19 Mart mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 40. buluşmasında konuşan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, “Bugün Türkiye; masumiyet karinesinin yok sayıldığı, insanların peşinen suçlu ilan edildiği, cezalandırıldığı, kamuya mal olmuş kişilerin medyada dönen yalan yanlış bilgilerle itibarsızlaştırıldığı, suç vasfı taşımayan dedikoduların medyaya servis edildiği, yargı kararlarının avukatlardan önce yandaş medya mensuplarına açıldığı bir rejime geçmiş durumda. Bizler bunu normalleştiremeyiz! Adaletsizliği, hukuksuzluğu, eşitsizliği, ikili yargı uygulamalarını kabullenmeyeceğiz. Haksızlıklar karşısında hissizleşmeyeceğiz. Susmayacağız, boyun eğmeyeceğiz. Hak, hukuk ve adalet mücadelemizi Türkiye'nin dört bir yanında sonuna kadar devam ettireceğiz” dedi.
İmamoğlu, Özgür Özel öncülüğünde kurulan Yeni Parti’ye ilişkin ise, “Bu hafta içinde bu büyük buluşma için tarihi bir adım atıldı. Halkın iradesini korumak, ülkede adaleti ve eşitliği yeniden tesis etmek için yola çıkıldı. Biz milletin iradesini korumak için çıktığımız bu yolu partilerin iradesini görmezden gelenlerle yürüyemedik, yürüyemezdik. Yıllar boyu inandığımız, uğruna mücadele ettiğimiz değerlerden vazgeçemezdik. Mensubu olmaktan gurur duyduğumuz Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılma kararı bizim için bir vazgeçiş değil; inandığımız değerlerin yanında daha güçlü durma kararıdır. Çok değerli Genel Başkanımız Özgür Özel ve çalışma arkadaşlarının önderliğinde kurulan yeni partimiz ülkemize, milletimize, hepimize hayırlı, uğurlu olsun. Bu uzun ve zorlu yolda özgür, adil, aydınlık günlere hep birlikte yürüyceğiz” şeklinde konuştu.
Tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ’ın Eşi Sevim Kahraman Yanardağ da “Ada'nın Kırık Terazisi'nde tutuklu eşleri ve yakınları olarak sesimizi duyurmak ve tarihe not düşmek adına bir çalışma ortaya koyduk. Bu çalışmaya katkı sunan tüm katılımcılara; başta Dilek Hanım, Tuğba Hanım, Filiz Hanım, Seraf Hanım, Gözde Hanım, Efe Bey, Seher Hanım, Gözde hanım yine, gönülden teşekkür ediyorum. Yaşadıklarını paylaşmak, konuşmak, olanları yeniden hatırlamaktır. Yeniden hep birlikte hatırladık ve yaşadık. Hüzünlendik, güldük ve umudumuzu tazeledik. Her sayfada özlem, umut, sabır ve direniş var. Aynı zamanda bu kitabın hazırlanmasında Kırmızı Kedi Yayınevine ve çalışanlarına gönülden çok teşekkür ederim. Dileğim, bu kitabı okuyanların bizlere daha çok empati kurması ve böylece birbirimizi daha iyi anlamaya çalışmamızdır. Kitabın yazar telif gelirlerinin Adaya bağışlanacağını da buradan ayrıca belirtmek isterim” diye konuştu.
Son sözü alan, Adalar Belediye Başkan Yardımcısı Fırat Durağan'ın Eşi Ayşegül Kamalı Durağan ise, “Fırat dürüsttür, Fırat doğru adamdır, Fırat diktir, Fırat ilkelidir. 5 yaşındaki kızım Dicle ve 2 yaşındaki oğlum Nazım... Babanız belki doğum günlerinize gelemeyecek, belki sizi parka götüremeyecek, belki sizi omzuna alıp sokak sokak gezdiremeyecek, ilk kelimelerinizi duyamayacak, ilk heyecanlarınıza ortak olamayacak ama babanız size başı dik bir yaşam bırakacak ve size hayatınızın en doğru, en dürüst ve en onurlu masalını anlatacak” ifadelerini kullandı.
