İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturmalar kapsamında 19 Mart 2025’te düzenlenen ilk dalga operasyonuyla gözaltına alınan ardından tutuklanan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün 14 aydır tutuklu bulunuyor. 9 Mart’ta başlayan İBB davasında savunma sırası henüz gelmeyen Akgün, duruşmalara ilişkin Cumhuriyet’ten İrem Karataş’ın sorularını yanıtladı.
İBB davası başladığı günden bu yana bazı etkin pişmanlık ifadelerinin geri çekilmesi ve baskı altında ifae alındığının ortaya çıkmasını değerlendiren Akgün, “Savunma söz aldığından bu yana görüyoruz ki iddianame paramparça olmuş durumda, tel tel dökülüyor. Etkin pişmanlık adı altında alınan ifadeler geri çekiliyor. Kendilerine şablondan beyanlar yazdırıldığı ortaya çıkıyor. İnsanlar; tutsaklıkla, aileleriyle, malvarlıklarıyla tehdit edildiklerini anlatıyorlar mahkeme salonunda. Bazı beyanlar karşısında kanımız donuyor gerçekten. Ülkem adına çok üzülüyorum” dedi.
“Bu davanın siyasi olduğu son derece açık. Zaten iddianamenin kendisi daha bunu ilk cümlesinde ortaya koyuyor. Çoğunluğu birbirini ilk kez nezarethanede görmüş kişiler ‘örgüt’ suçlamasıyla karşı karşıya bırakılmış durumda” diyen Akgün, “Yıllardır birçok denetimden ve soruşturmadan geçtim, hepsinden de alnımın akıyla çıktım. Asla hesap vermekten kaçmıyor ve çekinmiyoruz. Ancak bu tutukluluk süreci hukukun da, vicdanın da kabul edebileceği bir durum değil. Siyasi süreçler, siyasi mücadelelerle şekillenir. Yoksa hukuken zaten bugün Silivri’de olmamamız gerekirdi” ifadelerini kullandı.
Savunma sırası geldiğinde hakkındaki iddiaları çürüteceğini belirten Akgün, davada halkçı belediyecilik anlayışının yargılandığını belirterek şöyle devam etti: “Ne devletin tek kuruşuna dokundum, dokundurttum; ne de arınmam gereken bir işin içerisinde yer aldım. Yapmış olduğumuz kamu görevi birçok çarpıtmayla önümüze suç olarak konulmuş durumda. Yaptığımız tüm işlemler Sayıştay denetiminden geçmiş, Danıştay kararıyla herhangi bir kusurun olmadığı ortaya konmuştur. Belki de ilk defa biz, kamuya kaynak yarattığımız için, belediyeye gelir getirici ihale yapmaktan tutuklandık. İşte biz kamuya yarattığımız bu kaynakla, onca engellemeye rağmen bu şehrin yoksul çocukları için kreşler yaptık, öğrencilerine yurtlar inşa ettik, annelerin ücretsiz ulaşımını sağladık, kent lokantalarında insanları sağlıklı ve ucuz gıdayla buluşturduk. Dolayısıyla aslında burada yargılanan ve mahkum edilmeye çalışılan; tüm Türkiye’ye ve dünyaya model oluşturan, şu ekonomik kriz içerisinde insanların ayakta kalabilmesini, yeniden umutlanabilmesini sağlayan ‘halkçı belediyecilik’ anlayışıdır.”
‘FOTOĞRAFIMIZ VERİLMEDİ’
Silivri’deki cezaevinde evlendiği eşi Sinem Keleş Akgün ile çekilen fotoğraflarının hâlâ kendilerine verilmediğini hatırlatan Akgün, “Cezaevinde olsam da hayallerimizden vazgeçmeyeceğiz dedik ve eşim Sinem’le Silivri’de evlendik. Her şeye rağmen hayallerimizin peşinden gitmeye devam edeceğiz. Nikâh fotoğraflarımızın verilmemesini, buna tenezzül edilmesini gerçekten aklım almıyor. Haziran 2025’ten beri açık görüşte ailemizle, görüşçülerimizle çektirdiğimiz fotoğraflar bize teslim edilmiyor. Elbette bunun aslen başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir karartma olduğunu biliyorum. Peki ne olacak? Bizi tarihten de mi silecekler?” diye konuştu.
Akgün, cezaevinde nikâh şahitleri olan CHP lideri Özgür Özel’e de minnet duyduğunu aktardı. Cezaevinde üçüncü kez bayram geçirecek olan Akgün, Cumhuriyet’e ulaştırdığı mektubunu, bayram mesajı ile bitirdi: “Ailemle, dostlarımla uzun uzun sohbet etmeyi, muhabbeti özledim. Deniz kokusunu özledim. Yola çıkmayı, yollarda olmayı özledim. Sevdiklerime kocaman sarılmayı özledim. Tabii ki özgürlüğün kendisini çok özledim. Son olarak söylemek isterim ki kimse umudunu kaybetmesin. Memleketin en önemli, tarihi kırılma anlarından birini yaşıyoruz. Elbette bu güzel ülkemiz daha adil, özgür, aydınlık, huzurlu günlere kavuşacaktır. Bu bayram hepimizin gelecek güzel günlere olan inancını pekiştirsin.”