Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün İstanbul’da, klasik Hariciye deyişi ile, “yerli ve yabancı gazetecilerin” karşısına çıkıyor.
Bakan bugüne kadar daha çok TRT veya iktidara yakın televizyonlarda “Bire bir soruları” cevaplandırıyordu.
Umarım bugün kendisine şu anlatacağım meselelere de açıklık getirebilir.
Fidan geçen cuma akşamı TRT’de konuştu…
Aşağı yukarı günün en önemli konuları üzerinde görüşlerini anlattı.
Ne yazık ki sorular sanki Dışişleri tarafından hazırlanmış gibi duruyordu.
Konuşan meslektaşımız da ek sorularla konuları açamadı.
Bu konuşmada üç cümle vardı ki…
Ben kendi payıma takıldım.
Kimse de durmadı üzerinde bunların.
Bir: İran konusunda sorulmayan soruya verilen cevap
O akşam İran’daki olaylar konusunda, Türkiye’nin tavrını açık biçimde ortaya koydu…
Türkiye, rejimin yanında…
İran’da olayın nereye gideceği konusunda ise tahmini aşan net bir görüş ortaya koydu:
“İsrail'in beklediği bir sonun olmayacağını kesinlikle görüyorum.”
Anlamı açıktı:
Bu gösteriler nedeniyle rejim gitmez.
Bir tahmin olarak söyleseydi bir şey denemez.
Ama bu kadar kesinlikle söylenmesi, bakanın aynı zamanda bunu arzu ettiği izlenimi veriyor.
O konuşmanın yapıldığı gece ceset torbaları doluyordu
Fidan TRT’de bu konuşmayı Cuma akşama yapıyordu.
O gece aynı saatlerde Tahran’da rejimin güvenlik güçleri bugüne kadarki en büyük katliama başlamıştı.
Bakan konuşurken orada ceset torbaları doluyordu.
TRT bu konuşmayı yayınladı.
Araya hafta sonu girdi.
Pazartesi günü ise bazı haber sitelerinde şöyle bir haber yayınlandı:
“TRT bu konuşmanın metnini sitesinde yayınlarken o cümleyi sansür etti…”
Dün TRT’nin sayfasında o konuşmanın görüntülü halini izledim.
Cümle aynen duruyordu.
Dışişleri Bakanlığı sitesinde de o cümle aynen duruyordu.
Belki bugün açıklığa kavuşur
Kısaca ne olduğunu anlayamadım.
Önce çıkarılıp sonra yeniden eklendi mi…
Acaba İletişim Başkanlığı’ndan bir uyarı mı geldi…
Çözemedim.
Ne Dışişleri, ne TRT bu konuda bir açıklama yaptı. Sansür haberine bir yalanlama da gelmedi.
Olay bir muamma olarak kaldı.
Belki bugün açıklığa kavuşur.
Ancak o geceki konuşmada benim takıldığım bir başka bölüm var.
Bakanın asıl bu konuyu açmasını bekliyorum.
İki: Konuşmada “100 yıldır beklediğimiz lider” cümlesi geldi
Fidan konuşmasının bir yerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı anlatırken şöyle bir ifade kullanıyor:
“Erdoğan diye bir lider çıkmış, bu topraklardan, 100 yıldır beklediğimiz ve masaya yumruğunu vurmuş ve demiş ki, “Kardeşim, artık haddinizi bilin, yeter. Gerçekten adalete, hikmete, insan haklarına, insan onuruna dayalı bir sistem olacaksa olsun, onun dışında artık bu topraklarda, bu coğrafyalarda bu kadar eşkiyavari, insanların gözünü boyayarak politika ilerletme, gündem ilerletme dönemi bitmiştir kardeşim, benimle beraber bu dönem bitmiştir.“
Tabi ki şu tanımlamaya takıldım:
“100 yıldır beklediğimiz lider…”
Yani Kurtuluş Savaşı'na ve Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar giden bir süre…
Demek ki bu 100 yıl içinde “beklediğimiz ama çıkmayan bir lider” varmış.