19 Mart mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Büyük Ada’nın simge yapısı Saat Meydanı’nda bir araya geldi. 40’ncı buluşmaya; CHP’nin seçilmiş Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu Üyeleri, seçilmiş Milletvekili Aylin Nazlıaka, seçilmiş PM Sinem Kırçiçek, İstanbul’un Seçilmiş Kadın Kolları Başkanı Hatice Selli Dursun, Adalar Belediyesi Başkanvekili Medine Pamuk, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi.
Bir yılı aşkın süredir hukuksuz bir şekilde Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi;
“Sevgili Adalılar, değerli katılımcılar; Aile Dayanışma Ağı olarak bugün Adalar'da hak, hukuk ve adalet mücadelemiz için bir aradayız. Mücadelemize destek veren herkese tüm kalbimle çok teşekkür ediyorum. Bugün takvimler 24 Temmuz 2026'yı gösteriyor. Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının 19 Mart 2025 sabahı saat 06.00'da gözaltına alınmasının, alınmalarının üzerinden tam 492 gün geçti. Milletin kendi iradesiyle seçmiş olduğu belediye başkanları 492 gündür hiçbir somut delil olmamasına rağmen ailelerinden uzak, özgürlüklerinden mahrumlar. 492 gün... 11.808 saattir bir adalet mücadelesi veriyorlar. Üstelik bu mücadeleyi yalnızca kendi özgürlükleri için değil, hepimiz için veriyorlar. Çünkü bu süreçte insanlar yalnızca özgürlüklerinden mahrum bırakılmıyor; hukukun üstünlüğü, adalet ve demokrasinin temel ilkeleri de her geçen gün daha fazla yara alıyor.”
“Yaşanan her hak ihlaliyle toplumun vicdanı sarsılıyor; eşitlik ve adalet gibi bizi bir arada tutan değerler zarar görüyor. 16 ayı aşkın bir süredir toplum, her geçen gün artan hukuksuzluklarla, hukuksuzluklar karşısında diken üstünde. Hepimiz huzursuz ve güvensiz bırakılıyoruz. Şimdi hafızamızı tazeleyelim. 492 günde hangi hukuksuzlukların adım adım hayata geçirildiğini bir kez daha hatırlayalım: 18 Mart 2025: Ekrem İmamoğlu'nun 30 yıllık üniversite diploması yetkisiz ve usulsüz bir kararla iptal edildi. 19 Mart 2025: Milletin iradesiyle İstanbul seçimlerini üç kez kazanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve onunla birlikte çalışan yol arkadaşları şafak vakti gözaltına alındı. 23 Mart 2025: Bu kara günde Ekrem İmamoğlu tutuklandı. Aynı gün 15,5 milyon insan Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için oy kullandı. 8 Mayıs 2025: Silivri Cezaevinde tutsak edilen Ekrem İmamoğlu'nun X hesabına erişim engeli getirildi. 24 Mayıs 2025: Ekrem İmamoğlu'nun sesi ve görüntüsü yasaklandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesine, Ekrem İmamoğlu'nun fotoğrafının, videosunun ve sesinin belediyeye ait reklam alanları ile toplu ulaşım mecralarında kullanılmaması yönünde bildirimde bulunuldu ve bu karar uygulamaya geçirildi. 25 Kasım 2025: Hiçbir somut delil içermeyen, gizli tanık ifadeleri ve iftiralar üzerine kurulu iddianame kabul edildi. 9 Mart 2026: 19 Mart'ın yıl dönümünden 10 gün önce ilk duruşma Silivri'de başladı. Doğal hakim ilkesine aykırı biçimde davayı oluşturulan bir heyet tarafından yürütülen duruşmalar aylarca sürdü. Her geçen gün iddianamenin ne kadar boş ve temelsiz olduğu ortaya çıktı. İftiralarını geri çekenler, baskı altında ifade verdiğini söyleyenler oldu. 8 Temmuz 2026: Duruşma için özel olarak oluşturulmuş heyet, Ekrem İmamoğlu'nun savunma yapmasını süre kısıtlamasına giderek engelledi. Heyet, Ekrem İmamoğlu savunma yapmak istemesine rağmen "susma hakkını kullandı" şeklinde gerçek dışı tutanak tuttu ve o gün ülkenin adalet tarihinde en utanç verici günlerden biri yaşandı. Bununla da son bulmadı. 16 Temmuz 2026: Ekrem İmamoğlu'nun yeni sosyal medya hesapları hakkında yeniden erişim engeli kararı alındı.”
