Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik: Her yer iş birlikçi dolu, sürekli “Yarın sana gelebilirler, hazır ol” telefonları geliyor
Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, T24'ten Cansu Çamlıbel'e konuştu. Çelik, "Her yer iş birlikçi dolu, sürekli “Yarın sana gelebilirler, hazır ol” telefonları geliyor" açıklamasında bulundu.
Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, T24'ten Cansu Çamlıbel'e konuştu. Çelik, "Her yer iş birlikçi dolu, sürekli “Yarın sana gelebilirler, hazır ol” telefonları geliyor" açıklamasında bulundu.
Cansu Çamlıbel'in Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile yaptığı söyleşi şöyle:
Özgür Çelik, henüz son üç senedir kamuoyunun ismini duymaya başladığı genç bir siyasetçi olsa da “mutlak butlan” kararı ile partiden ayrılmaya zorlanan eski Cumhuriyet Halk Partisi’nin en tanınan yüzlerinden biri olmuştu. Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanmasıyla başlatılan 19 Mart müdahalesinin ilk merkez üssü İstanbul olduğu için, partinin İstanbul İl Başkanı olarak o gün bugündür insanüstü bir tempoda yaşayanlardan iki Özgür’den biri. Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’nin İstanbul İl Başkanlığı da sürpriz olmayan biçimde yine Özgür Çelik’e emanet edildi. Burada okuyacağınız yeni görevini resmen üstlendikten sonra verdiği ilk mülakatlardan biri.
Eski görevindeyken İstanbul’un mevzuları dışındaki ulusal siyaset başlıkları konusunda öne çıkan cümleler kurmaktan imtina ediyor oluşu dikkatimi çekiyordu. Kürt meselesine dair görüşlerini bilen bilir. Hatta 31 Mart 2024 seçimleri öncesinde Türkiye İttifakı/Kent Uzlaşısı için ne kadar emek verdiğini de bilen bilir. Ancak çıkıp da Kürt meselesinin çözümüne dair kişisel görüşlerini kamuoyuna açıkladığına fazla da tanık olmamıştık. Bu konuşma vesilesiyle kendisinin o eşiği atladığına tanık oluyoruz belki de. Hissiyatım o ki henüz 45 yaşında olan Özgür Çelik’i ileriki dönemlerde Türkiye siyasetinin daha kritik noktalarında göreceğiz. Yeni Parti’nin kurmay kadrosuyla birlikte an itibarıyla uzun ince bir yolda yürümekte olduğu muhakkak. Yani başına her an her şeyin gelebileceğini biliyor. Hatta şakalarını esirgemeden devamlı “Yarın seni almaya geliyorlar” telefonları aldığını anlatıyor. Böyle bir şeye ne kadar hazır olunabilirse o kadar hazır gibi.
“Bizler de tutuklansak birisi mutlaka bayrağı daha ileriye taşıyacak” derken bunu inanarak söylediğini fark ediyorum. Halka olan kuvvetli inancı her daim halkın arasında olmasından geliyor. Yine de masayı kuranların uluslararası konjonktüre güvenerek el arttıracağından neredeyse emin. Tam da o yüzden Türkiye’nin içinden geçtiği dönem için “ikinci kurtuluş mücadelesi” diyor. “Her yer işbirlikçi doluyken” memleketin nasıl yeniden bütün dünyaya ilham verecek bir demokrasi hikayesi yazabileceğine ilişkin fikirlerini okurken “eşit yurttaşlık” vurgusunu atlamayın derim. Yeni Parti’nin bu vurgunun altını dolduran bir siyaseti mümkün kılıp kılamayacağını yoğun bir merakla izleyeceğiz.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve Dr. Dilek Kaya İmamoğlu
"Dönemin koşulları nedeniyle aktivist yönüm öne çıktı, oysa siyaset bilimi yüksek lisansı olan biriyim"
-Türkiye siyaseti ekseriyetle kravatlı, orta yaş ve üzeri adamların birtakım salonlarda masa başında parti içi dizaynlarla yürüyen bir mecra ya da yakın zamana kadar daha çok öyleydi. Eski partiniz CHP’nin maruz kaldığı operasyon dalgası Özgür Özel de dahil olmak üzere hepinizi sokağa çıkardı. Ama sanki siz sonradan zaruretten sokağa çıkmadınız, sanki aktivist yanınız tüm bunlar yaşanmasaydı da zaten en güçlü tarafınızdı. En azından bendeki izlenim bu. Doğru bulur musunuz bu değerlendirmeyi?
Bizim de kendi içimizde konuştuğumuz bir şey bu aslında. Haklısınız, siyasetin içerisinde Özgür Çelik’in aktivist yönü, sahadaki, sokaktaki yönü daha fazla ortaya çıkıyor. Çünkü insanlar beni ya Emniyet Müdürlüğü’nün önünde ya Adliye’nin önünde ya bir barikatın önünde görüyorlar. Yani bu yönümün öne çıkması biraz da dönemin koşullarından kaynaklandı. Başka yönlerimiz de var tabii. Ben İstanbul Üniversitesi'nden siyaset bilimi alanında yerel yönetimler kent ve çevre çalışmaları konusunda yüksek lisansı olan birisiyim. Eski görev yaptığımız partide altı yıl ilçe başkanlığı, iki yıl ilçe başkan yardımcılığı yaptım. Öncesinde genç yaşlardan itibaren seçimlerde partinin okul sorumlusu oldu, kat sorumlusu oldum, sandık görevlisi oldum. Esnaflıktan başlayarak ticaret hayatının içinde oldum. Ticaret hayatı da insanlarla sıcak ilişki kurma konusunda ciddi avantaj sağlayan da bir şey. Mesela Ekrem İmamoğlu'nun da o yanı çok kuvvetlidir.
"Eski partimizin 103 yıllık kronikleşmiş bazı hastalıkları vardı, seçmenlerimiz siyasî bakış açısı olarak partimizin önünde gidiyordu"
-Yani demek istiyorsunuz ki “Cephede yumruk havada mücadele etmeye siyasetin kendisi bizi zorladı.”
