Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Vekili Doğan Aydal, yaptığı yazılı açıklamada, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın Diyarbakır, Erzurum ve Trakya bölgelerinde hidrolik kırma yöntemiyle kaya gazı üretimi için yürüttüğü çalışmaları eleştirdi. 2012 yılından bu yana süren girişimlerden ticari bir sonuç alınamadığını vurgulayan Aydal, bu süreçte çevresel risklerin göz ardı edildiğini belirtti. Aydal, bu yöntemle Türkiye’nin tarım topraklarını, su kaynaklarını zehirleyeceğini ve deprem riskini artıracağını kaydetti. Aydal, şu ifadeleri kullandı:
"Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız 2012’den itibaren yıllardır Kayagazı çıkarmaya çalışmış ancak geçen 14 yıl içinde başarılı olamamıştır. Türkiye'de aktif ve ticari ölçekte kapsamlı bir kayagazı üretimi henüz bilinmemektedir. Kayagazı çıkartmanın topraklarda, sularda oluşturacağı olumsuz etkinin nasıl oluştuğunu ve depremi nasıl tetiklediğini yıllar önce de detayıyla açıklamıştık. TPAO ile TransAtlantic Petroleum ve Continental Resources ortaklığında Valeura Energy, Stellar Energy Advisors Limited, Shell ve ExxonMobil adlı ABD ortaklı uluslararası şirketler ile kayagazı çıkartmak için anlaşma yapılmıştır. Çalışmalar Diyarbakır Havzası'nda (Silvan, Bağdere) yoğunlaşmıştır. TPAO tarafından yürütülen faaliyetlerle, Katin-6, Derin Barbeş-1 ve Derin Barbeş-3 gibi kuyularda bölgedeki potansiyel sahalarda üretim denemeleri ve arama sondajları gerçekleştirilmektedir. Bölgede 24 kuyu açılacağı Enerji Bakanı tarafından belirtilmiştir. Diyarbakır'ın yanı sıra Trakya ve Erzurum bölgelerinde de kaya gazı potansiyeli (basenleri) olduğu ifade edilmekte ve bu bölgelerde de çalışmalar başlatılacağı belirtilmektedir. Buraya kadar anlatılanlara bakılarak 'ne güzel çalışıyorlar' denilebilir. Ancak konunun ilk bakışta gözükmeyen birçok olumsuz yönleri vardır"
"ABD’deki Hidrolik parçalama-kırma işlemleri sırasında meydana gelen olayların bölgedeki deprem olaylarını tetiklediği iddiaları da hemen her platformda konuşulmaktadır" diyen Aydal, şöyle devam etti:
"Amerika Jeolojik Araştırma Kurumu, küçük ölçekli depremlerin halk için bir korku oluşturmadığını bildirmekle beraber, üretim yapılan bu bölgelerde, 2009 yılında Richter ölçeğine göre büyüklüğü 3’den fazla 50 depremin, 2010’da 87 depremin ve nihayet 2011’de 134 depremin olduğunu kabul etmektedir. Bu rakamların her yıl daha fazla oluşu ve 2000’li yıllardakine oranla altı kat daha fazla oluşuna da dikkat çekiyorlar. Bu olayların devamında daha büyük ölçekli depremlerin olma ihtimalinin de bulunduğunu ayrıca vurgulanmaktadır. Nitekim, Columbia Üniversitesi sismologları 2011 yılı boyunca Youngtown, Ohio’da Richter ölçeğine göre 4 civarında oluşan depremlerin sebebini de bu bölgedeki hidrolik parçalama-kırma işlemlerine bağlamaktadırlar. Memphis Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi bu depremlere, kuyulardan basınçla pompalanan suların bölgedeki fayları kaygan hale getirmesinin yol açtığını ifade ediyor. Benzer deprem artışlarının Texas’daki hidrolik parçalama-kırma bölgelerinde de oluşması, bu tekniği ülkemizde de yaymak isteyenlerin dikkatlice izlenmesi gereken bir diğer husustur.
"DEPREMLERİN OLUŞTURACAĞI ZARARLAR HESAP EDİLEMEZ BOYUTLARA ULAŞABİLİR"
Bu bölgelerde yaklaşık 650 milyar metreküp kayagazı bulunduğunu ifade eden kurum TPAO değil, bölgede hiçbir önemli yer çalışması yapmayan Amerikalılardır. 14 yıl başarısız olduktan sonra bu bölgelere tekrar gelip çalışma yapmak istemelerinin muhtemel farklı sebepleri, Devlet, siyasi partiler ve bölge halkı tarafından çok dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır. Önlem alınmaz ve bu çalışmalar engellenmezse, gaz çıksa bile aslan payını yabancı şirketler alacağı, kimyasallarla kirlenmiş toprak ve suyun, insanlara vereceği dolaylı zararların bize kalacağı şüphesizdir. Sayısı artacak depremlerin oluşturacağı zararlar ise hesap edilemez boyutlara ulaşabilir."