CHP Genel Başkanı Özgür Özel, grup toplantısında konuştu.
Özel'in açıklamalarının satır başları şöyle:
"Geçen hafta konuştuğumuz, sözleştiğimiz, söz verdiğimiz gibi hep birlikte yoğun bir hafta geçirdik. 81’inci eylemimizde Çarşamba akşamı Beşiktaş’ta muhteşem bir kalabalıkla beraberdik. O sırada ve tüm hafta boyunca ve şu an dahi Meclis Genel Kurulu kapalı olduğu her dakika, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbette, emekliler için adalet nöbetindeler.
Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında bir 6 Şubat - 7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız, ben de bölgede olacağım. Hatay’da bir miting yapma, Nisan ayı için planladığımız bir durumdu. Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri söylemedikleri, yaptıkları yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Ve Hatay’ın değerli 3 milletvekilimiz, il örgütümüz Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler.
Dedik hava soğuk, dediler olsun. Yağmur varmış, dediler olsun. Mutlaka Genel Başkanımızı, doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses olmak için burada bir mitingde olması lazım. Biz de kalktık geçtiğimiz Cumartesi günü Hatay’a gittik. Özetle durum şu; Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş, tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş, kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın, bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu.
"DRONDAN BAKIYORSUN BİNA BİTMİŞ, AŞAĞI İNİYORSUN BRANDA GERİLMİŞ!"
Deprem haftasında gidip de Hatay'da insanların içinde olmak yerine, deprem haftasına özel bir program yapmış, deprem gününe... Ve Hatay'a önceden gidip, işte en çok Hataylıları isyan ettiren, çevre illerden oraya insanları getirip, devlet memurlarını zorlayıp ve bir şekilde orada meydana, aylar yıllar sonra söylüyoruz, meydana çıkıp, dronlar uçurup, drondan bakıyorsun bina bitmiş, dron aşağı iniyor bir bakıyorsun branda gerilmiş. Ve yapılanları taş üstüne taş koyanları takdir etmek lazım ama öyle bir dil tutturuyor ki; kendileri her şeyi tam yapmış, kendileri dışında kimse de deprem bölgesine gitmemiş.
Hatta utanmadan, sıkılmadan, açık açık şunları söyledi. Dedi ki: "Muhalefet enkazda yoktu, inşa aşamasında yoktu, taş üstüne taş koymadılar, deprem turisti olarak geldiler ve bir gittiler, Hatay'a, deprem bölgesine uğramadılar." İsyanın en büyük sebeplerinden bir tanesi de bu.
Deprem günü Sayın İsmail Küçükkaya'nın Halk TV'de konuğu olacağım. Malatya, şimdiki Malatya il başkanımızın telefonuyla uyandım. Uyandırabildiğim herkesi uyandırıp programı iptal edip Ankara'ya doğru yola çıktım. Cumhuriyet Halk Partisi grubunun, grup başkanvekillerimizle, Engin Altay, Engin Özkoç ile birlikte; "Ne yapalım? Ankara'da bir koordinasyon toplantısı yapalım ama gruba zaman kaybettirmeyelim" dedik. Hepsinin cep telefonunda hala durur, merak eden basın mensubu sorsun arkadaşlara göstersin geçen dönem milletvekilleri. Sabah 09.21'de tüm milletvekilleri bulabildikleri ilk vasıtayla deprem bölgesine intikal etsinler. Açık havaalanı Adana havaalanıdır, havayolunu tercih edecekler Adana havalimanına gitsinler. Adana örgütüne, Adana'ya inen milletvekillerini onar onar grupladık. Her inen milletvekilinin hangi ile yollanacağı belli ve 10 ile inen milletvekillerini dağıtmaya başladık.
Pazartesi günü bölgenin milletvekilleri dışında, öğle saatlerinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bölgeye intikal etmeye başladılar. Salı günü öğlen, 123 milletvekiliyle eş zamanlı değerlendirme toplantısı yaptık biz orada. Eş zamanlı... Yani herkes bulunduğu bölgedeki 8-9-10 arkadaşıyla telefon imkanıyla, online görüntü imkanı olanlar onunla değerlendirme ve koordinasyon toplantısı yaptık.
45 gün bu kardeşiniz ve 3 grup başkanvekili bölgede koordinasyon yaptı. Rotasyonlu olarak bütün iller bizler tarafından dönüşüldü. Her ilin sabit milletvekilleri o ilde Cumhuriyet Halk Partisi'nin gayretini, emeğini, hüznünü ve oraya yapacağı katkıların karınca kararınca koordinasyonunu gerçekleştirdiler.
"DEPREM TURİSTLİĞİNDEN KAYNAKLANIYOR OLABİLİR Mİ?"
Boşuna mı? Ya şöyle bir düşünün; Adıyaman Belediye Başkanı, o dönemin Adıyaman'daki tek CHP milletvekili. Aday belirlemek için ekip yolladık, "Adıyaman kararını vermiş" dediler. Türkçe, Kürtçe bağırıyorlar "Abdurrahman, Abdurrahman" diye. Adıyaman gibi yerde CHP'nin yüzde 50'den fazla oyla belediye başkanı seçilmesi deprem turistliğinden kaynaklanıyor olabilir mi?
Malatya'da 10 ay önce yüzde 19 oy almışken, liste başı milletvekili Veli Ağbaba iken, 10 ay sonra yapılan ankette, hata sanıp anketi yenileyip, seçimde Veli Ağbaba'nın yüzde 38 oy alması depreme turist gibi gidip, bir bakıp ayrılmasıyla mı olur? Bütün Türkiye'den koordine edilen yardımları kendi elleriyle bizzat dağıtımına eşlik etmesiyle mi olur?
Bakmayın Hatay'da bizim hatamızdan, çeşitli yamukluklardan, seçim gününde yapılan rezilliklerden 2500 oy farkla kıl payı kaybetmişiz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin, utanmadan sıkılmadan konuşanlara söylüyorum; Cumhuriyet Halk Partisi... Biz bunu başka zamanda çıkıp da öyle teker teker üstümüze düştü yaptık... Toplamda diyor ya "Bölgeye selam vermediler" diyen Erdoğan'a söylüyorum. Erdoğan'ın ona oy veren seçmenlerine, buna tanıklık eden deprem bölgesindeki namuslu, onurlu, vicdanlı, haysiyetli insanlara söylüyorum: 9.600 araç, 28.500 personelle 60 gün boyunca bölgedeydik biz. 7.200 tır, 4 uçak, 6 gemi; gıdadan, sağlık malzemesine, çadırdan sobaya kadar bölgeye yardım ulaştırdık. 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı soba, 50 bin çadır, 1.810 konteyner ulaştırdık bölgeye. Rakamlar, rakamlar AFAD'dan. Merak eden gider, AFAD koordine etti bunları.
İlk günler dediler; "AFAD bilmeden yardım yapmayın, doğru bir koordinasyon kuralım." Hatay için sorduğunuzda, Hatay özelinde: 4.065 araç, 14.063 personel, 3.246 tır, 85 mobil mutfak, 6 mobil fırın, 25 ikram aracı. İnanmayan gelsin, bir milletvekili versin, ben de vereyim Hatay milletvekilinin yanına. Örneğin 6 mobil fırın hangi mahalleye kuruldu gösterelim, ahaliye soralım var mıydı yok muydu?
20 bin çadır, 893 konteyner, 1.188 jeneratör, 897 mobil tuvalet duş. Taş üstüne taş koymadılar, gelip selam vermediler. Bunu Türkiye'ye söylüyor, Cumhuriyet Halk Partisi'ni... Bunu Hatay'da söyleyince infial olması şundan; gördüğüne yalan atıldığı için, bildiği inkar edildiği için çıldırıyor Hatay, "bu kadar da olmaz" diye.
Bir taraftan depremin ilk 3 günü Cumhuriyet Halk Partililer depremde enkaz çıkarma sırasında yokmuş. Yayla konağa gittim, Adıyaman Yayla Konağı. O 60 günün içinde bir gün. Dediler ki: "Sabahleyin 4.50'de Vahap Seçer'i aradık. Adana Zeydan Karalar'ı aradım" dedi başkan. Zeydan Bey demiş ki: "Adana da yıkıldı Vahap'ı ara." "Vahap'ı aradım, Vahap Seçer'i; 'anladım başkanım' dedi, kapattı" diyor. "Kapattı. Öğlen 11.00'de 15-16 kişilik arama kurtarma timi geldi, çadırını kurdu, saat 13.00'te arama kurtarmaya başladı Mersin Büyükşehir Belediyesi. Yayla Konakta kim çıktıysa onlar çıkardı" diyor.
"ÇORBAYI İLK ONLARDAN İÇTİK, YEMEĞİ ADIYAMAN'DA PİŞİRDİLER, BURAYA YOLLADILAR, ISITTIK EVLERE DAĞITTIK" DİYOR.
"Ekrem İmamoğlu 54 metrelik köprümüzü yaptı" diyor. Yayla Konak ha, Adıyaman'ın Yayla Konak belde belediyesi bu. "20 kilometre asfalt yolumuzu yaptı İBB" diyor.
Dön bak, şimdi deprem bölgesine giderken bütün arkadaşların elinde hangi belediyemiz nereye ne yapmış gideceğiz. Niye? Çünkü böyle genel başkanın, şöyle Hatay milletvekili var bir tane, siyasi hokkabaz. Adayı yolluyorlar; "röntgendeyim" diyor. Gittiği yerde varlığı yokluğu belli değil, görev... Demişler ki: "AK Parti'den birini yollayacağız hem adaya gidecek hem gittiğini inkar edecek. Bu hokkabazlığı yapabilecek bir kişi var, onu yolladılar." O diyor ki: "Özgür Bey" diyor "algı operasyonu yapmayın, Hatay'da hiç yoktunuz" diyor. Senin gibi gittiğin adaya devlet hastanesinde "röntgendeyim" diyen adam bu ahlakı gösterir.
ERDOĞAN'A SESLENDİ: "EĞER YÜREĞİN YETİYORSA..."