“MİLLETİN İRADESİYLE SEÇİLEN 28 CHP BELEDİYE BAŞKANI TUTUKLANDI.”
“Özetle sıraladığım bu olayların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir. Tüm bunlar 492 gündür adım adım ilerleyen ve birbirini tamamlayan bir sürecin parçalarıdır. Siyasallaşmış yargı eliyle yürütülen ve her gün yenisiyle karşılaştığımız operasyonlar da bu süreçten ayrı değerlendirilemez. Geldiğimiz noktada Türkiye neredeyse her gün yeni bir operasyon haberiyle uyanıyor. ‘Bugün kime operasyon yapıldı?’ sorusuyla uyanıyor, ilk iş olarak haber kanallarını ve internet sitelerini açıyoruz. Milletin iradesiyle seçilen 28 CHP belediye başkanı tutuklandı. Son olarak İzmit Belediye Başkanımız Sayın Fatma Kaplan Hürriyet ve Silivri İlçe Başkanımız Sayın Doruk Bulut tutuklandı. Bunun yanı sıra toplumu farklı kesimlerine, sanatçılara, medyaya yönelik operasyonlar da aralıksız devam ediyor. Muhalefetin her türlüsü susturulmaya çalışılıyor. Türkiye'de insanların hiçbir somut delil olmadan özgürlüklerinden mahrum bırakılması normalleştirilmeye çalışılıyor. ‘Biraz yatarlar, suçsuzlarsa zaten bırakılırlar’ düşüncesi zihinlere yerleştirilmek, hukuksuzluk topluma kabul ettirilmek isteniyor. Tutuklama istisnai bir tedbir olmaktan çıkmış durumda. Sadece belli belirsiz bir şüphe ile insanların aylarca, yıllarca özgürlüğünden mahrum kalmasına neden olabiliyor. Tutukluk bir peşinen cezalandırma yöntemine dönüştürülüyor. Tutuklama gerektirmeyen iddialarla cezaevine gönderilen her bir insan üzerinden toplumun adaletsizlik karşısında hissizleşmesi hedefleniyor.”
“HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA HİSSİZLEŞMEYECEĞİZ. SUSMAYACAĞIZ, BOYUN EĞMEYECEĞİZ”
“Bugün Türkiye; masumiyet karinesinin yok sayıldığı, insanların peşinen suçlu ilan edildiği, cezalandırıldığı, kamuya mal olmuş kişilerin medyada dönen yalan yanlış bilgilerle itibarsızlaştırıldığı, suç vasfı taşımayan dedikoduların medyaya servis edildiği, yargı kararlarının avukatlardan önce yandaş medya mensuplarına açıldığı bir rejime geçmiş durumda. Bizler bunu normalleştiremeyiz! Adaletsizliği, hukuksuzluğu, eşitsizliği, ikili yargı uygulamalarını kabullenmeyeceğiz. Haksızlıklar karşısında hissizleşmeyeceğiz. Susmayacağız, boyun eğmeyeceğiz. Hak, hukuk ve adalet mücadelemizi Türkiye'nin dört bir yanında sonuna kadar devam ettireceğiz.”