Koşullar oraya itti biraz. Biz 2023'ün kongre ve kurultay döneminde seçildik. 8 Ekim 2023’te İstanbul Kongresi’nde seçildik. Kasım'da kurultay yapıldı, Genel Başkanımız Özgür Özel seçildi. Sonra ne olduğunu anlayamadan operasyonlar başladı. Esenyurt ile başladı, Beşiktaş geldi, Beykoz geldi. İstanbul'da sadece 17 alanda operasyon yapıldı, sonra il binasına beş bin polis girdi. Genel Merkez’de yaşananlar keza. Benim hakkımda açılan davalar keza. Bütün bunlar üst üste yaşanınca da sizin ifade ettiğiniz o “aktivist ve sokaktaki mücadele” yönümüz koşullardan kaynaklı olarak çok görünür hale geldi. Öte yandan şöyle bir durum da var; bizim eski partimize yönelik en önemli eleştirilerden biri “partinin sokağa çıkmaması” idi. 103 yıllık partinin kronikleşmiş birtakım hastalıkları, bazı yapısal problemleri vardı. Bizim eski partimizin seçmenleri siyasi bakış açısı olarak vallahi billahi yöneticilerinin de üyelerinin de çok önünde gidiyordu yani. Çok önünde gidiyordu. Mesela birisi partiye üye oluyordu, “Ben görev almak istiyorum” diyordu. Ona “Kusura bakma kardeş kongre bitti, iki sene sonra bakarız” deniliyordu. Gençler ve kadınlar azdı. “Bu gençlerden bir şey olmaz” diyorlardı. Oysa 19 Mart’ta herkes gördü, en önde gençler yürüyordu.
"İçeride benim de toplumu anlamadığımıza yönelik özeleştirilerim vardı, İmamoğlu zaten toplumu anladığı için başarı elde etti"
-Dışardan ve seçmenden böyle bir eleştiri vardı da siz içerde bunu konuşabiliyor muydunuz?
Bizim de içerde özeleştirimiz vardı tabii. Sürekli seçimlere girip seçim kaybediyorduk. Sonra boğaz manzaralı bir yerde oturup “toplum yine bizi anlamadı” deniyordu. Çünkü masa başlarında memleket tahlili yapıyorduk. Asıl biz toplumu anlayamıyorduk. Kaybetmemizin sebebi buydu. Toplumun içerisinde olmadığımız için toplumu anlayamıyorduk. Ekrem İmamoğlu neden başarılı oldu ve 2019'u kazandı, 2024'ü tekrar kazandı? Toplumun içerisinde, sahada ve sokakta olduğu için. İmamoğlu toplumu anlayabildiği için bir başarı elde etti. Biz bu süreçte partinin siyasetini geçmişte hiç olmadığı kadar sokağa taşıdık. Biliyorsunuz Ekrem İmamoğlu için gözaltındayken yaptığımız seçimde 15,5 milyon oy çıktı, 25 milyon imza toplandı.

Özgür Çelik ve Ekrem İmamoğlu
"Bugün İmamoğlu için sandık koysak oy vermeye daha fazla insan gelir"
-Ekrem İmamoğlu’nun geçmiş seçim başarılarını madem hatırlattınız, hemen oradan devam edeyim. Aradan geçen bir buçuk sene içinde İmamoğlu mahkemede söz hakkı verilmeyerek ya da sosyal medya hesaplarının kapatılması üzerinden sanki topluma unutturulmaya çalışıldı. Diyelim ki siz aynı “dayanışma sandığı”nı yarın kurdunuz, İmamoğlu yine aynı rakamları yakalayabilir mi?
Bence o sandıklara daha da fazla insan gelir. Çünkü bir kere biz o “ön seçim” organizasyonunu aslında sadece 2 milyon parti üyesine yönelik olarak yapmıştık. 23 Mart'ta ön seçim yapılacaktı, Ekrem Bey 19 Mart'ta gözaltına alındığı için “dayanışma sandığı” adı altında yanına yeni bir sandık koyduk. Ama ne bizim sandıkları koyduğumuz salonların fiziki ortamlara müsaitti, ne çok etkili bir şekilde topluma duyurulabilmişti. Sadece parti üyelerine SMS atılmıştı. Ama o gün insanlar arabaların üstünde insanlar oy kullandı, pazar tahtasının üzerinde oy kullandı. Ben bugün daha iyi bir organizasyonla sandık konulsa, Ekrem İmamoğlu için çok daha yüksek sayılarda insanın gidip oy kullanacağını görüyorum.
"AKP ve MHP’liler sokakta yanımıza gelip ‘Bu işler artık zulüm boyutuna ulaştı, yanınızdayız’ diyorlar"
-İmamoğlu’nun tutukluğunun toplum tarafından normalleştirilmediğine hakikaten inanıyorsunuz yani…
Hayır, normalleşmedi. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel neden devamlı “toplumun sandık sabrı”na dikkat çekiyor? Çünkü bizim toplumumuzda demokratik, barışçıl, meşru mücadele yöntemleri konusunda yüksek seviyede bir hassasiyet var. Yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında “Bu meseleler siyasi midir, hukuki midir?” diye sorulduğunda toplumun yüzde 70’i “siyasidir” diyor. Sokakta, çarşıda, pazarda karşılaştığımız bize oy veren seçmen zaten bu işlere itiraz ediyor. Ama AKP'ye, MHP'ye oy verenler de bize gelip sahada ve sokakta “Bu artık zulüm boyutuna ulaştı, bu iş yanlış, biz de sizin yanınızdayız” diyor. Bu yönüyle ben toplumun hassasiyeti konusunda bir problem görmüyorum. Yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabaları devam ettikçe aslında toplum alttan alta daha fazla bir değişim talebini dile getiriyor. Ben o değişim talebini sahada ve sokakta görüyorum. Özellikle gençlerde ve kadınlarda görüyorum. Ve de bu değişim talebinin öncüleri var. Ekrem İmamoğlu ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, o değişim talebinin vücut bulduğu isimler. Yarın sandık kurulsa ben o 15,5 milyonun çok daha üzerine çıkacağımızı düşünüyorum.
