yolda nasıl bir emek verdiğinizle alakalı. Türkiye; anayasasında yazdığı gibi demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olacak mı, özgürlüğün yaşanabileceği, kalkınmanın, refahın, adil bölüşümün, hakkın hukukun yer bulduğu, insanların bu ülkede yaşamaktan kaçmak için yol aradığı değil, tam tersine dönüp geldiği bir ülkeye dönüşebilecek mi, noktasındayım. Bu yolda yürürken bana siyasi bir görev düşüyorsa o görevi yaparım. Düşmüyorsa kendime de çocuklarıma da anlatabileceğim büyük bir hikayenin parçası olmaktan ömrümün sonuna kadar onur duyarım.
PORTRE
1977’de Konya’da doğdu. 1999’da ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Merkez Bankası’nda (MB) Bankacılık ve Finansal Kuruluşlar Genel Müdürlüğü uzmanı olarak çalıştı. MB bursu ile ABD’de finans alanında yüksek lisans yaptı. 2006-2009 arasında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nda (BDDK) görevlendirildi. 2010-2012 arasında Vakıflar Bankası T.A.O’ya Başekonomist olarak atandı. Vakıf Portföy A.Ş. Yönetim Kurulu üyeliği görevinde bulundu. 2015’te kendi danışmanlık şirketini kurdu.
2019’da Gelecek Partisi kurucuları arasında yer aldı, parti sözcülüğü görevini yürüttü. Temmuz 2024-Kasım 2025 tarihleri arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Siyasi ve Ekonomik İşlerden Sorumlu Başkan Danışmanı oldu. Temmuz 2025’te Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi İcra Kurulu üyesi olarak atanan Özcan, 39. Olağan Kurultay’da CHP PM üyesi seçildi. CHP Kurumsal İlişkiler ve Siyasi Partilerle İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu.