Mustafa Altıntaş, “Akademik özgürlüğün anayasal güvence altında olduğunu görebiliriz. Sorun, bu yazılı kuralların siyasal iktidarın muktedir olma hırsına kurban edilmesinden kaynaklanmaktadır” dedi. Vahdet Özkoçak ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en uzak olduğu alanın yükseköğretim ve üniversiteler olduğunu söyledi.
Kanun hükmünde kararname (KHK) ile akademisyen ihraçlarının yaşandığı Ankara Üniversitesi’nin Cebeci Kampüsü’nde, ihraçlara karşı 10 Şubat 2017’de yapılacak etkinlik öncesi özel güvenlik görevlileri ve polis, akademisyenlerin kampüse girişini engellemişti. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi’nin, “Hayır, kampüsleri terk etmiyoruz” çağrısıyla yapılmak istenen açıklamaya izin verilmemesi üzerine akademisyenler, cüppelerini kampüs önüne sermişti. Polislerin cübbelerin üzerine basması çekmişti. Bu olayın ardından 10 Şubat, Eğitim Enternasyonali bünyesindeki sendikalarla görüşmeler sonucunda "Dünya Akademik Özgürlük Günü" olarak kabul edildi.
Eski TÜMÖD Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Altıntaş ve ÖGESEN Genel Başkanı Dr. Vahdet Özkoçak, Dünya Akademik Özgürlük Günü dolayısıyla Türkiye’deki akademik özgürlüğüne ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirme yaptı.
Eğitim-Sen’in girişimi ve önerisiyle kabul edilen Dünya Akademik Özgürlük Günü'nün Türk akademisyenlerin büyük bölümünün çok da farkında olmadığı bir gün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Altıntaş, şunları söyledi:
KHK'LAR AKADEMİSYENLERİN SİVİL ÖLÜME MAHKUM EDİLMELERİNDE KULLANILMIŞTIR: “‘Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda’ şarkısı ile laik Cumhuriyeti İslam cumhuriyetine dönüştürme menziline gidenler arasında patlak veren paylaşım kavgası, 15 Temmuz 2016’da darbe girişimiyle sonuçlanmıştır. "Yararlı salaklar" tarafından yapılan bu girişim, AKP hükümeti tarafından ‘Tanrı’nın lütfu’ olarak kutsanmıştır. 20 Temmuz 2016’da ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) rejiminin KHK aracı, AKP hükümeti karşıtlarının ve bu arada da tüm sistem değişmelerinde ve darbelerde ayıklanacakların ilk sırasında yer alan akademisyenlerin ‘sivil ölüme’ mahkum edilmelerinde kullanılmıştır. 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği ve sonrasında 24 Haziran 2018’de yapılan cumhurbaşkanı ve parlamento seçimleri, devleti ‘AKP devletine’, cumhurbaşkanını da ‘egemenlik hakkının tek kullanıcısına’ dönüştürmüştür.
CÜBBELER GÜVENLİK GÜÇLERİ TARAFINDAN ÇİĞNENDİ: 11 Ocak 2016’da ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlığı ile yayımlanan bildiri imzacıları (1128 kişi) ‘Barış Akademisyenleri’ olarak adlandırılmış ve bu bildiri, toplumun bastırılması ve üniversitede kitlesel tasfiyenin fırsatı olarak kullanılmıştır. KHK ile yapılan bu kıyıma yönelik öğretim elemanlarının tepkileri, 10 Şubat 2017’de kitlesel olarak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ile Hukuk Fakültesi’nde eylemler ile kınanması, emniyet güçleri tarafından saldırıya uğramış, öğretim elemanları yerlerde sürüklenmiş, çıkarılan akademik cübbeler güvenlik güçleri tarafından çiğnenmiştir. Bu süreci yaşayan biri olarak, bu saldırı bana Demokrat Parti hükümeti dönemindeki saldırıyı anımsatmıştır. 10 Şubat, bu olayların bir daha yaşanmamasını, akademik özgürlüğün gerek ve öneminin, topluma ve ülke yönetimine mal edilmesi amacına yöneliktir.
AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞE KISKANÇLIKLA SAHİP ÇIKILMASI GEREK: Akademik özgürlük, akademisyenlere sağlanan bir ayrıcalık olmayıp üniversiteden toplumun beklentilerinin gerçekleştirilmesinin olmazsa olmazıdır. Toplumun üniversiteler, kuruluşlardan beklentilerini ‘ekonomik büyümeye katkılar sağlamak’, ‘aydın toplumsal önderleri ve kadroları yetiştirmek’, ‘toplumsal kaynaşmayı artırmak’, ‘yetenekli bireylerin gizil güçlerini artırmak’, ‘geçerli becerileri kazandırmak’ vb. olarak sağlamaktır. Akademik özgürlük, toplumun ve hatta insanlığın bu nedenlerle büyük bir kıskançlıkla sahip çıkması gereken bir değerdir.