“GÜNLÜK HAYATIN PARÇASI HALİNE GELEN ‘GÖZALTINA ALINDI’, ‘TUTUKLANDI’ HABERLERİNİN ARKASINDA TUTUKLANANLAR VE AİLELERİ İÇİN BÜYÜK ACILAR YAŞANIYOR”
“Bugün Adalar'dayız. Milyonların Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşları için buradayız. Milletin oylarıyla seçilmiş 28 belediye başkanının ve millet iradesinin yanında olduğumuzu göstermek için buradayız. Adalar Belediye Başkanımız Ali Ercan Akpolat ve çalışma arkadaşları yaklaşık bir ay önce tutuklandılar. Yaklaşık bir aydır zindandalar. Özgürlüklerinden hangi gerekçeyle mahrum bırakıldıklarını ortaya koyacak iddianameyi bekliyorlar. Tıpkı Şişli, Bayrampaşa ve Ataşehir belediye başkanları ile belediye çalışanları gibi onlar da neden içeride, neden ailelerinden ayrı olduklarını bilmiyorlar. Bir belirsizlik içerisinde dört duvar arasında bekliyorlar. Elbette sadece onlar yaşamıyorlar bu durumu. Artık günlük hayatın parçası haline gelen ‘gözaltına alındı’, ‘tutuklandı’ haberlerinin arkasında tutuklananlar ve aileleri için büyük acılar yaşanıyor.”
“TÜM SİYASİ PARTİLERİ, HUKUKÇULARI, SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINI VE VİCDAN SAHİBİ HERKESİ BU MÜCADELEYE DESTEK VERMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
“Haksız ve hukuksuzca yürütülen bu operasyonlar insanların hayatından asla geri gelmeyecek anları çalıyor. Hayatın her anına yansıyan, her gün büyüyen özlemlere dönüşüyor. Siyasallaşmış yargının peşinen cezalandırdığı insanlar ve aileleri katlanması çok güç olaylar yaşıyor. Hiçbir dayanağı olmayan iddialarla, gerçek dışı sosyal medya saldırılarıyla karşı karşıya kalıyorlar. Aile üyeleri hiçbir sebep bulunmaksızın hedef gösteriliyor. Çocuklar anne babalarından ayrı büyüyor, anne babalar çocuklarının en güzel günlerine şahit olamıyor. Toplumun direği olan aile bütünlüğü zarar görüyor. Haksız yere tutsak edilenler insan onuruyla bağdaşmayan cezaevi koşullarında, kuyu tipi koğuşlarda aylarca sevdiklerinin yanı sıra güneş ışığına hasret bırakılıyor. Haksız yere içeride olmalarına, istenen cezayı yatmış olmalarına rağmen özgürlüklerine kavuşabilmek için tutukluluk incelemelerini bekliyorlar. Tüm bu acılar yaşanırken mahkeme salonlarına bile bir gün bile gelmeyen, yaşanan hukuksuzlukları görmek istemeyenler sadece dedikodular üzerinden süreç hakkında yorum yapmaktan çekinmiyorlar. Biz şunu çok iyi biliyoruz: Adalet ne onların ne başkalarının iki dudağı arasındadır. Adalet toplumun vicdanındadır. Adalet kişiye göre değişmez. Adalet kişisel hırslardan, duygulardan, çıkarlardan bağımsızdır. Adalet kuşkularla değil; delillerle, gerçeklerle hareket eder. Hep birlikte verdiğimiz bu adalet mücadelesi hukukun herkese eşit uygulanması içindir. Elbette ki bu mesele yalnızca Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının meselesi değildir; hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve adil yargılanma hakkına inanan herkesin meselesidir. Bu bilinçle tüm siyasi partileri, hukukçuları, sivil toplum kuruluşlarını ve vicdan sahibi herkesi bu mücadeleye destek vermeye çağırıyoruz”