"Millet zaten cumhurbaşkanı adayımızı seçmiş, bir olumsuzluk olursa kararı yine millet verir"
-İmamoğlu’nun adaylığının yasal olarak mümkün olması diploma davasında Danıştay’ın vereceği karara bağlı. Malum istinaf başvurusu olumsuz sonuçlanmıştı. Danıştay süreciyle birlikte İmamoğlu’nun adaylığının mümkün olmayacağı kesinleşebilir. Özgür Özel’in başından beri “iki adayımdan biri” dediği Mansur Yavaş Yeni Parti’ye geçmediği gibi rengini de belli etmiş değil. Öte yandan Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin “rüşvet” fezlekesi TBMM’ye geldi. Sanki Erdoğan’a karşı adaylık ihtimali sivrilen kişiye operasyon yapılıyor/yapılacak gibi bir ortam varken, parti içinde “Aman adayımızı son ana kadar açıklamayalım ki başına bir iş gelmesin” gibi bir refleks gelişti mi mesela?
Bu tür konular mutlaka parti içerisinde dar sohbetlerde konuşuluyor. Ama buradaki temel mesele şu; 15,5 milyon insan gitmiş sandıklara oy kullanmış. Bu nedenle bizim Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'dur. Millet seçti Ekrem İmamoğlu’nu. Ama siz de diyorsunuz ki “Tamam güzel siyaseten bunları konuşuyorsunuz eyvallah. Ama işte diploma meselesi ortada.” Doğrudur ama yine millet karar verir, millet seçer. Sandık koyulacaksa bu böyle olacak. Bizim yeni nesil siyaset anlayışımızın öznesi millet. Ve biz diyoruz ki; millet zaten bir cumhurbaşkanı adayı seçmiş ama olumsuz bir senaryoda da kararı yine millet versin.

Özgür Çelik, CHP'nin 2025 yılındaki Olağanüstü İstanbul Kongresi'nde
"Bizler de tutuklansak birisi mutlaka bayrağı daha ileriye taşıyacak"
-Anladığım kadarıyla gelinen noktada siyaseti biraz şöyle bir yerden yapıyorsunuz; “Ekrem Bey’i aldılar, diğer potansiyel adayları da alsalar ya da bir biçimde engelleseler, bu yeni nesil siyaset dışarda kendisini temsil edecek birini bulur.”
Mutlak suretle böyle. Bize hep sokakta şu soruluyor; “Sizler de tutuklanırsanız ne olacak?” Yanıtımız net; birisi mutlaka bayrağı daha ileriye taşıyacak. Son dönemde devamlı birilerinden telefon geliyor, “Çok hassas bir konu var, telefonsuz ortamda konuşalım” diyenler, “Seni bu hafta alacaklar, o yüzden hazırlıklarını yap” diyenler var.
"Sürekli ‘Yarın sana gelebilirler, hazır ol’ telefonları geliyor"
-Ne zamandır böyle uyarılar alıyorsunuz?
İki ayda bir, üç ayda bir böyle şeylerle karşılaşıyorum. “Yarın sana gelebilirler. Hazır ol”…laf bu.
"Bir sabah geldiler sandım, banyodaydım, bir durakladım; sonra ‘Geldilerse geldiler, beklesinler’ dedim, bir iki türkü söyledikten sonra çıkıp kurulandım"
-Nasıl hazır oluyorsunuz ya da hazır mısınız peki?
Benim oturduğum sitede bir avukatım var. Örneğin ben onu sabah erken saatte ararsam anlayacak. Telefonun sesi normalde kısıksa bile benim aramam çalacak. Aynı şekilde bir komşumla da benzer konuşmalar yaptık. Bir gün şöyle bir şey oldu. Arabanın anahtarı normalde bizim arkadaşlarda kalıyor, onlar sabah gelip beni alıyorlar, sonra sahaya çıkıyoruz. Ertesi sabah “Gelip beni 8.30’da alın” demişim. Sabah 7'ye 10 kala banyodayım. Zil çaldı. “Hah geldiler” dedim. Musluğu kapattım tam çıkıyorum banyodan bir iki saniyelik bir duraklama geldi. Sonra kendi kendime “Geldilerse geldiler. Beklesinler” dedim. Açtım musluğu, türkü söylemeye başladım. Bir iki tane türkü söyledim, kurulandım, gittim kapıya. Ben o psikolojiye hazırım. Sonra bir baktım bizim koruma ve şoför. Meğer erken gelmişler.
-“Türkümü söyler öyle giderim” dediniz. Bu kadar kanıksamış durumdasınız bu ihtimali.
Türkümüzü söyler gideriz evet. Ne olacak ya? Bir sürü arkadaşımız ağır şartlar altında bedel ödüyor.
"Biz daha en başta Silivri’deki duruşmaları gergin yönetmeme kararı aldık, kapıdaki hır gürün iddianamelerin kurgu olduğu gerçeğinin önüne geçmesini istemiyoruz"
"Aslında mahkeme başkanının sorumluluğu olan şeyleri o yüzden ben üzerime aldım, diplomasiyi ben yürüttüm"
-Silivri’de Ekrem İmamoğlu başta tutuklu belediye başkanlarınızın çok sayıda duruşmasına katıldınız. Hem kendi izlediğim duruşmalarda hem de medyaya yansıyan görüntülerde fark ettiğim şu; başta jandarma olmak üzere kamu görevlileriyle tutuklu yakınları ya da partilileriniz arasında bir gerginlik çıkmasın diye ince bir diplomasi yürütüyorsunuz. Bunu çok müsamahakâr bir tavır olarak gören partililer oluyor mu?
Biz bunu özellikle böyle yapıyoruz. Bu bir geri adım atma değil. Biz sokakta, sahada, meydanda güçlü bir şekilde mücadele verme konusunda bir adım geri atmıyoruz. Bana mesela “İsrail'in Filistin'de gerçekleştirdiği katliamla ilgili protesto yapamazsın” dediler. İstanbul Vali beni tehdit etti ama yine de gittim Galata Kulesi'nde protesto yaptım. “TRT’ye yürüyemezsin” dediler, açtım barikatları yürüdüm. Ben sadece barikat meselesi üzerinden 15 buçuk yılla yargılanıyorum. Yani bizim siyasette “gerginlik olmasın, işin diplomasi tarafında olalım” gibi bir tarzımız yok. Ama biz Silivri'deki duruşmalar başlamadan önce Genel Başkanımız Özgür Özel, Ekrem Bey ve İstanbul'daki paydaşlarımızla birlikte bir duruşma kapılarını gergin yönetmeme kararı aldık. Kameralar bir kapı önündeki ya da bir barikattaki gerilimi, bağrışı çağırışı çok seviyor biliyorsunuz. Kapıda gerginlik çıksın, polisle ve askerle bizim arkadaşlar karşı karşıya gelsin, Özgür Çelik harala gürelenin içinde kalsın… Medya bunu bekliyor. Ama bizim Silivri’den dışarıya aktarmak istediğimiz bambaşka bir şey var. Bu iddianamelerin tamamen iftiracı ifadeleriyle kurgulanmış, siyaseti yargı eliyle dizayn etmek için yazılmış iddianameler olduğu gerçeğini dışarıya aktarmamız lazım.
Şimdi mesela Pınar Türker’in o herkesi etkileyen ifadeyi verdiği gün ben kapıda jandarmayla tartışmalı bir pozisyonda olsam, orada olan basın emekçileri öncelikli olarak bunu aktaracak. Kapıdaki hır gür içerideki iddianamenin çarpıklıklarının önüne geçecek. İşte biz bu yüzden Silivri'yi gergin tutmama kararı aldık, bu yüzden diplomasi yürüttük. Mahkemede başkanının görevlerini ben yaptım. Onun yapması gereken diplomasiyi ben yürüttüm. Onun sorumluluklarını ben üzerime aldım ve sükûneti ben sağladım. Ama Mahkeme Başkanı bunun tam tersini yaptı; 16 milyonluk bir şehrin belediye başkanının, 15,5 milyon insanın oyuyla aday gösterilmiş bir cumhurbaşkanı adayının savunma yapmasını engellemeye çalıştı.
"Sürülme korkusuyla kanuna aykırı emirleri uygulamak zorunda kalan asker, polis adına çok üzülüyor ve utanıyorum"
-Peki kolluk güçlerinin genel olarak size ve partinize karşı tavrında aldıkları talimatı uygulama zorunluluğunun ötesine geçen bir husumet hissediyor musunuz?
Bir kere bizim bu ülkenin askerine, polisine çok yüksek seviyede saygımız var. Onlar vatandaşın can ve mal güvenliğini korumakla sorumlu olan devlet memurları ve çok ağır koşullarda yaşıyorlar, çok ağır koşullarda görev yapıyorlar. Ben o insanlarla orada konuşurken ülkem adına üzülüyor ve utanıyorum. Niye biliyor musunuz? Devletin onurlu komutanları ve çeşitli rütbelerde ki diğer görevliler siyasi baskı altında, sürülme kaygısıyla gerçekten doğru olmadığına inandıkları işleri yapmak zorunda kalıyorlar. Mesela mahkeme başkanı talimat veriyor “salonu boşalt” diye ya da “şu milletvekilini burada istemiyorum” diyor. Kanuna aykırı emir veriyor ve talimatı uygulaması gereken komutan biliyor onun kanuna aykırı olduğunu ama uygulamak zorunda kalıyor. Sürülme korkusuyla kendi meslek etiklerinden, kendi değerlerinden tavizler vermek zorunda kalıyorlar ve bunun utancını da yaşıyorlar gerçekten.
"Onlar gibi devlet memuru olan bir babanın çocuğuyum ben, utandıklarını biliyorum, gözlerinden okuyorum"
-Utanç yaşadıklarını nereden biliyorsunuz?
Ben bu ülkeye 30 yıl hizmet etmiş bir öğretmenin çocuğuyum, devletin parasıyla yetişmişim. Aynı bugün Ankara’dan gelen o talimatları uygulamak zorunda bırakılan polis ve asker gibi bir devlet memuruydu benim babam. Biliyorum, görüyorum psikolojilerini, gözlerinden okuyorum. Ha tabii Saraçhane'de çocuklara kin ve nefretle şiddet uygulayan polisleri ayrı tutuyorum. Çocukları ters kelepçeyle bir otobüsün içerisinde saatlerce bekletenler, onlara psikolojik ve fiziksel işkence yapanları bir kenara ayırarak konuşuyorum.

Özgür Çelik
"İstanbul’da AKP’ye geçen ilçe belediye başkanlarının adaylık sürecinde ben de vardım, bütün seçmenlerden ve partililerden özür diliyorum"
-Biraz önce eskiden CHP’nin her seçim kaybından sonra “toplum bizi anlamadı” deyip hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesine dair özeleştirinin ancak 2023’den sonra verilmeye başlandığını hatırlattınız. Şimdi de her ne kadar iktidarın yargı eliyle seçim ortamını bir kez daha seçilebilmeye uygun biçimde formatlama çabası olsa da düne kadar sizlerle beraber siyaset yapan pek çok “çürük elma” olduğunu fark ettiğinizde ne yapıyorsunuz? Samimiyetle özeleştiri verebiliyor musunuz? Siz İstanbul’daki ilçe belediye başkanlarının belirlenmesinde bizzat görev alan kişilerden biri olarak şahsi sorumluluk hissediyor musunuz?
Evet İstanbul'un aday belirleme sürecinin içerisinde ben de vardım. En sonda söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim; ben İstanbul'da Beykoz’daki, Tuzla’daki, Çekmeköy’deki, Şile’deki seçmenlere gidip özür dilemeye hazırım. Esnaftan, derneklerden, sivil toplumdan özür diliyorum. Beykoz ve Şile ayrı bir boyut zaten, onların yaptıkları çok daha ağır. Çünkü oradaki arkadaşlar seçilen asıl belediye başkanları tutuklandıktan sonra “başkan vekili” olarak seçildiler meclis üyelerinin oylarıyla. Yani hem seçmene hem kendilerini belediye başkan vekili olarak seçen meclis üyelerine hem de içerdekilere karşı çok ağır ihanet içerisindeler. Bu adayların belirlenmesi sürecinde olan birisi olarak ben kendi öz eleştirimi yapıyorum. Bu ilçelerdeki bütün seçmenlerden ve bütün partililerden özür dilerim. Özür dilenmesi gerekir, özür dilerim. Açık ve net.
Ben öz eleştirimi yaparım ama şunu da hatırlamanızı rica ediyorum; 2023 kasımında Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir siyasi partide rekabetle genel başkan değişimi gerçekleşmişti ve yerel seçimlere kadar önümüzde sadece birkaç ay vardı. Biz adayları uzaydan getirmedik, partinin çeşitli kademelerinde çalışarak süzülmüş insanları aday yaptık. Benim Tuzla’da aday gösterdiğim kişi daha önce partinin ilçe başkanlığını yapmış bir avukat. Aydın’daki kişi kurultayda divan başkanlığını yapmış, milletvekilliği yapmış biri. Afyon'daki kişi bu partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grup başkan vekilliğini yapmış. Ama işte insan zor zamanlarda belli oluyor. Biz o gün bilseydik ki ülkenin birinci partisi olduğumuz için partiye operasyonlarla dalınacak o zaman belki biz de daha ince eleyip sık dokurduk. Ne bileyim belki bazı testlerden geçirirdik.
"Kavun olsa koklayarak anlamaya çalışırız, bu iş kişilik ve karakter meselesi"
-Nasıl bir test son dakikada arkadaşlarını satıp kamp değiştirecek bir siyasetçiyi tespit edebilir? Hangi test korku ya da çıkar faktörlerinin asla devreye girmeyeceğini garanti edebilir ki?
Böyle bir şey garanti edilemez tabii. Kavun olsa koklayarak anlamaya çalışırız… Bu aday belirleme meselesi, insanları tanıma meselesinin ötesinde bir kişilik ve karakter meselesidir. İnsanlar zaman içerisinde kişilik ve karakter de değiştirebilir. Seçilir, yaşam tarzını değiştirir. Seçilir, oturduğu yeri değiştirir. Seçilir, gittiği yerleri değiştirir mesela. Ya da siyaseti kişisel zenginleşme aracı olarak görür, servet biriktirir. Bu sefer servetini kaybetme korku ve telaşı içerisine düşebilir. Canının telaşına düşebilir. Ama tabii şu anda önümüzde örnekler olduğu için hassasiyetlerim gelişti. Sinem Dedetaş örneği var, Hasan Mutlu örneği var, Fatma Kaplan Hürriyet örneği var. Hepsi kendilerine önden yapılan teklifleri açıkladılar işte. Mesela Hasan Mutlu operasyonun yapıldığı günün bir gün öncesinde beni aradı “Bugün de aradılar. ‘AK Parti'ye katıl. Ya kelepçe ya rozet’ diyorlar” diye anlattı yapılan teklifi.
"‘Ya rozet ya kelepçe’ diye açık açık söylüyorlar"
-Bu kadar da açık mı yapıyorlar şantajı, “Ya kelepçe ya rozet” cümlesini sarf ederek?
Açık açık böyle söylüyorlar, “Ya bize katılırsın ya tutuklanırsın.”
"İktidarın transfer politikalarını yürütenler arasında AKP Genel Merkezi de var Adalet Bakanlığı da"
-Bu teklifi getirenler genelde kimler oluyor? Adalet Kalkınma Partisi’nin böyle bir transfer masası mı var? Ya da AKP’de bu ana muhalefetten insan devşirme sistemini yöneten bir isim var mı mesela?
Yerel dinamikler üzerinden temaslar kuruyorlar. Net bir transfer politikaları var ve anlıyoruz ki bu politikayı yönetenler arasında Adalet Bakanlığı da var, Genel Merkez de var. Şimdi bir kere birinin transfer olabilmesi için açığının olması lazım değil mi? Şile'dekine diyorlar ki “Damadın tutuklanabilir”, Çekmeköy'dekine diyorlar ki “Oğlun tutuklanabilir.” Böyle bir transfer politikası kurgulanmış. Ben ülkeyi yönetiyor olsam, karar verici olsam bu işin kesinlikle karşısında olurum. Ne demek ya? Bir başka siyasi parti logosuyla seçilmiş ben onu operasyonlarla tehdit edeceğim, şantaj yapacağım ve bendenmiş gibi göstereceğim!
-Siz CHP’deyken Adnan Beker, Ümit Dikbayır gibi başka logoyla başka ideolojiyle siyasette var olmuş isimlerin partinize gelmesine itirazınız olmadı ama.
Çünkü şöyle transfer olur: “Benim siyasi partim halkın çıkarları yerine kendi çıkarlarını önüne koymaya başladı, benim siyasi partim millete zulüm etmeye başladı, bu yüzden ben size geliyorum” derler ve gelebilirler. Onu diyenler tarihe onurlu bir imza atıyorlar. Mesela benim Üsküdar’da iki tane AKP’den gelmiş meclis üyem var. İkisi de “Yargı eliyle siyaset bu kadar dizayn edilmez. Bu kul hakkına girmektir. Ben bunun karşısında dururum” dediler. Aldık, transfer ettik. Tarihe onurlu bir imza atıyorlar.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve Dr. Dilek Kaya İmamoğlu
"İBB İl Meclisi’ndeki çoğunluğu da parayla pulla şantajla kendilerine geçirmeyi deneyebilirler ama ben kötü aklın karşısında kararlı bir duruş görüyorum"
-Bir rivayete göre İstanbul’daki ilçelere yönelik operasyonların hızlanmasının arkasında AKP’nin aslında İl Meclisi’ndeki aritmetiği değiştirerek İBB’yi ele geçirme planı var. Siz bu tür bir hamlenin emarelerini görüyor musunuz?
Bunların bir takım kötü planları olabilir mi? Olabilir. Üsküdar'da bunu denediler başaramadılar. Bayrampaşa’da denediler ve başardılar. Beyoğlu’nda denediler ama başaramadılar. Makyavelist bir akılla karşı karşıyayız. O yüzden de her şeyi deneyebileceklerini düşünürüm. Sandıkta kaybettiğini yargı eliyle geri almaya, kolluk eliyle geri almaya çalışan, tehditle şantajla parayla pulla insanları kendi saflarına katmayı “zafer” sayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Her türlü kötü aklı devreye sokabilirler. Bizim İl Meclisi’nde çoğunluğumuz 186’ydı tutuklamalar, kayyımlar vesaireden sonra şimdi 160 bandında. Ancak ben yine de İstanbul Belediye Meclisi'nde o kötü aklın karşısında duran bir kararlı duruş görüyorum.
"En çok Bayrampaşa’ya üzüldüm çünkü orada ihanet edenlerden biri için Kürt adayları başka yere kaydırmıştık; bu benim için çok derin bir yara"
-Kişisel olarak en çok Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl’ün AKP’ye katılmasına mı üzüldünüz? Bu soruyu soruyorum zira kendisinin kendisinden önceki AKP’li başkanının 40 milyar TL’lik imar yolsuzluğunu aslında üzerine almayı kabul ettiğini ifşa ettiniz. Buna ortak olması üzüntünüzü arttırdı mı?
En çok Bayrampaşa'ya üzüldüm çünkü orada hatırlayacaksınız bizden olan dört İlçe Meclisi Üyesi ihanet etti. Bir tanesini ben şahsen tanıyordum ve 2024’te Türkiye İttifakı meselesi üzerinden meclis üyeleri yazılırken bir münasebetimiz oldu. Bayrampaşa’ya Türkiye İttifakı listesinden iki kişi yazılacaktı. “Burada başka bir sosyoloji var, burası daha milliyetçi, muhafazakâr bir alan. Diğer isimleri başka alanlarda değerlendirin” denildi.
-Yani “Kürt adayları Bayrampaşa’ya yazmayın” dedi size. Doğru mu anlıyorum?
Evet, onun telkiniyle Kürt adayları başka yere yazdık. Oraya da muhafazakâr kontenjanından isimler kaydırdık. Büyük Birlik Partisi'nde geçmişte belediye başkan adaylığı ya da ilçe başkanlığı yapmış isimlerden birini oraya kaydırdık. Benim Bayrampaşa’ya kaydırdığım o kişi de belediyenin bizden çıkması için ihanet edenlerden biri oldu. Bu benim için çok derin bir yara.
"Daha ‘mutlak butlan’ kararı çıkmadan Türkiye genelinde 180 bin sandık görevlimizi hazır etmiştik bile"
-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hukuk İşleri Başdanışmanı Mehmet Uçum’un yazılarından anlıyoruz ki iktidar 2028’te seçimin normal tarihinden sadece bir ay önce seçim yaparak “her şey normal ve kitabına uygunmuş” gibi seçime gitmeyi planlıyor. İçinde bulunduğunuz şu şartlar altında gidilecek ve Erdoğan’ın dördüncü kez aday olacağı bir seçim sizce “hakiki bir seçim” mi olacak?
Milletin önünden kimse sandığı kaçıramaz. Bu millet sandığın önünden kaçırılmasına izin vermez. İkinci nokta da şu; temiz ve güvenli seçim konusunda 2019 İstanbul deneyimimiz var. Yine 2024 deneyimimiz var. İstanbul’da 2019’daki iki seçimde ve 2024 seçiminde bir tane oyu dahi heba etmediğimiz o modeli şimdi Genel Merkezimiz bütün Türkiye'ye yaygınlaştıracak. Buna “İstanbul Modeli” diyoruz ve bunun seçim güvenliği dışında unsurları da var. Ama seçim güvenliği meselesi en hayati konu belki de. Biz daha “mutlak butlan” kararı çıkmadan 180 bin kadar sandık görevlimizi hazır etmiştik. Ben çok net söylüyorum ilk seçimde Türkiye genelinde aşağı yukarı her sandığın başında bizim beş tane müşahidimiz olacak. Türkiye'nin belli yerlerinde iki de olabilir. O planlama yapılacak.

"Büyük krizler büyük fırsatlar barındırır"
-2019 ve 2024 seçimlerine CHP’nin maddi imkanlarıyla gitmiştiniz ancak bugün Hazine yardımı alamıyorsunuz. Kısıtlı imkanlarınıza rağmen bu bahsettiğiniz büyük sandık güvenliği operasyonunu nasıl başaracaksınız?
Evet imkanlar kısıtlı ama bize İletişim Fakültesi’nde bir şey öğrettiler; bütün büyük krizler çok büyük fırsatlar barındırır. Mesela bağış kampanyası başladı ve iki haftada 300 milyon TL’ye yaklaştı toplanan para. Biz daha İstanbul'da mesela bir kampanya başlatmadık çünkü kuruluş aşamasında olduğumuz için bizim banka hesaplarımız dahi yok daha. Her seviyede, yerel seviyede de kampanyalar başlatacağız. Belki biliyorsunuz yasalara göre bir siyasi partiye bağışta üst limit 650 bin TL. Bir kişi bir yılda maksimum 650 bin TL verebilir. 650 bin TL’yi sıradan bir vatandaş veremez zaten. Bunu verecek olan yine bir iş insanıdır. Emeklinin bütçesi 5 liradır, 10 liradır. Zaten ben şu ana kadar toplanan para içinde o kadar yüksek seviyede bağışlar olduğunu düşünmüyorum.
"Bağış yapacaklar tedirgin olmasın, tarihi cesaretli insanlar yazıyor"
"Bağış yeni nesil siyasetin tezahürü, hem de seçmen oy verdiği partinin bütçesini denetleyebilecek"
-Şu yanı da yok mu; yaşananlar ortadayken Yeni Parti’ye bir seferde 650 bin TL bağış yapacak iş insanı da bir korkup kaygılanmaz mı?
Tedirgin olabilir ama tarihi cesaretli insanlara yazıyor. Kimse tedirgin olmasın. Bu aynı zamanda yeni nesil siyasetin tezahürü. Yıllardır Türkiye’de bir siyasi partinin bütçesinin denetlenip denetlenmediği, siyasetin içerisindeki insanların kişisel zenginleşme meselesi tartışılır. Alın buyurun şeffaflık açısından Yeni PartiHerkese bir fırsat sunuyor. İşte krizin içindeki fırsatlardan biridir bu. Millet oy verdiği partinin bütçesini oluşturuyor ve her kuruşun nereye harcandığını denetleyebilir de. Bize düşen onu denetlenebilir hale getirip şeffaf biçimde “Sizin verdiğiniz bağışlar bunlardır. Bu kadar gelmiştir, buraya bunlar harcanmıştır, buraya bunlar harcanmıştır” demek. Siyasette şeffaf ve denetlenebilir bir finansman modeli öneriyoruz.
"Demokrasiyi öyle tahrip ettiler ki milletin elinde bir tek sandık kaldı, gelecek seçimlerde seçimlere katılım oranı daha da yüksek olacak"
-Biraz önceki “2028’de seçimler gerçek bir seçime benzeyecek mi?” soruma yanıt vermediniz.
Milletin önünden kimse sandığı kaçıramaz. Millet sandığa çok yüksek seviyede sahip çıkacak. Demokrasiyi öyle tahrip ettiler, öyle tahrip ettiler ki milletin elinde bir tek sandık kaldı. Türkiye'de genelde sandığa katılımın yüksek olmasının sebebi Türkiye'nin demokrasinin diğer enstrümanlarının baskılandığı bir ülke olmasıdır. Demokrasi bugün artık daha da zedelendiği için millet bir sonraki seçimde sandığa daha da yüksek oranda sahip çıkacak. Güçlü bir değişim talebi var, daha yüksek olacak. Toplumun sosyolojik olarak bir değişim talebi var, bir iktidar değişim talebi var. Bunun için de bana göre seçimlere katılım en son seçimdeki oranın çok daha üzerinde olacak.

-“İstanbul modeli” dediğiniz Yeni Parti stratejisinin seçim güvenliği konusunda izleyeceğiniz yöntem dışındaki en önemli diğer unsurları neler?
Yeni nesil mekanlar. Devasa görkemli yapılarımız olmayacak. Ben 2023’te İl Başkanı seçildim, İl Başkanlığı’na ilk gidişimde görevliler makam odasının olduğu kata çıkmak için üç tane kart olduğunu söylediler. “Kartları kime verelim?” diye sordular.
"O il binasının alımı sırasında bir kısım paranın elden verilmesini talep eden mal sahibi, bizimkiler de yer kaçırmamak için kabul etmiş"
-Bir de o bina yüzünden hâlâ bir yargılama devam ediyor değil mi?
Pişmiş tavuğun başına gelmeyen bizim başımıza geldi. İl binası yaklaşık 40 milyon TL’ye satın alınmış. Bizimkiler tapuda bütün rakamı göstererek satın alma yapmak istemiş ama satan kişi “Buradan bana yüksek vergi çıkar. Tamamını banka yoluyla gönderecekseniz ben satmıyorum kardeşim” demiş. Bizimkiler de yeri çok beğenmişler o nedenle kabul etmişler ki lokasyon olarak ne kadar ters bir yer olduğunu geçen sene eylül ayındaki baskında gördük. Köprüleri kestiler. Millet gelemedi sahiplenmeye ama gelenlerle güçlü mücadele verdik. Terk etmedik binayı. Görevimize devam ettik. Neyse onu parantezi kapatıyorum. Mal sahibinin talebini bizimkiler yeri kaçırmamak için kabul etmiş. 25 milyonu banka yoluyla göndermişler, 15 milyonu elden nakit vermişler. Bu şimdi hiç olmayan bir şey gibi lanse ediliyor. Herkes araba alıp satıyor, daire alıp satıyor. Tapuda dairesinin fiyatını gerçek emlak değeri üzerinden gösteren insan sayısı Türkiye'de yok denecek kadar az. Maalesef durum bu. Türkiye’deki vergi adaletsizliğinin insanları getirdiği nokta bu.
"Yeni Parti’nin görkemli bir il binası olmayacak, dinamik bir yaşam merkezi hedefliyoruz"
-Şu anda Yeni Parti’nin İstanbul’da bir İl Başkanlığı yok. Bu bahsettiğiniz eski bina gibi bir yer olmayacaksa nasıl bir mekân olacak?
İnsanların bir sosyal merkez olarak gördüğü, bir buluşma noktası olarak gördüğü, halkın çoluk çocuğuyla gelebileceği dinamik bir yaşam merkezi hedefliyoruz. Araştırıyorum, iyi bir yer bulmaya çalışıyorum. Birkaç seçenek var; biri Vatan Caddesi üzerinde, diğeri de İncirli’de Bakırköy Devlet Hastanesi'nin sırtında. Bir tanesine birazdan buradan çıktıktan sonra bakacağız.
"Beni en çok dert edinlenler 65-70 yaş grubundaki teyzeler ve amcalar, gençler ‘Abi biz seni çok seviyoruz’ demez"
-Sokakta kimlerden nasıl tepki görüyorsunuz?
Bana karşı sempati seviyesi en yüksek grup 65-70 yaşında olanlar. Teyzeler, amcalar sokakta “sen bizim evladımızsın” diye boynunuza sarılıyorlar. Halk TV'de görüyor ve “Bu çocuk barikatlara kafa atarak gidiyorsa helal olsun” diye düşünüyor. Beni en çok o teyzeler amcalar dert ediyorlar. Gençlerle benim iletişimim ve diyaloglarım çok iyidir ama gençler duygularını belli etmezler. “Abi biz seni çok seviyoruz” falan demez genç. Ama diyaloglarım 19 Mart sürecinden kaynaklı olarak da iyidir onlarla. Mesela Beyazıt'ta İstanbul Üniversitesi öğrencilerinden 50’sini polis ablukaya almıştı, tutuklayacaktı. Girdim aldım onları, çıktım. Nasıl yaptığımı ben de anlamadım. Tek başına girdim aldım çıktım. Yine Saraçhane'de girip alıp çıktığım bir sürü genç oldu. Bir tek Şişli'de Cevahir'in önünde 50 kişiyi alamadım, hepsini tutukladılar. Çok üzüldüm.

Özgür Çelik
"Biz Kürt meselesinde tarihsel çizgimize tutarlı ilerliyoruz; çerçeve yasayı eleştiriyoruz ama neden yüksek seviyede itiraz etmiyoruz?"
"Türkiye’nin çıkarları her şeyin üzerindedir, Türkiye’nin çıkarına olan her şeye kendi seçmenimizin faydası olarak bakarız"
-Genelde ulusal siyasetteki meseleleri bugüne kadar çok pek konuşmamayı tercih ediyordunuz ama Türkiye’nin tarihi açısından çok kritik bir andayız. PKK’lıların Türkiye’ye dönüşünün önünü açacak Çerçeve Yasa taslağı TBMM’de komisyonundan geçti. Yeni Parti de “evet” dedi komisyonda. Genel Kurul’da da farklı bir tavır koymayacağınızı anlıyoruz. Ancak bir yanda kendi seçmeninizden size şiddetli bir biçimde “Bu iktidar sizin partinizi dağıttı, belediye başkanlarınızı tutukladı, cumhurbaşkanı adayınız tutukladı. Siz neden size bunu yapan iktidarın bir projesine muhalefet etmiyorsunuz” gibi bir tazyik var. Neden muhalefet etmek yerine destek veriyorsunuz?