O yüzden; bundan önce hiç şöyle bir niyetimiz yoktu. Bölgeye gidelim, yaptığımızı anlatalım. Ama madem yaptığımızı inkar ediyorlar, madem Hatay bu kadar isyan ediyor. Ben Hatay'a gidene kadar infialin bu boyutta olduğunu bilmiyordum. "Herkes yapmadıklarını yapmış gibi gösteriyorlar, sizin yaptığınızı inkar ediyorlar" diyor. Onun için Sayın Erdoğan eğer yüreği yetiyorsa 6 Şubat günü istiyorsa Hatay'ı birlikte dolaşalım. "Ben varım" desin birlikte gidelim.
"NE YAPTIĞIMIZI ANLATAYIM SEN DE MİLLETİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAK İNKAR ET BAKALIM"
Sayın Erdoğan'a söylüyorum. Oradaki törene bir şey yok, ittifak ortağınla birlikte Osmaniye'deki töreni yap. Ardından gel birlikte gidelim, Hatay'ın sokaklarını gezelim. Ben sana Hatay'a ne yaptığımızı ya da diğer 10 ile ne yaptığımızı anlatayım, sen de milletin gözünün içine bak, inkar et bakalım. Var mısın? Var mı cesaretin?
"İKTİDAR OLMAKLA SAHTEKAR OLMAK BAŞKA ŞEYLERDİR"
İktidar olmakla sahtekar olmak başka şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı her türlü eleştiriyi alabilir, her türlü icraatı yapabilir ama muhalefete karşı sahtekarlık yapamaz kardeşim, sahtekarlık yapamaz.
"ÇOK BİLMİŞ DANIŞMANLARIN 'DARBE KORKUSUNU' YÜKSELTİYORLAR MIYDI, YÜKSELTMİYORLAR MIYDI"
Ne diyorum? "Duymamam gerektiğini duyarsam duyman gerektiğini duyarsın kardeşim." Sen yalan attın burada. Şimdi sor bakalım deprem bölgesine; depremde vatandaşlar günlerce enkaz altında "sesimi duyan var mı" derken, tam donanımlı Türk ordusu 3 gün, 3 gün sahaya çıktı mı, çıkmadı mı? Ordu çıksın çağrıları sosyal medyada 3 gün yükseliyorken senin saraydaki çok bilmiş danışmanların sana; "orduyu dışarı çıkarmak kolay kışlaya geri sokmak zor" deyip o şartlarda bile "aman ha darbe marbe korkusunu" yükseltiyorlar mıydı, yükseltmiyorlar mıydı?
"KIZILAY PARAYLA ÇADIR SATTI MI, SATMADI MI?"
Millet sokaktayken Kızılay parayla çadır sattı mı, satmadı mı? Sen 99 depreminde 3. gün Kocaeli'nde deprem çadırı sırası fotoğrafını gösterip, 99'dan sonra yapılan seçimlerde; "3 gün oldu millet çadır sırasındaydı" dedin de, Hatay'da, Kahramanmaraş'ta 33. gün... Bak 3 dedin ya rahmetlinin arkasından... 33. gün halen daha çadır sırası bekleyen var mıydı, yok muydu?
"OLANI BİLİYORLAR, YALANI GÖRÜYORLAR!"
Vallahi arkadaşlar siz 'vardı' diyorsunuz ya; ben bunu Hatay'da söyledim, 10 bin kişi birden 'vardı' diye bağırdı. Adamların ondan içi yanıyor. Olanı biliyorlar, yalanı görüyorlar.
"ENKAZ ALTINDAKİ CEP TELEFONUNA PARA TOPLAMAK İÇİN IBAN ATTIN MI ATMADIN MI?"
Yardım bekleyen vatandaşa, enkaz altındaki cep telefonuna para toplamak için IBAN attın mı atmadın mı? Dünya kadar deprem vergisi topladın, oraları depreme hazır edemedin. Sonrasında dünya kadar yardım topladın, göçük altındaki depremzededen bile IBAN ile para istedin. Şimdi bunlar unutulmuş, beyefendi kendi çıkmış meydana; o süreç, o şaşkınlık, üç gündeki o büyük kayıplardan mesul değilmiş gibi çıkmış 'Her şeyi ben yaptım, başka kimse bir şey yapmadı.' Böyle demese; büyük felaket, artısı var, eksisi var bilmem ne diyeceğiz. Ama...
Ha şunu da söyleyeyim; ben Hatay Samandağ’ındayım. Şahit, bir telefonla ulaşırsın. Uşak Belediyesi o gün AKP’de. Yanılmıyorsam da adı Ali Bey, Ali Başkan. Bir baktım çok güzel bir mutfak kurmuş Samandağ’da, canhıraş yemek dağıtıyorlar. Dedim ki 'Belediye başkanının telefonu kimde var?', bir sorumlularını çağırdılar, onda var. Aldım aradım. Hatta pardon, ben ilk önce aradım telefonu buldum, açmadı, tanımıyor numarayı. Arattırdım birinin telefonundan. 'Ali Bey' dedim, 'Ben Özgür Özel. Sizi tebrik ederim, Samandağ’dayım. Burada' dedim 'çok cansiperane çalışan arkadaşlar var. Şu kadar saattir uykusuzmuşlar. Onları tebrik ediyorum, sana da teşekkür ediyorum' dedim. Bizim siyasetimiz böyle siyaset. Öyle kötü günde AK Parti yapmış, MHP yapmış olur mu?
Ama diğer taraftan, ama diğer taraftan bakıyorsun; yapılanı inkar eden, kendi kusurunu örten bir anlayış. Gelelim o dönem, deprem arkasından seçim geliyor. Yok efendim demişler ki; 'Bunlar bu enkazın altında kalır.' Vallahi ben bir CHP’liden bunu duymadım. Demişiz ki; 'Bunlar bu evleri 10 yılda yapamaz.' Ben böyle bir şey de duymadım. Benim duyduğum bir şey var: 'Oyu verirseniz bu kardeşinize, bir yıl sonra geçersiniz evinize' dedi. Doğru mu değil mi?
"GÜVENEN 100 KİŞİDEN 97’Sİ YA SOKAKTAYDI, ÇADIRDA, YA KONTEYNERDE YA GURBETTE"
'Oyu verirseniz bu kardeşinize, bir yıl sonra geçersiniz evinize.' Bir yıl bitti. Teslim edilen konut, verilen sözün yüzde 2.7’siydi arkadaşlar. O kardeşine güvenen 100 kişiden 97’si ya sokaktaydı, çadırda, ya konteynerde ya gurbette. Bir yıl daha geçti üstünden, sözlerin yüzde 30’u tutuldu. O kardeşine güvenenlerin yüzde 70’i çadırda, konteynerde, gurbetteydi.
"BİR YILDA YAPACAĞIM' DEDİN, 3 YIL OLDU DAHA YÜZDE 70’İNİ ANCA YAPTIN"
Üç yıl geçti. 650 bin konut demişti, 455 bin verdim diyorlar. Ki Hatay’da onu da duydum ki anahtarı almış daha su basmanı yeni çıkmış. Yine de verilen rakamı doğru kabul edelim; verdikleri sözün yüzde 70’ini tuttular 3 yılın sonunda. Algı ne? 'Muhalefet yapamazsın' dedi, biz yaptık. Sen 'Bir yılda yapacağım' dedin, 3 yıl oldu daha yüzde 70’ini anca yaptın.
"MURAT KURUM, FIKRA ANLATSAM VİRGÜLÜNÜ DÜZELTİYOR"
Diğer taraftan mücbir sebebi Van’da 6 yıl uyguladın, burada 3. yılda bitirdin verginin peşine koştun. Esnafa kredi veriyorsun faizle, SGK borcu yoktur, BAĞ-KUR borcu yoktur kağıdını istiyorsun bir de peşine. Bir de üstüne 'Evleri ben veririm, ben veririm', bak verdi evleri... Evleri verdi. Sordum o günden beri cevap bekliyorum. Murat Kurum, fıkra anlatsam virgülünü düzeltiyor. Tweet atıp 'Doğru söylemiyorlar' diyor, 'Noktalı virgül değil nokta olacak' diyor. Hadi Murat Kurum! Hadi açıklama bekliyoruz. Ev teslim edilirken 'Bankaya toplam nokta nokta TL', nokta nokta nokta TL de yazıyla, borçlandığının... Boş senede imza attırıyorsunuz anahtar vermeden. Bütün Hatay 'evet' dedi. Bütün bölge 'evet' diyor. Boş senede imza attırıyor musun, attırmıyor musun?
"
İkinci husus; buna esas cevap ver. Bunu herkes biliyor. Normalde Afet Kanunu gereği afet evlerinden faiz alınmaz. Dördüncü madde: Aktif faiz, vergi ve masraflar. 'Yüzde nokta nokta oranında faiz ödemeyi, bankaya olan borcun nokta nokta yıl vadeli olduğunu kabul ediyor, taksitlerini vadesiyle birlikte ödemeyi, faiziyle birlikte...' Burada, burada... TOKİ'nin yaptığı ev var. Başka şekilde yani, oradaki arsayı başka yere taşıyıp yaptıkları var. Farklı türden finansmanların uygulandıkları var, dükkanlar var. Bunu getiriyor, vatandaş diyor ki; 'Kanuna göre uyarıyor sivil toplum örgütleri, barolar, kanuna göre faiz olmaz.' Vatandaşa TOKİ ev yapmış, verecek. Avukat demiş ki: 'Buradaki faize tire çek.' 'Tire çektim' diye aldı, 'Hadi kardeşim git.' Ne oldu? Boş imzalamazsan veremiyoruz anahtarı.
"HADSİZSİNİZ"
Nokta nokta nokta yıl. Oraya kaç yıl olduğunu yazın; yazmazlar. Faizi yazın; yazmazlar. Sıfır yazalım; yazmazlar. Soruyoruz; faizin, faizin alınmayacağını inkar edin. Çünkü bu özel hukuk sözleşmesi yerine geçiyor. Bazı tür evlerde almayıp, farklı tür evlerde alacağınıza yönelik hukukçular uyarıyor. Buna tire çekene evini vermiyorsunuz, önünden çekiyorsunuz bunu. Ondan sonra çıkmış bize 'Efendim biz deprem bölgesinde şöyleyiz böyleyiz.' Siz deprem bölgesinde o gün yaptığınızla yetersiz, başkalarının yaptığıyla inkarcı, bu yaptığınızla da hadsizsiniz, hadsiz!
