Oscar törenini izlediğim günlerde ve bayram sırasında siyasi bir yazı yazmamaya özellikle dikkat ettim.
Ancak o günlerde okuduğum bir cümle çok dikkatimi çekti ve bayram sonrasına sakladım.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kendisi ile ilgili iddialarının,
aile yaşantısına etkilerini anlatırken şöyle bir şey söyledi:
“Hepimizin bir ailesi var ve sosyal çevresi var… Bizim de çocuğumuz var, okula gidiyor… Babam bir cami ziyareti sırasında oradaki cemaat ‘senin oğlan şöyle böyle’ şeklinde benden şikâyet etmişler. Ben etkilenmiyorum çok şükür ama ailem etkilendi…”
BU CÜMLEYİ OKURKEN NE ANLAMA GELDİĞİNİ ÇOK DERİNDE HİSSETTİM
Medya bu sözleri geniş ölçüde yansıttı…
Çoğu insan “demek ki haksız iddialardan herkesin ailesi etkileniyormuş” gibi yorumlar yaptı.
Bazı yorumcular da şu an yargılanmakta olan İstanbul’un seçilmiş büyükşehir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının ailelerine yapılanları hatırlattı.
Hiç kuşkusuz ben de bu cümlelere bakarken şunu ta içimde hissettim.
Demek ki herkesin tarafsız ve adil bir yargıya hakkı ve ihtiyacı olabilirmiş…
Ama beni asıl düşündüren başka bir şeydi…
DEMEK Kİ SAYIN BAKANIN BABASININ CAMİ CEMAATİ DE İKNA OLMAMIŞ
Sayın Gürlek’in babasının çevresinin tepkisi çok dikkatimi çekti… Çünkü bu şikâyetten çıkardığım sonuç şu oldu:
Demek ki Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları için açılan davalar, gazetecilere karşı yürütülen soruşturma ve tutuklamalar Sayın Gürlek’in babasının “cami cemaatini” bile ikna edememiş.
CAMİ CEMAATİNDEN GELEN TEPKİ KAMUOYU ANKETLERİNİ DOĞRULUYOR
Oradan gelen bu tepki, geçen 19 Mart’taki ilk gözaltılardan beri yapılan kamuoyu anketlerinde ortaya çıkan sonuçları da doğrular nitelikte.
Anketlerin hemen tamamının ortaya koyduğu sonuç şu:
Kamuoyunun yüzde 55-60 oranındaki ağırlıklı bölümü, İmamoğlu ve arkadaşlarına karşı açılan davaların ve tutuklamaların “hukuki değil siyasi nitelikte olduğuna” inanıyor.
Bunların hukuki olduğuna inanan kesim yüzde 25-30 seviyesini hiç geçmiyor ve davalar başladıktan sonra bu durumun bırakın değişmesini, tam aksine kemikleşti.
CAMİDEN GELEN MESAJI İLK DÜŞÜNMESİ GEREKEN KİŞİ SAYIN BAKAN OLMALI
O zaman ortada hepimizi düşündürmesi gereken çok ciddi bir sorun var demektir.
Halk bu ülkede dağıtılan adalete inanmıyor, güvenmiyor…
Peki bu sorunu ilk düşünmesi gereken insan kim? Tabii ki Adalet Bakanı.
Sadece düşünmesi yetmiyor, bu güven ortamını nasıl sağlarım ve “babamın gittiği caminin cemaatini de nasıl ikna edebilirim” diye sorup, yapılması gerekenleri yapma görevi de onun…
Yani önce “Ben niye babamın arkadaş çevresini bile ikna edemedim?” demeli.
SAYIN GÜRLEK ARTIK BAKAN
VE SİYASİ KİMLİĞİ VAR
Dikkat ettiyseniz bugüne kadar Sayın Akın Gürlek’le ilgili tek yazı yazmadım. Çünkü o dönemde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıydı.
Yani “iddia makamıydı…”
Görevi “Türk milleti adına iddiada bulunmaktı…”
Artık Adalet Bakanı…
Görevi Anayasa’da belirtildiği çerçevede “Türk milleti adına adaletin iyi ve tarafsız biçimde işlemesini temin etmek…”
Yani görevi artık siyasi…
O nedenle de “başsavcılık görevine” göre eleştiriye daha açık bir görev ve mevki bu…
BU TEPKİ CAMİ CEMAATİ KAVRAMININ DA
HURAFE OLDUĞUNU GÖSTERDİ
Ben sosyolog olarak “cami cemaatinin” anlamlı sosyolojik bir çevre olduğunu düşünmüyorum.