Cumhurbaşkanı'nı istediğiniz kadar övebilirsiniz ama
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı istediği kadar övebilir.
Benim de övdüğüm çok tarafı var.
Ama bunu yaparken bu 100 yılın öteki tarihi liderlerini yok saymak, görmezden gelmek doğru mu?
Darmadağın olmuş, her cephede hezimete uğramış, işgal altındaki bir ülkede Kurtuluş Savaşını başlatan ve kazanan bir Atatürk beklediğimiz lider kategorisine girmiyor muydu yani?
Enkaza dönmüş bir imparatorluk, bir avuç kalmış vatan toprağı üzerine Cumhuriyet’ kurarak, Anadolu’nun en fukara çocuklarının bile Cumhurbaşkanlığına gidebileceği yolu açan bir lideri yok saymak doğru mu?
Sayın Bakan TRT’de o konuşmayı yaparken üzerinde takım elbise ve kravat vardı.
Yani kendisi de Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in bedava devlet okullarında okuttuğu, eğittiği ve sağladığı imkanlarla o saatte o konuşmayı yaptığını unutabilir mi…
ABD’ye karşı “yeni bir dünya kurulur” diyen İnönü neydi?
1950 yılında bu ülkeyi tek partili rejimde kendi arzusu ve iradesi ile çok partili demokrasiye geçiren, Kıbrıs Türkleri'nin hakları söz konusu olduğunda ve ABD Başkanı Türkiye’yi tehdit ettiğinde, masaya vurup, ona “Yeni bir dünya kurulur Türkiye orada yerini alır” diyen İnönü küçümsenecek bir lider midir?
Onun kurduğu çok partili hayatın ilk başbakanı Adnan Menderes’i nasıl yok sayabilirsiniz…
27 Mayıs askeri darbesinden sonra bu ülkeyi 30 yıl yöneten, ilk barajları, köprüleri yapan, demokrasiden hiç bir zaman taviz vermeyen Demirel bir kelimeyle Türkiye’nin tarihinden silinecek lider mi?
1974’te bütün dünyaya rağmen Kıbrıs’a çıkan Ecevit ve Erbakan
1974 yılında ABD’yi, bütün Avrupa’yı ve İngiltere’yi karşısına alma pahasına Kıbrıs Türk’ünün yardımına koşan, 1974 askeri harekatını gerçekleştirerek mazlum Türk halkını özgürleştiren Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan es geçilecek liderler mi…
Bu ülkenin çalışan insanlarına ilk sosyal haklarını, grev haklarını getiren Ecevit bu ülkenin emekçileri tarafından daha az mı beklenen bir liderdi?
Cumhuriyet tarihinin en köklü ekonomik devrimlerini yapan Özal
Bugün bizzat bakanın içinde bulunduğu Hükümetin uyguladığı rekabetçi ekonominin en büyük devrimlerini yapan, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik başvurusunu yapan Turgut Özal’ın bu 100 yıllık tarihte zerre kadar önemi ve yeri yok mu…
Evet Erdoğan’ı övün.
Onun yaptıklarını istediğiniz kadar öve öve anlatın.
Ama lütfen bunu yaparken 100 yıllık Cumhuriyet’i kuran, bugün “büyük ülke” diyerek haklı olarak övündüğünüz Türkiye’yi kuran ve bugüne getiren insanlara vefasızlık etmeyin.
Bunları yazıyorum, çünkü ilerde birileri çıkıp Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptıklarını da böyle bir kalemde silmeye kalksa ona da karşı çıkarım.
Yani demek istiyorum ki; hiç olmazsa “21. yüzyılda beklenen lider” deseydi.
Fidan’ı MİT Başkanlığı ve Dışişleri koltuğunda başarılı buluyorum
TRT’deki konuşmayı dikkatle dinledim.
Dışişleri sitesindeki metni iki defa okudum.