SORUN SİYASAL İKTİDARIN MUKTEDİR OLMA HIRSINDAN KAYNAKLANIYOR: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 40. yıl dönümünde, 6-10 Eylül 1988’de Lima’da toplanan ‘Dünya Üniversiteler Servisi 68. Genel Kurulu’ tarafından kabul edilen ‘Akademik Özgürlük ve Yükseköğretim Kurumlarının Özerkliği Bildirgesi’, akademik özgürlüğü, ‘Bir yükseköğretim kurumunda öğretim, araştırma, inceleme yapan ve çalışan herkesin, tek tek ya da toplu olarak bilgiyi araştırma, inceleme, tartışma, belgeleme, üretme, yaratma, öğretme, anlatma ve yazma yoluyla edinmelerinde, geliştirmelerinde ve iletmelerindeki özgürlükler’ olarak tanımlamıştır. Bizde, bütün siyasal parti programlarına, hükümet programlarına baktığımızda, ‘kurumsal özerklikten’ ve ‘bilimsel/akademik özgürlükten’ yana olduğunu, akademik özgürlüğün anayasal (madde 25, 26, 27 ve 130) güvence altında olduğunu görebiliriz. Sorun, bu yazılı kuralların siyasal iktidarın muktedir olma hırsına kurban edilmesinden kaynaklanmaktadır.
HİÇBİRİ GERÇEK ANLAMDA ÜNİVERSİTE DEĞİL: Ülkemizde, tabelasında ‘üniversite’ yazan kuruluşlardan hiçbiri, gerçek ve evrensel anlamda üniversite olmadıklarından, ülkemizin sorunlarına akıl ve bilimle çözüm üretememektedir. Akademik Özgürlük Günü’nde, tüm üniversite bileşenlerinin akademik özgürlüğü içselleştirmelerini ve bu özgürlüğün gerçek sahibinin de sorunlarının çözümünü onlardan bekleyen toplum olduğunu unutmamalarını diliyorum.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en uzak olduğu alanın yükseköğretim ve üniversiteler olduğunu söyleyen Dr. Vahdet Özkoçak da şöyle konuştu:
CUMHURBAŞKANININ EN UZAK OLDUĞU ALAN: “Sayın Cumhurbaşkanı talimat verdiği ve ‘Bu sorunları çözün’ dediği, ancak çözüme kavuşmayı bırakın daha da çözümsüz kalan onlarca örnek verebiliriz. ‘Üniversiteler özgür’ diyebilmek için mobbingin sona ermiş olması, darbe dönemi ucube 2547 sayılı Kanun’un ortadan kalkması ve darbe ürünü 20 üniversite için kurulmuş, ancak 200’ün üzerinde üniversite ile ilgilenemeyen darbe ürünü YÖK kaldırılarak yerine bir bakanlığın kurulmuş olması gerekiyor. AK Parti hükümeti döneminde mevcut akademik ve idari kadroların yaklaşık yüzde 40’ı yapılandı. Baskı kurmaya gerek kalmadan bir yapılanma sağlandı.
AKADEMİSYENLER GÖRÜŞLERİNİ KORKMADAN DİLE GETİREMİYOR: Akademisyenler, görüşlerini istedikleri gibi korkmadan dile getiremiyorlar. Bunu sadece hükümete bağlayamayız. Hakkını sosyal medya üzerinden aramaktan dahi korkan on binlerce akademisyen var. Böyle bir ortamda nasıl bir özgürlükten bahsedebiliriz? Bir televizyon kanalının canlı yayınında bir iddiayı dile getirdiğim için bana disiplin cezasını 15 günde veren bir YÖK Denetleme-Yüksek Disiplin Kurulu’nun olduğu yerde düşünce özgürlüğünden bahsedilebilir mi?
AKADEMİDEKİ MÜSİLAJI TEMİZLEMEK ZORUNDAYIZ: Cumhurbaşkanının en uzak olduğu alanda sorunları çözmek için yapılması gerekenlerin başında zihinsel dönüşüm var. Akademik dünyamızda yer alan müsilajı temizlemek zorundayız. İdari, mali ve bilimsel özerklik, üniversite özerkliğinin ayrılmaz unsurlarıdır. Bu sebeple hepimizin üzerine düşen büyük görevler var. Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da en az üç kez aktardığı üzere AK Parti hükümetlerinin başarısız olduğu alanların başında kültür-sanat ve eğitim gelmekte. Akademik özgürlük olmadan milli ve yerli üretimi, tersine beyin göçünü konuşamayız. Unutmayalım; en büyük savurganlık, okumuş insanı okuduğuna pişman etmektir.”