"BÜTÜN AK PARTİ MİLLETVEKİLLERİNE SÖYLÜYORUM: NE DEDİLER BU SEFER? "
Sayın Erdoğan’a açıkça sesleniyorum. TOKİ konutları, rezerv alanlara yapılan konutlar, esnafın iş yerlerinden ne kadar ücret isteneceği ilan edin. Bu ödemelerin hiçbirine faiz ya da TÜFE artışı alınmayacağını açıklayın. Bu cümleyi Hatay’da kurdum, o günden bugüne büyük bir sessizlik var. Nerede ne söylesek bir ordu gibi -ki çok memnunum bundan- gidip bir miting yapıyorsun, 210 tane tweet atıyorlar. Atmayan 50 kişiyi de çaldırıyorlar 'Abi atmamışsın, İletişim Başkanlığı bize soruyor' diye. Bütün AK Parti milletvekillerine söylüyorum: Ne dediler bu sefer? 'Faiz işine girmeyin' mi? 'İletişim Başkanlığı bu konuya bulaşmayın' mı? 'Aman ha partiyi, devleti bağlayacak bir söz söylemeyin' mi? O yüzden kimin ne durumda olduğunu görüyoruz.
78 KİŞİNİN CAN VERDİĞİ KARTALKAYA FACİASININ ÜZERİNDEN 1 YIL GEÇTİ...
Maalesef tatsız bir konu, çok yakıcı bir konu daha. Yarın Kartalkaya’da içimize düşen acının 1. yılı dolacak. Kartalkaya’da 36’sı çocuk 78 kişi feci şekilde yanarak hayatını kaybetti. O günden bugüne hepimizin yüreği yanmaya devam ediyor ama hiç şüphesiz adalet bekleyen ailelerin yüreği yanıyor. Kayıplara bir kez daha Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır diliyoruz. Tabii bu bir kaza değil, denetimsizlik ve ihmalin ağır bir sonucu. Giden canların hesabının sorulması, bir daha aynı acıların yaşanmaması için tam olarak adaletin tesis edilmesi gerekiyor.
Bir yıl boyunca bu konuda samimiyetle uğraştık, takip ettik, takip etmeye de devam ediyoruz. Ancak biliyorsunuz ki ilk önce mahkeme Bolu’dan, Bolu’yu bilen, işini bilen 7 bilirkişiden oluşan bir bilirkişi heyeti hazırladı. Bunlara 3 gün süre verdiler. Bilirkişi heyeti göreve başlarken fotoğraflarla başladı, tutanaklarla görev yaptı, en sonunda raporunu yazdı.
Doğrudan, öyle olduğu gibi, kapısında bu kadar yazdığı gibi, kanunlarda fasikül fasikül yazdığı gibi sorumluluğun Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda olduğu yazıyordu. Bilirkişi raporunu teslim almadılar arkadaşlar. Ankara'dan telefonlar geldi. O raporu geri alın. Ee? Kültür Bakanlığı'nı çizin. Ee? Yerine Bolu Belediyesi yazın.
Bunun üzerine o 7 bilirkişi bunu yapamayacaklarını, kanunun açık olduğunu söyledi. Önce bilirkişiye korsan dediler. Daha sonra ilave atadık dediler. Sonra eski bilirkişinin raporunu görmezden gelip, Türkiye'nin çeşitli yerlerinden seçtikleri bir bilirkişiye yazdırdılar, oraya birtakım ilaveler çıkarmalar... Sonra da Kültür Bakanlığı'ndan, Kültür Bakanlığı Kültür Turizm Bakanlığı yetkililerine soruşturma iznini vermediler.
"BU KİŞİLER YARGILANMAYA BAŞLADILAR"
Geçen gün diyor ki biri; 'Verildi'. Şöyle verildi arkadaşlar; Bakan vermedi, direndi. Mahkemeye gidildi. Mahkeme kararıyla bakanlığın soruşturma izni vermeme kararı İdare Mahkemesi'nde, Danıştay'da bozuldu; ondan sonra bu kişiler yargılanmaya başladılar.
"NE YÜCE DİVAN YOLUNU AÇIYORLAR, NE GÖREVDEN ALIYORLAR"
Peki kim korunuyor? Baş sorumlu korunuyor. Kim tarafından? En baş sorumlu tarafından. 'Benim ben' diyen kişi, o Kültür Turizm Bakanını atayan kişi, o mürekkebin sahibi, dolma kalemin sahibi, böyle etrafında dönen kamerayla böyle bakan atamalarını yapan kişi, sorumluluğu kendi de üstlenmiyor, o bakana hesap vermesini sağlayacak ne Yüce Divan yolunu açıyorlar, ne görevden alıyorlar.
Buradan açıkça söylüyoruz; Kartalkaya davasında son sorumlu yargılanıp cezasını alana kadar Kartalkaya davası Cumhuriyet Halk Partisi'nin onur davasıdır. Sonuna kadar takip edeceğiz.
MOTOKURYELERİN YAŞADIĞI SORUNLAR: ÖZEL'DEN YENİ 'BOYKOT' MESAJI
Geçmişte yaşanan acılardan bugüne döndüğümüzde, memleketin her köşesinde, toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Kar kış demeden çalışan motokurye kardeşlerimiz var. Ve bu motokuryeler herhalde, tabii pandemiyle birlikte 10 yıl sonra ulaşılacak rakamlara erken ulaşıldı. Ve uzaktan sipariş ve motokurye ile ulaştırma işi Türkiye'deki işsizlik ortamında bir önemli istihdam alanına dönüştü.
Öyle ki, öyle bir memleketiz; Milli Eğitim Bakanlığı'nda çalışan öğretmenden çoğu üç harfli marketlerde çalışıyor. Her alandaki üniversite mezunu, bazen de üniversite öğrencisi okuyabilmek için, geçinebilmek için motokuryelik yapıyorlar. Ve bu motokuryeler çok büyük haksızlıklarla muhatap.
En başta; alıyor adamı çalıştırıyor. Performans kriteri koyuyor. Yapay zeka ile güzergah belirliyor. Günde 40 paketi ışık hızıyla teslim etmezsen şuradan keserim, buradan yaparım... Yani adeta onları bilgisayar desteğiyle ölüme yolluyorlar. Bazen onlara kızıyoruz trafikteki tehlikeli hareketlerinden dolayı ama bütün sistem algoritmalar.
"İNANILMAZ BİR EMEK SÖMÜRÜSÜ VE GÜVENCESİZLİK VAR"
Bir motokuryenin yapabileceğinden iki kat, üç kat fazla iş istiyorlar. Sonra da şöyle diyorlar: 'Sen benim çalışanım değilsin ha. Sen esnafsın. Bağ-Kur'unu kendin ödeyeceksin.' Yani şimdiki deyimle SGK primini. 'Motorun bakımını sen yapacaksın, kaskını sen alacaksın. Kaza yaparsan mesul olan sensin. Hastaneye düşersen SGK baktırırsa olur gerisine ben karışmam. Sen esnaf kuryesin' diyor. Ve inanılmaz bir emek sömürüsü ve güvencesizlik var.
Bu arkadaşların önemli bir kısmı, bir şirket üzerinden uğradıkları haksızlık için eyleme gittiler 3 gündür, bugün eylemin 3. günündeler. Normalde bu eyleme sipariş vermeme desteği yapacaktık. Sonra bir hesap yaptık. Dedik ki; bu hizmet aksamazsa bu firma 3 günlük ciro kaybına razı olur. Motokuryenin varlığının önemi görünsün diye, bir fikir de motokuryelerin hakkını yiyenlere bir boykot yapalım diye var.
Şimdi motokuryelerin 5 tane talebi var:
Paket başına ödenen ücret şeffaf, öngörülebilir ve sabit bir yapıya kavuşturulsun.
Teşvik sistemlerinin erişilebilir, adil ve objektif kriterleri olsun.
Mesafe bazlı ücretlendirmeden, gerçek yakıt, bakım ve zaman maliyetleri dikkate alınarak yeni bir ücretlendirme sistemine geçilsin.
Olumsuz hava koşullarında ücretli izin hakkı olsun. Kar yağıyor, valilik yasaklıyor ya, moto kurye o gün para almıyor. Yani valiliğin yasağı moto kuryenin maaşından gidiyor.
İş sağlığı ve güvenliği önlemleri uygulansın. Kurye temsilcilerinin çalışma koşullarını ilgilendiren karar alma süreçlerine doğrudan dahil edilsin. Yani kuryelerin seçtikleri temsilciler dahil edilsin.
O firmaya söylüyoruz; bu 3 gün boyunca boykot, bu 3 gün boyunca eylem yapıldı. Sonra bu taleplerle masaya oturulacak. Bu talepleri yerine getirirsen getirirsin. Getirmezsen, vallahi senin en kuvvetli müşterin bizleriz. Bizim sözümüze kıymet verenlerdir. Kafamızı bozma, senin karşında motokuryenin arkasında dururuz. Net söylüyorum.
"KURYENİN HAKKINI YİYEN BABAMIN OĞLU OLSA BOYKOTU YER"
Sonra o geçen boykot gibi, bana; 'Aslında şu firmanın babası da CHP'liydi, bilmem kim milletvekilinin torunuydu eskiden, sen boykot ediyorsun ama...' Valla hiç gelmeyin. Motokuryenin hakkını yiyen babamın oğlu olsa boykotu yer. Açık söylüyorum.
"O ZAMAN BİZ GİTMEYELİM"
Olay nasıl gelişti? Emeklilere en düşük emekli maaşı 12 bin 500 lira olacak. Hiçbir emekliye seyyanen zam verilmediği, emeklilerin açlığa, sefalete sürüklendiği bir fiyat teklif ettiler.
Grup başkanvekillerimizle hızlı bir görüşmeden sonra, 'Peki' dedim, 'Ne yapıyor AK Parti?'. 'AK Parti' dediler, 'Ne yapıyor?'. 'Nereye gidiyor?'. 'Vallahi eve gidiyor'. 'Bir düzeltme yapmayacaklar mı?'. 'Yok yapmayacaklar'.