Daha yazacağım, dikkati çekeceğim başka şeyler de var…
Ancak bakana da haksızlık etmeyeyim.
Hakan Fidan’ı, MİT Başkanlığı görevinde de, de bugünkü Dışişleri görevinde de başarılı bulan ve taktir eden insanlardan biriyim.
Bunu defalarca da yazdım.
Dış politikayı serinkanlı biçimde götürmesini de doğru buluyorum.
Batıyla ilişkilerde ve özellikle Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde kullandığı yapıcı dili de kendi payıma çok iyi buluyorum.
Fidan son zamanlarda gerdin bir psikolojide görünüyor
Ancak son zamanlarda biraz gergin bir havada görüyorum.
Mesela Suriye konusunda gayet temkinli giderken dili birden çok sertleşti.
TRT’deki konuşmasında İran’la ilgili sözlerini de Türkiye açısından gereğinden fazla angaje edici ve sert buldum.
Suriye’de Esad rejiminin halka yaptığı zulme karşı çıkan, hatta ona karşı içerde başlayan savaşta resmen taraf olup, açık destek veren bir ülkenin dışişleri bakanı olarak İran’da ceset torbaları ile iyice açığa çıkan rejim katliamına karşı da daha dikkatli bir dil beklerdim.
İran konusunda da Venezuela diplomasisi
Kendi payıma;
En azından Venezuela konusunda sürdürülen temkinli politikanın İran konusunda da daha iyi olacağını düşünüyorum.
Artık bütün dünya şunu biliyor.
İran’daki rejim vatandaşlarının en azından bir bölümüne karşı Esad’dan bile daha zalim hale geliyor.
Acaba mahallesinden gelen eleştiriler Bakan’ı etkiliyor mu?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan son aylarda iktidara yakın bazı çevreler tarafından çok eleştirildi.
Erdoğan sonrası için hazırlanıyor yorumları yapıldı.
TRT’deki konuşmasında Cumhurbaşkanı'na o kadar çok atıf yaptı ki, konuştuğum herkesin dikkatini çekmiş.
İnsanın aklına şu soru geliyor:
Acaba gerginliğinde mahalleden gelen bu eleştirilerin etkisi olabilir mi?..
Şu dönemde onun yapıcı üslubuna ihtiyacımız var
Türkiye Dışişleri Bakanı'nın içinden geçtiğimiz şu zor ve kritik dönemde böyle bir psikoloji içinde olmaması gerekir diye düşünüyorum.
Çünkü kendisinin de belirttiği gibi bu dönemde bütün bölgenin Türkiye’nin yapıcı ve uzlaştırıcı özelliğine ihtiyacı var.
Türkiye’nin bu özelliğini “yumuşak bir güç” haline getirebilecek en önemli kişilerden biri hiç şüphesiz Dışişleri Bakanı Hakan Fidan.
O nedenle kendi mahallesindeki bazı trolleşmiş kesimlerden gelen laflara aldırmadan, bildiğimiz o yumuşak, yapıcı, sakin tavrını sürdürmesinde yarar var.
TRT’deki konuşmasında onun bu özelliğini yansıtan çok güzel bölümler de vardı.
Bence o üslupla konuştuğu zaman çok daha etkileyici oluyor.
Ama bu iki konuda kişisel değerlendirmem böyle.
Üç: Cumhurbaşkanı’nın Orta Doğu’da istediği sistem
Ve son nokta…
Fidan, TRT’deki konuşmasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün bölge için istediği sistemi şöyle ifade ediyor:
“Adalete, hikmete, insan haklarına, insan onuruna dayalı bir sistem… “
Bence Cumhurbaşkanı Orta Doğu alemi için gerçekten böyle bir sistem arzu ediyorsa, bunun inşasına Türkiye’den başlamak çok güzel olmaz mı?
Samimiyse, şimdiden ilan ediyorum.
Vatandaş olarak ben de hançeremi yırtarcasına haykıracağım:
“21.Yüzyıl’da beklediğim lider…”