“TUTUKLAMA İSTİSNAİ BİR TEDBİRDİR, ESAS HALİNE GETİRİLEMEZ”
“Türkiye, peşinen cezalandırmanın, tutuklu yargılamanın normalleştirildiği bir ülke olamaz. Tutuklama istisnai bir tedbirdir, esas haline getirilemez. Esas olan tutuksuz yargılamadır. Hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmadan özgürlüğünden mahrum bırakılan herkes için tutuksuz yargılama talebimizi bir kez daha yineliyoruz: Tutuksuz yargılama esas olsun! Adalet mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu güçlü dayanışma her geçen gün daha da büyüyecek. Bu güzel ülke er ya da geç bu karanlıktan çıkacak.Bizler bir arada oldukçahangi çatı altında toplandığımızın hiçbir önemi yok. Önemli olan binalar değil, insanlardır; gönüllerdir. Önemli olan haksızlık ve hukuksuzluk adına verilen mücadeledir. Önemli olan demokrasiye, adalete, hukukun üstünlüğüne inanan insanların Cumhuriyet değerleri etrafında toplanmasıdır”
“GENEL BAŞKANIMIZ ÖZGÜR ÖZEL VE ÇALIŞMA ARKADAŞLARININ ÖNDERLİĞİNDE KURULAN YENİ PARTİMİZ ÜLKEMİZE, MİLLETİMİZE, HEPİMİZE HAYIRLI, UĞURLU OLSUN”
“Bu hafta içinde bu büyük buluşma için tarihi bir adım atıldı. Halkın iradesini korumak, ülkede adaleti ve eşitliği yeniden tesis etmek için yola çıkıldı. Biz milletin iradesini korumak için çıktığımız bu yolu partilerin iradesini görmezden gelenlerle yürüyemedik, yürüyemezdik. Yıllar boyu inandığımız, uğruna mücadele ettiğimiz değerlerden vazgeçemezdik. Mensubu olmaktan gurur duyduğumuz Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılma kararı bizim için bir vazgeçiş değil; inandığımız değerlerin yanında daha güçlü durma kararıdır. Çok değerli Genel Başkanımız Özgür Özel ve çalışma arkadaşlarının önderliğinde kurulan yeni partimiz ülkemize, milletimize, hepimize hayırlı, uğurlu olsun. Bu uzun ve zorlu yolda özgür, adil, aydınlık günlere hep birlikte yürüyceğiz.”
“LOZAN YALNIZCA BİR ANLAŞMA DEĞİL; BİR MİLLETİN ONURUNUN, DİRENCİNİN VE BAĞIMSIZLIK İRADESİNİN SİMGESİDİR”
“Bugün aynı zamanda bağımsızlığımızın ve egemenliğimizin uluslararası alanda tescilli olan Lozan Barış Antlaşması'nın 103. yıl dönümü. 103 yıl önce bağımsızlığından, egemenliğinden ve geleceğinden vazgeçmeyeceğini tüm dünyaya ilan eden bu millet, bugün de aynı kararlılıkla iradesine, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmaya devam edecektir. Lozan yalnızca bir anlaşma değil; bir milletin onurunun, direncinin ve bağımsızlık iradesinin simgesidir. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Lozan kahramanı İsmet İnönü olmak üzere bu büyük diplomatik zaferde emeği geçen herkesi saygı ve minnetle anıyorum. İnanıyorum ki gelecekte hafızalarımıza kazınacak tarihler hukuksuzlukların değil; adaletin yeniden tesis edildiği, özgürlüğün ve demokrasinin kazandığı günlerin tarihleri olacaktır. Birlikte başaracağız.”
“ADA'NIN KIRIK TERAZİSİ'NDE TUTUKLU EŞLERİ VE YAKINLARI OLARAK SESİMİZİ DUYURMAK VE TARİHE NOT DÜŞMEK ADINA BİR ÇALIŞMA ORTAYA KOYDUK.”