Nitekim oradan gelen mesaj da “cami cemaatinin”, imamların çoğu gibi sadece “AKP’ye” oy veren insanlardan oluşmadığını açıkça gösteriyor.
Bir anlamda kamuoyu araştırmalarında ortaya çıkan eğilim burada cami cemaatinde de yansımasını bulmuş.
O nedenle Türkiye’de “adalet sağlama” görevine sahip insanların bu insanları ikna etmesi gerekecek.
İKNA ETMENİN İLK ADIMI 24 YIL ÖNCE ERDOĞAN’A UYGULANANIN AYNISINI YAPMAK
Şunu kabul edelim.
İmamoğlu ve belediye başkanlarının ne tutuklanmaları ne de haklarındaki iddialar kamuoyunu ikna edemedi.
Yani yapılacak ilk iş, hiç olmazsa bu davaların görülmesi sırasında toplumu ikna edecek adımların atılması olabilir.
Nedir ilk adım?
Çok belli…
Bu insanların tutuksuz yargılanmalarını sağlamak.
Yani bundan 24 yıl önce o dönemin 'Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan'a uygulananın aynısını yapmak…
TUTUKSUZ YARGILAMA ÖNÜMÜZDEKİ 30 YILDAKİ ŞAİBE TARTIŞMASINI ÖNLER
Bu adım çok ama tahmininizden çok önemli…
Çünkü önümüzdeki 30 yıl içinde Türk siyasetinin en büyük şaibesini ortadan kaldıracak bir adım olacaktır bu.
Türkiye 1946 yılında çok partili hayata geçerken yapılan ilk seçime şaibe düşmüştü…
Bakın bugün o neslin yaşayanları ve ondan sonra gelen iki üç nesil hâlâ o seçimin üzerindeki şaibeyi konuşuyor.
Herkes emin olmalı ki,
1946 SEÇİMİNE DÜŞEN ŞAİBE HİSAR CAMİ AVLUSUNDA YILLARCA KONUŞULDU
Ekrem İmamoğlu hakkındaki bu dava bir şekilde toplumun her kesiminin gözünde 1946 gibi bir şaibe taşırsa, önümüzdeki seçimden itibaren seçilen herkes bu utancı hissedecektir.
1946 seçimine düşen şüphe, İzmir’in Hisar Camii’ndeki cuma ve bayram namazlarında yıllarca konuşuldu…
1946’da rahmetli Adnan Menderes ve arkadaşlarını iktidara taşıyan da cami avlularında bile konuşulan o şüpheydi…
Çünkü oralarda “o seçim şöyleydi böyleydi” diye konuşuluyordu.
BU ADIMLAR ATILMAZSA, AKP HER CUMA “ŞÖYLE BÖYLE” ŞİKÂYETLERİNİ DİNLEYECEK
Bu adımlar atılmazsa, bütün AKP’liler cami avlularında bu şikâyeti dinleyecektir…
Adalet Bakanı artık siyasi bir kimliğe sahip. Sayın Bakan da dün başsavcı olarak duymadığı şikâyetleri bir siyasetçi olarak dinlemeye hazır olmalı.
Sadece dinlemeye değil, aynı zamanda önümüzdeki yıl veya bir yıl sonra yapılacak seçimde, artık rozetini taşıdığı AKP’nin alacağı sonuçların sorumluluğunu da düşünmelidir.
O nedenle kamuoyunun siyasi nitelikte gördüğü bu yargılamaların tutuksuz devam etmesi hepimiz için çok büyük önem taşıyor…
ENKAZA DÖNEN İRAN’IN BİZE
VERDİĞİ CUMHURİYET DERSİ
Yanı başınızdaki İran’ın yaşadığı trajedi hepimize derslerle dolu…
Gençlerini inşaat vinçlerinde sallandıran bir rejimin adaletinin ülkeyi nasıl enkaza çevirdiğini hep birlikte gördük.
Yanı başımızdaki bu trajedi bize 100 yıldır savaş yaşatmayan Cumhuriyet’in bıraktığı çoğulcu demokrasi, diplomasi, güvenli bir sandık ve adil bir siyasi rekabet ile tarafsız bir adalet mirasının önemini çok açıkça göstermiş olmalı…
Ailelerimizi, çocuklarımızı, yakınlarımızı… Yani milletimizi düşünüyorsak…
Yarından itibaren bütün milletimizin vicdanının gönül rahatlığı ile saygı duyacağı bir adalet düzeninin kurulması için el birliği ile çalışmaya başlamalıyız.
Bu Türk milletinin önündeki en acil görevdir.