O zaman biz gitmeyelim, Meclis'te kalalım ve dikkatleri buraya çekelim dedik. Grup başkanvekillerimiz, grubumuz sağ olsunlar, büyük bir emekle, gayretle, dirayetle... Ayrıca meseleyi sadece eylemi yaparak değil, toplumsallaştırarak... Emekliler geldi, Meclis kulislerinde 300 emekli grubumuzun nöbetçilerini ziyaret etti. Bine yakın emekçiyle, emekliyle birlikte emekliler için onurlu yaşam toplantıları yapıldı. Oradan buraya yürüyüşler oldu. Türkiye'nin dört bir yanında yağmur altında, kar altında emekliler bu eyleme etkileşim verdiler, destek verdiler. Hep birlikte takip ettik.
"BİZ AZINLIKTAYIZ AMA EMEKLİLER ÇOĞUNLUKTA"
Bu süreç zarfında çok umut verici bir gelişme oldu. Ve o gelişme şuydu; Sayın Devlet Bahçeli çıktı ve dedi ki: 'Emeklilere verilen bu ücret sefalet ücretidir'. Vallahi biz, 'Vooo bak Devlet Bahçeli sefalet ücreti dedi, işte koalisyon çatırdıyor, ittifak çöküyor' falan demedik. Dedik ki bu bir fırsat. Farklı görüşlerimiz olabilir ama ilk kez CHP, DEM, İYİ Parti ve MHP'nin milletvekillerini topladığımızda emekliler azınlıkta değil çoğunlukta. Biz azınlıktayız ama emekliler çoğunlukta. Herkes sözünü tutarsa dedik. Ve hem bütün gruplarla görüştük hem de bu konuda en, en yapıcı diyaloglarla emekliler için bu işi nasıl sağlarız onu konuştuk.
BAHÇELİ'YE YANIT VERDİ: "EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI KONUSUNDA CUMHUR İTTİFAKI'NIN İÇİNE NİFAK SOKUYORMUŞUM"
MHP'den de bu konuda bir yanıt bekliyorduk. Yanıt Sayın Bahçeli'den bugün geldi. Efendim, en düşük emekli maaşı konusunda Cumhur İttifakı'nın içine nifak sokuyormuşum. Ne yapacakmış? Cumhuriyet Halk Partisi'nin iyileştirme önergesine oy vermeyecekmiş. Eyvallah. Hiçbir itirazım yok. Biz kendi önergemizi vereceğiz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz. DEM iyileştirme önergesi verir, ona da oy veririz. İYİ Parti'nin önergesi olur, ona da oy veririz. Hepimiz ortaklaşırız, ona da oy veririz.
"ÖNERGEYİ SEN VER BİZ KAYITSIZ ŞARTSIZ SENİN DEDİĞİN İYİLEŞTİRMEYE DESTEK VERECEĞİZ"
Açık net söylüyorum. Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun! Değerli büyüğümüz emeklilere bir büyüklük yapsın, iki elimizle birden destek verelim Devlet Bey. Emekli bu kadar perişan durumdayken, siz de bir yandan buna sefalet ücreti derken, efendim 'CHP bilmem ne... Ben yokum' Önergeyi sen ver, biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek vereceğiz.
"AK PARTİ'NİN BU SORUNLARI ÇÖZECEK ARTIK BECERİSİ DE ENERJİSİ DE YOK"
Gelelim haftanın en önemli gündemlerinden bir tanesine, belki en önemlisine. Toplumun her kesiminde ağır sorunlar var ancak AK Parti'nin bu sorunları çözecek artık becerisi de enerjisi de yok. Biz sorunları konuşmaya, çözüm üretmeye devam ediyoruz. Biraz önce söyledim; Cumhuriyet Halk Partisi'nin kıymetli grubu tam 13 gündür, 7 gün 24 saat bu yüce mecliste emekliler için nöbet tutuyor.
Efendim bizim kitaplar var. Çok iyi, neymiş kitap baktım; Ailelere Gelir Desteği ve Hilal Kart uygulaması. 2011'de Kemal Bey Aile Sigortası'nı deyiverince, MHP de onla uyumlu Hilal Kart demişti. Eyvallah. 2015'te biz Aile Sigortası'nı revize ettik, onlar Hilal Kart'ı revize ettiler. 'Bunun yanında beslenme, barınma, giyim konusunda kitaplarımız var' diyor.
Evet, ne yapalım? O zaman şöyle yapalım. Hani motokuryeler her şeyi yapıyor ya; getir, verin sipariş. Devlet Bey getirsin aile destekleri, aile gelir desteğine oy verin arkadaşlar. Devlet Bey getirsin beslenme desteği, barınma desteği, giyim kuşam desteği çalışmalarını, oy verelim arkadaşlar.
BAHÇELİ, "İTTİFAK ORTAĞIYIM, İKTİDAR ORTAĞI DEĞİLİM" DEMİŞTİ: "TOPLAYICILIK CİLALI TAŞ DEVRİ'NDE BİTTİ"
Diyor ki: "Ben ittifak ortağıyım, ee, iktidar ortağı değilim." Yani, yani şunu söylemek istiyor: "Ben AK Parti'nin yaptığı riskli işlerde, tepki çeken işlerde siyasi riskleri ittifak adına sigortalıyorum. Konuşuyorum ama oy vermiyorum. Sefalet devam ediyor, AK Parti'den dökülenler olursa onları toplamak için aşağıda bekliyorum." Böyle siyaset yok. Toplayıcılık Cilalı Taş Devri'nde bitti. Aslan gibi siyaset yapacağız burada. Koyacağız ortaya önergeyi; oy veren vermeyen belli olacak.
"DAĞILAN PAZARLARDA ÇÜRÜMÜŞ SEBZE MEYVE KOVALAMAK YAKIŞIYOR MU ŞANLI TÜRK MİLLETİNE"
Devlet Bey, dinlersen çok iyi... Diyor ki; beslenme, barınma, giyim Türklerin diyor yüzyıllardır, bin yıllardır diyor en temel diyor gereksinimleridir', Türklüğün gereğidir. Çok doğru. Çok doğru da Devlet Bey, Türklere, dağılan pazarlarda çürümüş sebze meyve kovalamak yakışıyor mu şanlı Türk milletine?
Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine 200 bin liralık otellerde sefalet çekmek? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine geçerken mandıranın önünden geçememek, kasaptan gizlenmek? Torunu karne getirince halının püskülünü saymak yakışıyor mu emekliye? Yakışıyor mu Türk milletine?
"BİTİYOR BU KARA DÜZEN, AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİNE DESTEK VEREN TARİHİN KARA DELİĞİNE GİDER!"
Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarına, Türkiye'de yaşayan kimseye bu sefalet ücreti yakışmıyor. Ne ağır laflar duydum, hepiniz şahitsiniz. Birine dönüp bir şey demedik. Büyüğümüzdür dedik, onu dedik, bunu dedik. Burada da şunu diyorum Devlet Bey'e: Devlet Bey, siz burada bir büyüklük yapın, Cumhuriyet Halk Partisi kayıtsız şartsız destek versin. Ama hem sefalet ücreti deyip hem AK Parti'ye kızanların oyu ittifakta kalsın, emekliyi ezen düzen devam etsin; bu kara düzeni değiştireceğiz Devlet Bey!
Bitiyor bu kara düzen. Herkes tarafını yeniden belirleyecek. AK Parti'nin kara düzenine destek veren, AK Parti ile birlikte tarihin kara deliğine gider. Devlet aklı ne diyor bu konuda bilmem, millet aklı bunu diyor; emekliye sahip çıkacağız.
"BAŞSAVCI BEYEFENDİ 48 MİLYON TL'YE TADİLAT YAPTIRDIĞI VİLLADA OTURUYOR"
Bir yandan emekliye lazım olan 650 milyarı bulamıyorlar, 4 katını faize veriyorlar, fazlasını yandaş müteahhitlerin vergisini siliyorlar. Bir taraftan üst düzey kamu görevlilerinin kiraladıkları lojman giderlerini yüzde 230 arttırmışlar. 300 milyondan 1 milyar 24 milyon liraya çıkmış. Zavallım, canım infaz koruma memuru, üç kişiden birine bazı şehirde, çoğu şehirde beş kişiden birine lojman var. İki oda, iki odalı bir lojmanı bulursa dünyanın en mesut insanı oluyor. Yoksa dünya kadar yol gidiyor cezaevi uzakta, 20-25 bin lira da kira veriyor. Ama Başsavcı beyefendi 48 milyon TL'ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor. Üst düzey kamu görevlilerine 1 milyar 24 milyon liralık oturdukları lüks lojmanlara para veriyorlar.
KAMU TASARRUF TEDBİRLERİ: "'YENİ ARABA ALINMAYACAK' DEDİLER, BİR BUÇUK YILDA 1500 YENİ OTOMOBİL ALDILAR"
Şimdi millete bu AK Parti diyordu ki, bu AK Parti, bir buçuk yıl önce: "Kemer sıkacağız, kamuda kemer sıkacak. Ne yapacağız? Fazla arabalar belirlenecek, satılacak." O işten bir sonuç yok. Yeni araba alınmayacak; bir buçuk yılda 1500 yeni otomobil almışlar. Ayrıca, bir yandan bunların tasarruftan anladığı okuldaki öğretmenin kettle kullanmasını yasaklıyorlardı hatırlıyorsunuz. Öğretmenin kettle ile su ısıtıp sabahleyin kendisine bir çay demlemesi yasak -kimbilir ne şartlarda fırladı geldi evden-, bir kahve yapması yasak, kettle elektrik yakıyor diye. Öbür taraftan 1500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar, ağzı olan ileri geri... yok İBB'de savurganlık, o bu... Bir de böyle birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar. Ya birazcık bak; evi camdan olan komşusunun küçücük camına taş atmayacak.
Cumhuriyet Halk Partisi de İBB'yi yönetiyor, siz de yönetiyorsunuz. Dünya kadar yalan icat ettiniz, birini ispat edemediniz.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni AK Parti yönetirken, devraldığımız gün itibariyle, İBB'den 827 tane araç dışarıya, İBB'nin faaliyet alanı dışındaki kurumlara, kuruluşlara, kişilere tahsis edilmiş. Bunlardan birini seçin. Mesela ne yapmış olamazlar? Herhalde AK Parti İl Başkanlığı'na araba vermiş olamazlar değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın, elimde 59 tane aracın; plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum/kuruluş, tahsis süresi bitiş tarihi... Tamamı AK Parti İl Başkanlığı.