Daha sonra Tutuklu Gazeteci Merdan Yanardağ’ın eşi Sevim Kahraman Yanardağ söz aldı. Sözlerine, dayanışmaya gelenlere teşekkür ederek başlayan Yanardağ, “Ada'nın Kırık Terazisi'nde tutuklu eşleri ve yakınları olarak sesimizi duyurmak ve tarihe not düşmek adına bir çalışma ortaya koyduk. Bu çalışmaya katkı sunan tüm katılımcılara; başta Dilek Hanım, Tuğba Hanım, Filiz Hanım, Seraf Hanım, Gözde Hanım, Efe Bey, Seher Hanım, Gözde hanım yine, gönülden teşekkür ediyorum. Yaşadıklarını paylaşmak, konuşmak, olanları yeniden hatırlamaktır. Yeniden hep birlikte hatırladık ve yaşadık. Hüzünlendik, güldük ve umudumuzu tazeledik. Her sayfada özlem, umut, sabır ve direniş var. Aynı zamanda bu kitabın hazırlanmasında Kırmızı Kedi Yayınevine ve çalışanlarına gönülden çok teşekkür ederim. Dileğim, bu kitabı okuyanların bizlere daha çok empati kurması ve böylece birbirimizi daha iyi anlamaya çalışmamızdır. Kitabın yazar telif gelirlerinin Adaya bağışlanacağını da buradan ayrıca belirtmek isterim.” Diye konuştu.
“FIRAT DÜRÜSTTÜR, FIRAT DOĞRU ADAMDIR, FIRAT DİKTİR, FIRAT İLKELİDİR”
Buluşmada son sözü ise, Adalar Belediye Başkan Yardımcısı Fırat Durağan'ın Eşi Ayşegül Kamalı Durağan aldı. Durağan, “Bu yaşadığımız zor günlerin geçeceğine ve güneşli ve güzel günlere kavuşacağımıza dair inancımız tam. Bu günler elbet geçecek. Bu masum insanlar elbet çıkacak ve ailelerine elbet kavuşacaklar. Ancak babalarının arkasından bakakalan bu küçük çocukların kalbinde açılan yaralar bir ömür boyu kalacak. Fırat hayatı boyunca zorluklarla büyümüş, devlet burslarıyla okumuş ve genç yaşta ailesinin sorumluluğunu sırtına yüklemiştir. Bugün bulunduğu yere ne ayrıcalıkla ne de tesadüfle gelmiştir; dişiyle, tırnağıyla, alın teriyle, emeğiyle gelmiştir. Dolayısıyla bu zindanlar onun dirayetini kırmaya yetmez, aksine daha da güçlendirir. Fırat ile gerek aynı fikirde gerek ayrı fikirde, gerek aynı yolda gerek ayrı yolda yürümüş ve hatta asla aynı masaya oturamayacak kadar farklı görüş ve düşüncelerdeki kişilerin dahi tek bir ortak fikri vardır: Fırat dürüsttür, Fırat doğru adamdır, Fırat diktir, Fırat ilkelidir. 5 yaşındaki kızım Dicle ve 2 yaşındaki oğlum Nazım... Babanız belki doğum günlerinize gelemeyecek, belki sizi parka götüremeyecek, belki sizi omzuna alıp sokak sokak gezdiremeyecek, ilk kelimelerinizi duyamayacak, ilk heyecanlarınıza ortak olamayacak ama babanız size başı dik bir yaşam bırakacak ve size hayatınızın en doğru, en dürüst ve en onurlu masalını anlatacak.”
Ayşegül Kamalı Durağan, sözlerinin sonunda eşinin cezaevinden yazdığı mektubu okudu:
"Değerli komşularım, kıymetli Adalılar ve aynı kaderi paylaştığımız Aile Dayanışma Ağı'nın değerli katılımcı aileleri, büyük ailemiz... Aile Dayanışma Ağı'nın bugünkü buluşması büyük bir özveri, fedakarlık ve azimle hizmet etmeye çalıştığımız Adalarımızda gerçekleşiyor. Bugün haksız ve hukuka aykırı olarak özgürlüklerimizden mahrum bırakılmamızın ve bir seher vakti ailelerimizden koparılmamızın üzerinden tam 5 hafta geçti. 5 haftada sevdiklerimizle, çocuklarımızla sadece 45 dakika hasret gidermeye çalıştık. Biz hücrelerimizde, siz alanlarda, meydanlarda, çarşıda, pazarda, okulda, her neredeysek orada başımız dik, gelecek aydınlık ve güzel günleri bekliyoruz. Umut burada! Hiçbir suç işlememiş olmanın vicdani rahatlığı ve ahlaki üstünlüğüyle biliyoruz ki ne hücreler ne demir parmaklıklar ne mahkemeler ne de siyasallaşmış yargı bu büyük yürüyüşü durduramayacak. Hak galip gelecek, halk kazanacak, biz kazanacağız.”