59 araç vermişler AK Parti İl Başkanlığı'na. İBB'yi soruşturuyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı'na var mı böyle bir şey? Ayrıca, ayrıca dünya kadar -şimdi birazdan örneklerini göstereceğim- ilçe başkanlıklarına, gençlik kollarına... Burada grup başkanvekili hanımefendi grup başkanvekilliğinden alınıyor, ertesi gün araç tahsisi yapılıyor İBB'den.
"MAJESTELERİNİN HAKİMİ"
Bir örnek göstereyim: Akın Gürlek. 37. Ağır Ceza Başkanı. Opel Insignia. 34 -o günkü plaka demeyesiniz terörle mücadele eden kişiyi hedef gösterdi, bugün yok öyle bir plaka- 34 NZ 2301. Akın Gürlek. Bakın, bir başsavcı olur, araba verirsin mesela, der ki "Ya adliyeye araba verir belediye." Başsavcıya da vermiş. Baktık, 40 tane Ağır Ceza Başkanı var, bir tek Akın Gürlek'e vermiş. O gün de. Ne yapacak? Çünkü Akın Gürlek "majestelerinin hakimi" ya o zaman 37. Ağır Ceza... Kim gelirse kafayı kesiyor ya; ne Kavala bıraktı, ne Selahattin Demirtaş, ne Canan Kaftancıoğlu, ne Grup Yorum... 14-15 tane. Önüne gelen her davada vurdu kafayı diye İBB'den altına araba çekmişler.
Bir araç teslim tutanağı... AK Parti İl Başkanlığına. Onlar uzun dönem şeyler. Bunlar hemen bir imzayla vermiş, karar da yok, onlarda karar var. Ne zaman için vermiş? Seçim süresince. Böyle rezillik olur mu?
Neydi? İstanbul'da bir ilçe belediye başkanı, daha belediyede görevli değilken ilçeye, seçim kampanyasına bir tane Peugeot Partner koymuş bir müteahhit, o kullanılmış. AK Parti övünüyor Manisa'da, Soma'daki madenden 20 otobüs geldi diye geçmişte, 5-6 yıl önce. Seçim süresince kullansın diye İBB'den araç veriyorlar. Ne diyordu Erdoğan 17-25'te? 'Devletin parası değilse ona rüşvet denmez arkadaş' diyor. Ona rüşvet denmez. Ben daha devletin parasına ilişkin bir kuruş duymadım İBB iddianamesinde. Hatta yakında duyacaksınız, bir kuruş olmadığı kanunen de ispatlandı. Seçim süresince devletin arabası AK Parti İl Başkanlığına veriliyor, dünya kadar araba.
"UTANMAZLIKTA SINIR YOK"
Bakın kardeşim utanmazlıkta sınır yok. Bakın, AK Parti İl Başkanlığının bu arabaları kimlere kullandırttığına dair döküm: AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı, Numan Kurtulmuş; Oktay Kaymak üzerinden tahsis yapılmış, Passat. Erkan Kandemir, çok konuşuyor ya, Opel Insignia. Vito, Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş. Insignia tekrar Numan Kurtulmuş. Bir Passat var, bir Insignia; birinde korumalar gitmiş, birinde şey. Numan Bey burada, 'Almadım Insignia' desin, 'Korumalarda Passat yoktu' desin ben Grup Başkanvekiliyken, Genel Başkan Yardımcısıyken.
Aşağı doğru gidiyor; Gençlik Kolları, Belma Satır burada, görevi bitmiş orada arabaya binmiş. Aşağı doğru hangisini isterseniz; Gençlik Kolları, Kadın Kolları... Mesela Kadın Kolları, Passat. Kadın Kolları, Şeyma Döğücü. Kadın Kolları, Murat Derkkesen üzerinden... AK Parti İl Başkanının özel kalemine Passat araba. Daha ne olacak?
Yani şunu söylüyorum, şunu söylüyorum: Böyle bizim evde küçük bir cam bulup camı kırmaya çalışanlar, komple camdan evde oturuyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir tekini ispat edemedikleri iddialar bir yana, sadece ve sadece 827 tane aracı kendi siyasi çıkarları doğrultusunda bir yerlere vermişler. Ondan sonra tutmuşlar Cumhuriyet Halk Partisi'ne laf ediyorlar.
"7 MİLYON KUMAR BAĞIMLISI VAR TÜRKİYE'DE"
Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığının yanında giderek yaygınlaşan, toplumu çürüten ağır sorunlarımız var. Uyuşturucu, kumar ve çocuklarımıza, çocuklarımızın hayatına kasteden, hepimizin hayatına kasteden suç çeteleri... Yeşilay'a göre, Yeşilay raporları var; 7 milyon kumar bağımlısı var Türkiye'de, 7 milyon! Uyuşturucu bağımlısı sayısından fazla.
2026 yılına gelirken ciddi bir anket firmasının anketi, bizde de var, isteyen basın mensubuna hemen atarız. Yeni yılda ne yapmaya karar verdiniz diyor yılbaşı gecesi. Yüzde 76'sı daha dikkatli harcama yapmaya demiş, belli ki borç içinde; bu tarafı da çok kritik. Yüzde 11'i kumardan, bahisten kurtulmaya karar vermiş. Yani 100 kişiden 11'i 'oynuyorum, kurtulamıyorum, niyetim var kurtulmaya' demiş. Bir de niyet etmeyenler, oynayanlar var. 7 milyon kumar bağımlısı var. Yuvalar dağılıyor, insanlar bu illet yüzünden canına kıyıyor.
"O BOMBANIN ÖLDÜREMEDİĞİ BACAĞINI BIRAKTIĞI OTOBÜS DURAĞINDA HAYATINA KIYDI"
En hazini nedir biliyor musunuz? Terör gazisi Ferdi Çatal. Kayseri'de bir otobüs durağında patlayan bombayla bir bacağını kaybetmişti. Gazi... O günden bugüne devlete emanet, millete emanet. O bombanın öldüremediği, bacağını bıraktığı otobüs durağında hayatına kıydı. Geriye bıraktığı notta da sanal bahis ve kumara düştüğünü ifade ediyor. Bir devlet düşünün; senin için bacağını kaybetmiş gaziye sahip çıkamamışsın, ekonomik zorluklardan dolayı kumar oynamış, bacağını kaybettiği yerde hayatına kıymış orada. Memleket bu hale geldi.
"BU İŞTE HERKES KONUŞACAK SEN SUSACAKSIN"
Peki bu durumda Sayın Erdoğan'ın ne yapması lazım? Normalde hicap duyması lazım. Normalde bu işle ilgili bir özeleştiri yapması lazım. Yok, şöyle diyor: 'Her cep telefonu bir kumarhane haline geldi' diyor. Yazıklar olsun Başbakanımız İsmet İnönü'ye, memleketi getirdiği hale bak (!) Yazıklar olsun Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'na İki yılda memleketi ne hale getirdi. Ana muhalefet lideri de bunu söylüyor... Kardeşim, memlekette her cep telefonu kumarhane haline geldiyse, bu işte herkes konuşacak sen susacaksın! Sen susacaksın!
"O SİTEYE GİREN YAKAYI KAPTIRIYOR"
Beyefendi Varlık Fonu'nun başında. Varlık Fonu, Milli Piyango'nun sahibi. Milli Piyango'yu ilk iktidara geldiğinde, 'Efendim devlet kumar oynatmaz' demiş, 'Satacağım ben bunu' demiş, dur denmiş, yapma satma. Sonra aymış; hem satmış gibi, hem tutmuş gibi yapmış, ihaleyle vermiş 10 yıllığına birine. O Milli Piyango'nun sitesinde 150 çeşit sanal kumar oynatılıyor. Geçen hafta gösterdim, ballı petek var, ballı petek. Arı geliyor böyle vızz diye, balı hangi peteğe yapacağını bilirsen parayı götürüyorsun. Ballı peteğe, arının bal yapacağı kovana kumar oynatıyor adamlar. Kol çektiriyorlar. İşin kötüsü o siteye giren yakayı kaptırıyor, envaiçeşit kumar sitesinin mesajı geliyor. Oradan çerez yakalıyorlarmış, onu yapıyor.
Ben bunları anlattım bir şey yapın diye. Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda; sanal kumara başlayanların yüzde 70'i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden, Milli Piyango gibi oraya geçiyorlar diyor. Sanal kumar orada yakalıyor bunları. Buna tedbir al diyorum, çıkmış açıklama yapmış; grup toplantısında 'kumara özendiriyor' diyor. Geçen hafta beni dinlediniz. Ben geçen hafta oynanan kumar rezaletini anlattım ve yarattığı felaketi anlattım. Bu at yalanı, dönüp sayalım inananı hesabı. Özgür Özel Meclis kürsüsünden kumara özendiriyor diyor.
Biz sanal bahis ve kumarla mücadele eylem planımızı hazırladık. Dün Sayın Murat Emir ile birlikte ilgili parti meclisi üyemiz bunu basın toplantısıyla anlattılar. Daha sonra bunu tüm siyasi partilerle paylaşıyoruz. Meclis'te bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz, ana hatlarıyla. Kumarın her türlüsüne reklam yasağı ve biraz önce söylediğim gibi özendirici yasakların getirilmesini söylüyoruz. Kumarla Mücadele Kanunuyla olabilecek tüm ilgili kanunları; yok biri Ticaret Yasası'nda, biri Türk Ceza Kanunu'nda, biri orada biri burada... Hepsini derli toplu bir yere toplanmasını öneriyoruz. Bu konuda bir düzenleyici ve denetleyici kurum kurulmasını, bu kurulun da özerk olmasını, yetkili olmasını, kaynaklarının güvence altında olmasını söylüyoruz. Ve diyoruz ki; gelin bu işle birlikte mücadele edelim. 23 yılın sonunda memleketi bu hale getirenler, her cep telefonunu kumarhane haline getirenlere; gelin bu işten bu milleti hep birlikte kurtaralım diyoruz. Bunu bu iktidar yapar mı? İlişki ağına bakarsan yapmaz. Ama biz bütün samimiyetimizle burada bu çözümü takip edeceğiz, bunun için katkı sunmaya devam edeceğiz.