“ÖDENEN HER BEDEL SADECE ÇOCUKLARIMIZ İÇİN DEĞİL, AYNI ZAMANDA BU ÜLKENİN UMUDU, YARINLARI VE GELECEĞİ TÜM ÇOCUKLARIMIZ VE ONLARA ADİL, MÜREFFEH, LAİK BİR HUKUK DEVLETİ BIRAKMA ÜLKÜMÜZ İÇİNDİR”
“Bugünün siyasi iklimi ve bize yaşatılan düşman hukuku çerçevesinde maalesef ki bedel ödeyenler sadece tutuklu bulunan bizler değiliz. En ağır bedeli eklerimiz, çocuklarımız, sevdiklerimiz, bizi sevenler de hep birlikte ödüyor. Kızım Dicle'nin 5. doğum günü sabahına beni ondan ayıran bu kara düzen, oğlum Nazım'ın 2. yaş gününde de onun yanında olmamı engelliyor. Siyasallaşmış yargının "Belki konuşurlar, itirafçı olurlar" diye içeriye attığı, özgürlüklerinden ettiği Adalı komşularımızdan kimse aleyhimize konuşmadı. Dosyada şu ana kadar konuşan tek bir kişi var, o da ben cezaevine girdikten sonra konuşmayı öğrenen 2 yaşındaki oğlum Nazım. Ona da ben şahit olamadım. Ellerimizden, gözümüzden, gönlümüzden alınan, hayatımızdan çalınan her bir gün tutuklu ya da cezaevinde olmamızın özgürlük sayıldığı bu kara düzeni değiştirme mücadelemize feda olsun! Çünkü ödenen her bedel sadece çocuklarımız için değil, aynı zamanda bu ülkenin umudu, yarınları ve geleceği tüm çocuklarımız ve onlara adil, müreffeh, laik bir hukuk devleti bırakma ülkümüz içindir.”
“SELAM OLSUN AYDINLIK YARINLARA, SELAM OLSUN ÖZGÜR VE ADİL GÜNLERE”
“Yargının bu denli siyasallaştığı, ülke gündemini mahkemelerin belirlediği, tutuklu kişi sayısının hükümlü kişi sayısının üzerine çıktığı, binlerce kişinin haksız olarak cezaevlerinde tutulduğu, yargı sopasını eline geçirenlerin bir daha elinden düşmeyecek gibi hoyratça ve zalimce kullandığı bu kara düzene karşı adil yargılanma hakkının tesis edildiği, masumiyet karinesini gözeten mahkemelerin tarafsız ve bağımsız olduğu, hakimlik teminatı ve tabii hakim ilkelerine bağlı bir yargılama su gibi bir temel ihtiyaçtır. Çünkü devlet... Çünkü devletin dini adalettir. Çünkü devletin içinden adaleti çıkarırsak geriye bir azınlığın özgürlüklerini tehdit ettiği bir yapıdan başka bir şey kalmaz. Özgürlüklerinden, ailelerinden, sevdiklerinden koparılan tüm yol arkadaşlarımın bir an önce özgürlüklerine, ailelerine kavuşmasını diliyor; Aile Dayanışma Ağı'na katılmak üzere ilçemize gelen herkesi sevgi ve özlemle selamlıyorum. Selam olsun aydınlık yarınlara, selam olsun özgür ve adil günlere”