AHMET MİNGUZZİ, ALPEREN ÖMER TOPRAK, HAKAN ÇAKIR, ATLAS ÇAĞLAYAN...
Söylediğim toplumu çürüten ağır sorunlardan bir tanesi de çeteler. Özellikle 18 yaşın altındakileri istismar eden, eğiten, suça iten ve birer suç makinesi haline getiren çeteler var. Bunlar suçu da büyütüyorlar ve normalleştiriyorlar. Geçen yıl 14 yaşındaki Ahmet Minguzzi katledilmişti. Ardından Alperen Ömer Toprak kardeşimiz, ardından Hakan Çakır kardeşimiz, son olarak da Atlas Çağlayan evladımız katledildi.
"MİNGUZZİ DAVASINDA OLDUĞU GİBİ KENDİSİNİ BİR AN OLSUN YALNIZ BIRAKMAYACAĞIMIZI SÖYLEDİK"
Annesi Gülhan Ünlü’yü hepiniz izlemişsinizdir, ben televizyonlarda izledim. 'Ben yandım başkası yanmasın, en ağır cezayı alsın' ve birçok haklı serzenişi ve yakarışı var. Kendisiyle konuştum; üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzi davasında olduğu gibi kendisini bir an olsun yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı söyledik.
"SENİN İKTİDARINDA OLDU"
Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan 'Gerekeni yapacağız' diyor. Ben Ahmet Minguzi davasından sonra hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken yapılsaydı, diğer evlatlarımız ölmezdi. Ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil; 23 yıldır yaptıklarının sonunda... Her cep telefonu kumarhane, sen yaptın, senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller...
Burada tartışma; efendim çocuk da katil, öldüren de katil. Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni o linç ediyor. Hrant Dink’in sevgili eşi Rakel Dink ne diyordu? 'Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız' diyordu. Kim yarattı bunu?
"BOŞUNA MI 18 YAŞINDAN KÜÇÜKLERİ KULLANIYOR AZ CEZA ALSIN DİYE?"
Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üstüne düşenleri yapmaması bu çocukları suça itiyor, suç makinesi haline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da 'Ya bu çocuk yaştadır' dediğinde bu sefer esas meseleyi de ıskalamış oluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor az ceza alsın diye?
"BATAKLIĞI ORTAYA ÇIKARANLAR BATAKLIK KURUTAMAZ ARKADAŞLAR"
Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya: Suçu işleyen, işliyor ya; '10 gün önce nereden geldin oğlum?', 'Sosyal medyadan davetlerini aldım, geldim katıldım. İlk işini verelim dediler. Gittim, dediklerinin önce dükkanını taradım, sonra git vur dediler, gittim vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarıda aileme bakıyorlar.' 7 kişilik ailesine çete bakıyor; devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş; cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor.
Burada, burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edileceğinden değil, bataklığın nasıl kurutulacağıyla ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar bataklık kurutamaz arkadaşlar.
"GRUP BAŞKANVEKİLİNİN AYIBINA SUÇUNA ORTAK OLDULAR"
Bir yandan bu yakıcı gündemler varken, bir yandan da gözümüz kulağımız Suriye’de. Hep birlikte takip ediyoruz. Komşumuz Suriye uzun yıllar boyunca derin acılar ve kayıplar yaşadı. Bu durum ülkemizi de derinden etkiledi. Tabii bu konuda da Sayın Erdoğan her zamanki gibi... Buradaki milletvekili, korkunç... Grup Başkanvekili korkunç laflar etti. Ömer Çelik lafı dolandırdı, bir şey demedi, sustular. Ve 'Yıllarca Müslümanlar katlediliyorken Alevi katli... şimdi Aleviler katlediliyor diye bağırıyorlar' diyen Grup Başkanvekilinin ayıbına suçuna ortak oldular. İlk an fırsatçılık yapmadı Gökhan Günaydın, gözümle gördüm. Döndü dedi ki; 'Bu laf yanlış yere gidiyor, düzeltin isterseniz' dedi. Düzeltmediler. Düzeltmediği gibi, 'Israr ediyorum' dedi. Ömer Çelik özür dilemediği gibi sahiplendi. Erdoğan göreve devam ettirdi, partiye mal etti bu tutumu.
"SONRA BİR BAKTIK Kİ O İŞLERDE BAŞKA İŞLER VAR"
Şimdi geldiğimiz bu noktada dönmüş diyorlar ki bize; 'Suriye o haldeyken susuyor...' Ne susması? Ne susması? Faruk Loğoğlu başkanlığında heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitmedi mi? Muhaliflerin kurtarılma... Hele hele Türkiye’den gitmiş muhalif gazeteciyi ailesine Cumhuriyet Halk Partililer vermedi mi? Sonrasında defalarca söyledik. Söyledik diye suçlu olduk, aman Suriye’deki kan dursun, gözyaşı dursun diye. Sonra İdlib’de tutulan bir grup farklı farklı yerden gelen selefi örgütler, çeteler, bilmem neler Şam’a doğru harekete geçince; iki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı var: 'İdlib’den harekete geçen gruplarla bağlantımız yoktur, endişeyle takip ediyoruz' diye. Sonradan öğreniyor ki Colani; İngiltere, Amerika tarafından hazırlanmış, İsrail tarafından sıvazlanmış... Ona ortak oluyor. Geçen sene aralık ayını hatırlayın; Erdoğan’ın büyük zaferini dinleyerek geçirdik. Sonra ne oldu? Sonra bir baktık ki o işlerde başka işler var.
Şimdi gelmişler burada, bu günlerde yine olan bitene bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Burada sağduyulu, akılcı ve Türkiye’yi de düşünen, bölgeyi de düşünen sözler söylemek lazım. Yaşanan acıların herkese ders olmasını, artık sorunların diplomasiyle çözülmesinin öğrenilmesini ve çatışmaların bitmesini, Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca hep arzu ettik, talep ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarını her zaman savunduk. Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında yaşamasını istedik, istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi buna göre kurduk. Ancak yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini üzülerek takip ediyoruz Suriye’nin.
Bu yüzden diplomasiye, masada oturmaya, varılan mutabakatlara sahip çıkmaya ve herkesin verdiği sözleri tutmasına vurgu yapıyoruz. Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor, sorumlulukla değerlendiriyoruz. Gerilim ortamının Suriye’de, Türkiye’de, bölge ülkelerine de kazandırmayacağı görülmeli; herkes aklıselimle hareket etmelidir. Kolaycı yargılardan bilinçli bir kopuş gerçekleşmeli; serinkanlı, uzun vadeli, barışçıl bir akıl inşa edilmelidir.
"SAVAŞI KÖRÜKLEMEYE DEĞİL BARIŞI VE KARDEŞLİĞİ SAVUNMAYA DAVET EDİYORUZ"
Bu akıl hepimizin güvenliğini, sürdürülebilir barışı, silahtan ve gözyaşından kalıcı bir kurtuluşu, demokratikleşmeyi, eşitlik temelli kardeşliği ve kalkınmayı sağlayacak olan akıldır. Bu akıl, birbiriyle kardeş olan ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak aklıdır. Emperyalist heveslerden ve çıkarlardan hiçbir zaman fayda gelmediği ve gelmeyeceği görülmeli; gerçek kurtuluşun kardeş olan tüm kimliklerimizin ortak gelecek inşasıyla sağlanacağı idrak edilmelidir. Bu anlayışla Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz.
Bu çerçevede, akrabalarımız olan Suriye Kürtleri için büyük bir hassasiyet duyuyoruz. Akrabalarımız olan Suriye'deki Alevilerin durumu için hassasiyet duyuyor, endişe duyuyoruz. Suriye'deki Arapları, Kürtleri, Türkmenleri, Dürzileri ve Alevileri kardeşimiz, akrabamız, komşumuz, ayrılmaz parçamız olarak görüyoruz. Bugün iktidar medyası ve beslenen besili trollerin yeni algı operasyonları peşinde koştuğu, Kürtleri rencide eden, aşağılayan, onurlarıyla oynayan ifadeleri kullanmaktan çekinmediklerini üzülerek takip ediyoruz. Bu saldırgan söylemlerin tamamını reddediyoruz. Yeniden 'Kürt eşittir terörist' diye bir denklem oluşturmaya çalışanlara; aklınızı başınıza alın, Türkiye'deki Kürt kardeşlerimizi de Suriye'deki akrabalarını da incitmeyin diyoruz.
"BU AÇIKLAMA AK PARTİ'NİN BÖLGEYE BAKIŞININ DA NE YAZIK Kİ İTİRAFI NİTELİĞİNDE OLMUŞTUR"
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in; IŞİD Kobani'ye saldırdığında, Kuzey Irak'tan peşmergelerin desteğe gelmesi için kapıları, ABD Başkanı Obama'nın Erdoğan'a açtığı bir telefon üzerine açtıklarını itiraf etmesi bir skandaldır. Kendisinin açıklaması bir gerçeğin itirafıdır, AK Parti açısından da bir skandaldır. Kürtleri IŞİD saldırısına karşı korumak için Obama'nın telefonunu günlerce beklemiş olmaları, bugün de bir IŞİD tehdidinde Trump'tan talimat bekleyeceklerinin en açık göstergesidir. Bu açıklama AK Parti'nin bölgeye bakışının da ne yazık ki itirafı niteliğinde olmuştur.
"IŞİD DEDİĞİNİZ KAFA KESENLERDİR"
Bugünlerde azılı IŞİD'li canilerin tutuldukları cezaevleri ile ilgili durumu endişeyle takip ediyoruz. Cezaevlerindeki kontrolün el değiştirmesi noktasında ortaya çıkabilecek otorite zafiyeti ya da geçmişten gelen bazı ilişkilerden dolayı oradaki IŞİD tutsaklarının, tutuklularının, hükümlülerinin serbest kalma ihtimali; ya da son günlerde işte ortadaki çatışmalardan istifadeyle firar ihtimalleri hepimizin yüreğini ağzına getirmektedir.
Unutmayalım; IŞİD dediğiniz Yalova'daki 3 polisimizi şehit eden canilerdir. IŞİD dediğiniz Atatürk Havalimanı'nda 46 vatandaşımızı hedef gözetmeksizin tarayan canilerdir. IŞİD dediğiniz kafa kesenlerdir. IŞİD dediğiniz Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanı, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetin en büyük düşmanı ve hasmıdır.
İktidar Suriye'de çatışmanın tarafı olarak değil; barışın, uzlaşmanın ve uzlaşının koruyucusu olarak davranmak durumundadır. Türkiye barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu zamanda, bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye'de yaşananlar Türkiye'deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü hikayesi yazılmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye'nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin herkesin içine sineceği bir şekilde çözülmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğimizden herkesin emin olmasını isteriz.
"BU OYUNLARI BOZACAĞIZ"
Gün 'elim güçlendi, elin güçlendi' kolaycılığına kaçmadan, terörsüz ve demokratik Türkiye yolunda kararlılıkla yürüme günüdür. Gün Türkiye ve Suriye için; Türkler, Kürtler, Araplar ve tüm dinlere mensup insanlar için emperyalist planların figüranı olmadan, kendi öz irademizle barışa, kardeşliğe ve bölgesel kalkınmaya yürüme günüdür. Türkiye'de de Suriye'de de Türkler ve Kürtler kardeştir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'de ve Suriye'de bu kardeşliğimizin bozulmasına izin vermeyecek, birileri istiyor diye kavga edip ayrı düşmemize ve birilerinin terörden, çatışmadan beslenmesine; sonra Türk'ün de Türk'ün de, Alevi'nin de Sünni'nin de çocuğunun beslenememesine, geleceğine güvenle bakamamasına itiraz etmektedir. Bu oyunları bozacağız, bu konuda kararlıyız.
"ARTIK YARGI KARARLARI PARTİSİNE GÖRE ALINIR HALE GELMİŞTİR"
Dünyada bu kadar tehdit, bölgemizde bu kadar krizler varken Türkiye iç barışını ve huzurunu sağlamak zorundadır. Ancak iç barışımızı dinamitleyen, milletin huzurunu kaçıran, ekonomideki krizi daha da derinleştiren hukuksuzluklar sürmektedir. Artık yargı kararları partisine göre alınır hale gelmiştir. Özellikle belediye soruşturmalarında yazılı olmayan ama herkesin kabul ettiği 'CHP'li ise soruştur, AKP'li ise geçiştir' kuralı işlemektedir.
İZMİR'DEKİ 'İZBETON' DAVASI: "BİR KAMU ZARARI OLUŞMADIĞI ORTAYA ÇIKTI"
İzmir'in bir önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve o dönemin İZBETON Genel Müdürü Heval Savaş Kaya, 6 ay 2 gün tutuklu kaldılar. Daha sonra kamu zararının oluşmadığına yönelik ispatlar ortaya çıktı, bilirkişi görüşleri ortaya çıktı. Ve bir anda aslında her şey kabak gibi ortaya çıktı. Kentsel dönüşüm için bir tarafta AKP'nin müteahhit odaklı sistemine alternatif olsun diye, kamudan 5 kuruş çıkmadan kentsel dönüşüm yapmayı hedefleyen kooperatif modeli; AK Parti'nin kötü yönetimiyle 10 kat artan inşaat maliyetleri yüzünden sekteye uğramış, sendelemiş. Bunu fırsat bilen iktidar da burada soruşturma başlatmış, gözaltılar tutuklamalar yapmıştı. Bir sabah 200 kişinin gözaltına alınması, 150 kişinin tutuklanmasıyla başlayan süreçte, 5 Ocak günü tek bir tutuklu kalmadı. Çünkü bir kamu zararı oluşmadığı ortaya çıktı. Yapılan olsa olsa bir beceriksizlik dahi değil, bir talihsizlikti. Başlarken 1 olan inşaat maliyetleri 10'a çıkmıştı, işler aksamıştı.
Mevcut Büyükşehir Belediye Başkanımız bu kooperatiflerle oturdu, çalıştı, çoğuyla anlaştı.
Bu sene Nisan'da teslim edilecekler de var, gelecek sene Şubat'ta bitecekler de var. Sorunu çözmeye uğraşıyoruz. Tahliyeler göründü. Keşke yılbaşından önce olsaydı niye 5 Ocak dendi? 5 Ocak Pazartesi ya... Çarşamba günü İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nden bir rapor geldi, Murat Kurum'un atadığı İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nün raporu. O raporda bir kooperatif için başka iddialar çıktı. Perşembe günü bununla ilgili soruşturma... Cuma günü Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya'ya 'E siz bu kooperatifi denetlemeliydiniz...' Büyük bir hukuki tartışma, kesinlikle olmayan bir durum, olamayacak bir durum. TOKİ'de kaçıp giden müteahitten dolayı hangi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratını alıp da içeri atmışsın? Sen bunu denetleyecektin, kaçmış falan ki kaçan da yok, geciken işler var. Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya ve önceki İzmir İl Başkanımız Şenol Aslanoğlu'na tutuklama... Pazartesi günü duruşma, ilk dosyadan tahliye; 2 gün önce yeniden tutuklandın burada dur diye. Sebep? İzmir'de o köpürttükleri, attıkları büyük yalanın altından bir şey çıkmadı ya, bir şey çıkmadı ya... Hızlı bir yargılamayla mahkemenin bir kamu zararı olmadığı önüne geldi ya... Şimdi çıkıp da 'Aa bir şey yokmuş, burada kamu zararı yokmuş, aksine iyi niyetli bir çabanın uğradığı sekte varmış, şimdi de o düzelirmiş' olmasın diye; atılan o kadar iftira, İzmir'de söylenen büyük büyük laflar, buradaki laflar olmasın diye bu işi yaptılar.
Şimdi orada içeriye konulan bu arkadaşlarımızı ne diye koydular? Kendilerini 'kooperatifi denetlemedi' diye koydular. Kooperatiftekileri... Kooperatif davasında bilirkişilerin sunduğu rapor diyor ki: 'Şirket yönetim kurulu kararı olmadan işlem yapılmış.' Bu da suçtur. İzmir Büyükşehir iştiraki İZBETON'un yöneticisi bununla ilgili 6 ay 2 gün yattı, sonra kamu zararı olmadığı ortaya çıktı.
"BIRAKIN TUTUKLAMAYI İFADEYE BİLE ÇAĞRILMAMIŞTIR"
Bakın aynı madde... AK Parti Trabzon Büyükşehir TİSKİ'nin Sayıştay raporu diyor ki: 'TİSKİ Genel Müdürü yıllar boyunca yönetim kurulu kararı olmadan araç kiralama işlemi yapmıştır.' Bırakın tutuklamayı ifadeye bile çağrılmamıştır.
Sayıştay diyor ki: 'MHP'li Gümüşhane Belediye Başkanı, kendi ortağı olduğu şirketten belediyeye 2.8 milyon liralık alım yapmış.' Karar olmaksızın. Bırakın yargı işlemi, soru bile sorulmamış.
Sayıştay Raporu 2023: MHP'de olan Amasya Belediyesi, ilgili ihale mevzuatına aykırı şekilde belediye bütçesinin yarısıyla otel yaptırmış, onaysız malzeme kullanıp kamuyu zarara uğratmış. Herhangi bir yargı işlemi yok.
Sayıştay 2023: AK Partili Kağıthane Belediyesi, ortada bir sözleşme yokken Hazine arazisine konut yapmaya kalkmış, sonra vazgeçip tasfiye maliyetiyle kamuyu zarara sokmuş. İfadeye dahi çağrılmamış.
2023 AK Parti Ordu Büyükşehir Belediyesi: Ünye Limanı, Fatsa İskelesi ihale mevzuatına aykırı şekilde belediye şirketine dolgu yaptırılmış. Soru dahi sorulmamış.
"ANKARA'YI ERDOĞAN'IN MELİH GÖKÇEK'İ GİBİ YAĞMUR DUASINA MUHTAÇ HALE GETİRMEDİK"
İşte tam karşımızda bir ikili hukuk sistemi. Ve Recep Tayyip Erdoğan, tükenmiş siyasetine Ankara'da su tükendi diye bir nefes aldırmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş diyor ki: 'Ankara'nın 200 günlük suyu kaldı diyor, bas bas bağırıyorlar. Sorumlu belediyedir, belediye yapmalıdır, nasıl yaparsın?'
Bakın, Başbakan Erdoğan'ın kendi evinin suyu kesilmiş Ankara'da. Başbakan Erdoğan evinin suyu kesik. Ve 2007 yılında Erdoğan yağmur duasına katılmış. Başbakan Erdoğan Cuma namazı için gittiği camide yağmur duasına katıldı. Ve Erdoğan yağmur duasıyla, 5 yıldır yönetmekte oldukları... Hani diyor ya 'Yönetiyorsun ya 5 yıldır niye çözmedin?' Niye çözmemiş senin belediye başkanın? Yağmur duasına katılmış. Erdoğan diyor ki 94'te: 'Bomba değil, yağmur bombası değil, yağmur duası gerekir.' Erdoğan'ın umudu yağmur duası.
Allah'a şükür, yağmur duasına çıkanlara, inananlara, itikat sahiplerinin hepsine saygım sonsuz. Ama biz Ankara'yı Recep Tayyip Erdoğan'ın Melih Gökçek'i gibi yağmur duasına muhtaç hale getirmedik. Allah'tan Mansur Yavaş var.
"BİLGİLERİ BU ÇETELERE KİM VERDİ"
Bir yandan, bir yandan aile dayanışma ağına, İBB davasında yeni soruşturma açılacak, gözaltı listeleri hazır, sizin de isminiz geçiyor, 5 milyona kapatırız diye tutukluların ailelerine SMS atılıyor. SMS’ler; tutukluların ailelerinin isimleri, cisimleri, TC’leri, çocukların adları bilinerek yapılıyor. Bu konuda aileler çağrıda bulundu, bir soruşturma bekliyoruz. Ve bütün ailelerin dosyadaki bilgilerini ve devlet eliyle elde edilebilecek bilgileri bu çetelere kim verdi, bunları görmek lazım.
"FETÖ BORSASI GİBİ İBB BORSASINI İSPAT ETMİŞİZ"
Biz aynı FETÖ borsası gibi İBB borsasını ispat etmişiz. Nasıl etmişiz? Bir tutuklunun yakınına "Babanı çıkarmam için ver bu kadar para" dedi. Gelip bana söylediler. Ben gittim bunu ispat ettim. Miting sırasında söyledim. Ben söyleyince arabasına bindi, Yunanistan'a kaçmaya çalıştı. Yunanistan'a kaçmak için Akdeniz'de tekneye giderken yakalandı. Bunu tutuklamadılar, ev hapsine koydular. Öbürünü yakalattık, AK Parti'den attılar, ev hapsi bile vermediler. Ama şimdi hala içeriden bir takım fareler, bir takım bilgiler getirip aileleri tedirgin etmekteler.
"1453 YILINDA FATİH SULTAN MEHMET'İN KURDURDUĞU İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'Nİ SUÇLUYOR"
Diğer yandan geçen hafta Ekrem Başkan'ın 31 yıllık diplomasını iptal edip, 19 yaşındaki bir çocuğa sahtecilik soruşturması açmışlardı. Bu utanç davasına gittik. Ve hep birlikte dinledik. İdarenin avukatı, İstanbul Üniversitesi'nin avukatı. Ne yapıyor biliyor musunuz? 2025 yılında Recep Tayyip Erdoğan'ın atadıklarının eline kalmış İstanbul Üniversitesi'nin avukatı, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet'in kurdurduğu İstanbul Üniversitesi'ni suçluyor. Özünde bir tek şunu söylüyor: "Biz Ekrem İmamoğlu'nun doğrudan bir eyleminden bahsetmiyoruz" diyor. Yani ne yapmışsa eski İstanbul Üniversitesi yanlış yapmış ama hiç kusura bakmasın biz diplomayı 35 yıl sonra geri alırız diyor. 35 yıl önce adam öldüren, öldürdüğü yeri, vurduğu silahı, gömdüğü kişinin kemiklerini gösterse zaman aşımı diyorlar. 35 yıl sonra İstanbul Üniversitesi'nin güya yaptığı bir hatadan ki o tarihlerde onun hata olmadığını da böyle ispatlayıp alınlarına çaktılar. O tarihte ne denklik var ne bilmem ne var, üniversitenin kendini savunan yazıları var ilk bunlar söylendiğinde.
Ama şimdi şuradan bir şey çıkıyor: Bu Ekrem İmamoğlu'na arkadaşlar; hırsız dediler, yolsuz dediler, ihaleye fesat dediler, sahte diploma dediler, her türlü iftirayı attılar. Hepsini birden Ekrem Başkan yapmış. Bir tek şeyi diyemiyorlar. Ne diyemiyorlar? "Ya Ekrem'den korkmuyoruz, gelsin yarışalım, biz Ekrem'i yeneriz" diyemiyorlar. Meselenin özü burada, özü özü!
10 aydır her türlü iftirayı attılar, her birisi geri tepti. Şimdi yani birini bile ispatlayamadılar. Bakın şimdi kaçıyorlar. Kaçıyorlar. Neden? Canlı yayından kaçıyor. Kaçıyor, neden? Tutuksuz yargılamadan kaçıyor. Şimdi güya uyuşturucuyla mücadele, keşke yapılsa, samimiyetle yapılsa, bataklık kurusa. Ama iki topçuyla şike, iki popçuyla uyuşturucuyla mücadele olmaz. Ama o uyuşturucu ve mücadelede bir zavallı kadın bulmuşlar. Aynı İBB'de olduğu gibi bir iftira at. Kadın diyor ki: "Ekrem İmamoğlu'nun jeti vardı. Ben de o jete bindim. Bir isim veriyor, onunla birlikte de şunu yaptım bunu yaptım."
Bunun üstüne bakın, hiç utanmadan... Zaten genel öyleleri var ki mesela Ekrem İmamoğlu bir gazeteciyle karşılaşmış, "Geçmiş olsun sağ ol başkanımı, yalan yazdı bu kadar" hiç utanmadı. Ben gittim o gazeteciyle öpüştük sarıldık konuştuk hatta helalleştik bu ölçüde. Benimle ilgili de güya bana demiş, yalan yazdı hiç utanmadı. Bunun üzerinden o utanmaz, diyor ki: "Efendim uçakta onlar bunlar..." Yetmezmiş gibi Erdoğan'ın imaları, hatta bugün Devlet Bey'in imaları, AK Parti'nin o troll ordusu ne rezillikler, aileye saldırıyor düşün ya! Adamı 10 aydır haksız tutuyorsun. Anası, babası, üç çocuğu, eşi dışarıda. Adamın jeti varmış da jette bilmem ne olmuş da.
Bir çıktı arkadaşlar, yani Allah'tan korkmazları... Bunu böyle kayda geçsin kayda. Hem bu dünyada soracağız hesabını hem öbür dünyada soracak Mevla. Soracak!
"İMAMOĞLU'NUN ADAMI DEDİKLERİ EN BÜYÜK İHALELERİ AK PARTİ'DEN ALMIŞ"
Uçak... Uçağı hani diyorlardı ya şikayet eden CHP'li, değildi de öyle atıyorlardı, suçlanan CHP'li. Uçağın sahibi çıktı mı sana AK Partili? Uçağı işleten kişi çıktı mı AK Partili? İki ayrı kişi. Yurt dışına kaçan kişi dedikleri kişi çıktı mı AK Partili? Uçağın sahibi "Ben Reisçiyim" diyor. İşleten kişi "Bu uçağı İmamoğlu'na hiç vermedik, siyasilerden uzak dururuz" diyor. Erdoğan ise bu uçağı kastedip milletin parasıyla orada burada keyif çatıp bilmem ne işler yapanlar diye iftira ediyor.
İmamoğlu'nun adamı dedikleri, yurt dışında firari dedikleri Murat Gül İbrahimoğlu, en büyük ihaleleri AK Parti'den almış. Kendisi AK Partili olduğunu hiç gizlememiş. İBB AK Parti'deyken milyar dolarlık ihaleler almış. İstanbul Valiliği yanına devlet koruma vermiş. Bakın burada, gazeteci arkadaşlara vereyim uzamasın, devletin koruma verdiği kağıt da burada. Şirketi var. Bakın şirketi var, bu bahse konu şirket. Şirketin ortağı Murat Gül İbrahimoğlu'nun şirkete ihaleyi veren, bu Cebeci hafriyat alanlarına ihaleyi veren Enerji Bakanlığı. Döküm muvafakatini Gül İbrahimoğlu'na veren Enerji Bakanlığı. İstanbul Valiliğini döküm gelirlerine ortak eden, Valiliğe gelir olsun diye o yasak döküm alanının gelirine ortak eden Enerji Bakanlığı.
Bu adamı zengin eden Valilik ve Enerji Bakanlığı. Peki Murat Gül İbrahimoğlu kim? Cevap vermiyorlar, ben söyleyeyim. Aha da Ticaret Sicil Gazetesi. İstanbul bir önceki İstanbul İl Başkanı, AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe'nin şirket ortağı arkadaşlar! Şirket ortağı!
Uçak AK Partilinin. Kiralayan AK Partili. Uçakta gezen AK Partili. Ortağı AK Parti İl Başkanı ve paranın gelirini de verecekleri dedikleri yer Valilik. Hepsinin, hepsinin bütün kayıtları burada. Almayın arkadaşlar, isteyen gazeteci fotokopisini çeksin. Burada bırakıyorum.
"EĞER CHP'YE BULAŞTIRILABİLECEK BİR ŞEY VARSA ÖZENLE SEÇ, AK PARTİ'NİN PAÇASINDAN PİSLİK AKIYOR OLSA ONU GEÇ"
Osman Nuri Kabaktepe TÜGVA'nın yönetiminde hala daha. Ve önümüzdeki günlerde ayrı ayrı çıkacak. Osman Nuri Kabaktepe üzerinden Gül İbrahimoğlu'nun en çok para yatırdığı yer TÜGVA. TÜGVA! Kim var başında? Ve Osman Nuri Kabaktepe üzerinden TÜGVA'ya bağış var, bir de açıkça söylüyorum: Akın Gürlek'in altında görev yapan İBB savcıları; Osman Gül İbrahimoğlu'nun hesap hareketlerini, kendisinin tutuklu olan bir şirket çalışanına soruyorlar. Bu ne, bu ne? Adam anlatıyor: Bundan şunu ödedik, bundan bunu... 4 milyon Euro para bozduruluyor, nakit çekiliyor. Onu soracak diye bekliyor, onu sormuyor. Çünkü onu Osman Nuri Kabaktepe ile birlikte, onun uygun gördüğü yerlere, onun o banka şubesinde birine vermişler. İzah etmekte zorlanacağı bir kalem var, o kalemi atlıyor savcı. Dönmek istiyor, diyor "Yukarıdakini sormadınız?", "Onu geç." Neden? Eğer CHP'ye bulaştırılabilecek bir şey varsa özenle seç, AK Parti'nin paçasından pislik akıyor olsa onu geç.
Daha da çıkıp konuşun bakalım. Daha hepsi gün gün, tarih tarih. Yedi tane başvuruda bulundum HSK'ya, oturdular kalkmıyorlar oradan. Bir kalkıp da, dönüp dönüp ikide bir şey diyorlar: "Soruşturmaya gerek koymadık, soruşturmaya gerek koymadınız." Bugün İBB borsasını soruşturmaya gerek duymayanları, günü gelince millet soruşturmaya gerek duyacak arkadaşlar!
Son sözüm şudur. Son sözüm şudur: Kartalkaya'daki acıyı da, Soma'daki acıyı da, yapılan haksızlıkları da, çekilen zulümleri de... Bugüne kadar çektik, katlandık bıçak kemikte. Bundan sonra bunların hiçbirine katlanmak zorunda değilsiniz. Bize katılabilirsiniz. Hep beraber iktidara yürüyoruz. Kökünü kazıyacağız bu pisliğin! Kökünü kazıyacağız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.