Biz bir kere tarihsel olarak bizim eski partimizin bu konuda bir çizgisi var. Biz hep “Kürt sorunu vardır” demiş bir siyasi gelenekten geliyoruz. Bu Ekrem İmamoğlu-Özgür Özel döneminin çok gerisine giden bir tarihsel tavırdır. Bazen seçimleri kaybetme pahasına da olsa bu çizgiden taviz verilmemiştir. Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü içerisinde bu tarihsel tutarlığı korumayı önemsiyoruz. Evet bugün bahsettiğiniz eleştiriler var. “Bu kadar ağır saldırı altındayken iktidardaki Cumhur İttifakı’nın başlattığı bu sürece karşı neden yüksek seviyede itiraz koymuyorsunuz?” diye soruluyor. Bunu yapmıyoruz çünkü Türkiye'nin çıkarları bütün her şeyin üzerindedir. Türkiye'nin faydasına olan her şeye biz kendi seçmenimizin faydasına olarak bakarız. Ayrıca biz bu süreci hiç eleştirmiyor değiliz ki… eleştiriyoruz. Çerçeve Yasa taslağı Genel Kurul’a muhtemelen bizim bu mülakatımızın yayınlandığı gün gelecek. Benim Genel Merkez adına bir şey söylemem doğru olmaz ama sonuçta pazartesi ya da salı CHP'nin tavrını bütün Türkiye görmüş olacak.
"TBMM zeminini savunan zaten bizdik, bugün de otoriter bir çözüme alternatif bir bakış açısı ortaya koyuyoruz"
-Yeni Parti’nin sözcüleri açıkladı zaten, “evet” diyeceksiniz.
Bizim bugün sürece yönelik eleştirilerimiz var, daha önceki süreçte de vardı. Geçmişte ne demiştik? Biz hep tartışmanın meclis zemininde yapılması gerektiğini savunduk. “Bu iş kapalı kapılar arkasında yapılmamalı” eleştirisi getirdik. Hep Türkiye Büyük Millet Meclisi çağrısı yaptık. Bu nedenle de geçen sene TBMM’de kurulan komisyon bizim tarihsel söylemimizle örtüşen bir şey. Ama bana Özgür Çelik olarak mevcut siyasi iktidarın Kürt sorununun çözümünde samimi olup olmadığını sorarsanız, o sorunun yanıtı başka. Böyle bir samimiyetleri de yok gündemleri de. Bu süreci Suriye’deki gelişmeler ve İsrail'in Orta Doğu'daki politikaları vesaire üzerinden bir güvenlik meselesi olarak inşa ettiler. Biz bu meselenin bir milli güvenlik meselesi olarak ya da otoriter bakış açısıyla çözümüne alternatif bir bakış açısı koyuyoruz. Ve bunu sadece demokrasi talebimiz üzerinden de yapmıyoruz.
"Türkiye’de hem Kürt hem Alevi yurttaşların sorunlarının çözülmesi için kapsamlı bir siyaset lazım, bu yapılmadıkça Türkiye’nin ileri gitmesi engelleniyor"
-Yeni Parti’nin Kürt sorununun çözümü için önerdiği “alternatif”in içinde tam olarak ne var?
Metnin bütününü okuduğunuz zaman bir kere eksik. Nasıl olması gerektiğine yönelik ben birkaç şey söyleyeceğim. Birincisi, toplumsal hassasiyetler gözetilmeli ki orada şehit aileleri ve gazilerin hassasiyetlerinin dikkate alınması çok önemli. İkincisi sürecin toplumsallaşması için aynı ölçüde çaba sarf edilmeli. Üçüncüsü de demokrasiye dönüş adımları bu sürece paralel olarak gelmeli. Tutuksuz yargılama, kayyımların kaldırılması ve belediye başkanlarının göreve iadesi, hasta tutsakların tahliyesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması şart. Ancak bu şekilde bir çözümün sağlıklı adımları atılabilir ki o zaman dahi çözüme erişmiş olmayacağız. Demokratikleşme adımları atıldıktan sonra eşit yurttaşlık meselesinin konuşulması gerekiyor. Dolayısıyla bu aslında çok uzun bir süreç. Silahların susması ve yeni şehitlerin olmaması elbette çok önemli ama Türkiye’de hem Kürt hem de Alevi yurttaşların eşit yurttaşlık sorunlarının çözülmesi için kapsamlı ve samimi bir siyaset ortaya konulması lazım. Çünkü bu sorunlar çözülmediği zaman Türkiye'de siyaset kimlikler, etnik kökenler, mezhepler, inançlar, yaşam biçimleri üzerinden konuşuluyor. Bu da Türkiye'nin ileriye gitmesini engelliyor. Siyasetin konuştuğu şey etnik kökenler, inançlar, yaşam tarzları olduğu zaman da memleketin gerçek sorunları konuşulmuyor. Oysa memleketin gerçek sorunu ekonomidir, işsizliktir.

"Bahçeli’nin bize yönelik hiçbir açıklamasının siyasî karşılığı olmadı"
-İktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin geçtiğimiz seneden beri sizlerin hukukunu da savunan türlü açıklaması oldu. Herhangi birinin etkili ya da siyaseten karşılığı olduğunu düşünüyor musunuz?
Bana göre hiçbir tanesinin karşılığı olmadı yani benim baktığım pencerede.
"Aleviler Bahçeli’nin önerdiği gibi bir temsile doğru bakmazlar; içeriden biri olarak, bilerek söylüyorum"
-Size özel olarak Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı yardımcılarından biri Kürt, diğeri Alevi olsun” şeklindeki önerisini sormak istiyorum. Zira Alevi kimliği bilinen bir siyasetçisiniz. Siz bu tür bir formülü doğru bulur musunuz?
Aleviler bir kere böyle bir temsile doğru bakmazlar ve sıcak yaklaşmazlar. Bunu bilerek söylüyorum, içeriden birisi olarak söylüyorum. Aleviler kendilerine bir yönetici seçtiği zaman onun kimliğine bakmazlar. Etnik kökenine bakmazlar, mezhebine bakmazlar.
-Ama sanki bu teamül Kemal Kılıçdaroğlu’nun uzun CHP Genel Başkanlığı döneminde değişmişti, değil mi?
Değil aslında biliyor musunuz? Bu da yanlış lanse edildi. Mesela Alevilerin belki yüzde 99’unun evinde Atatürk'ün fotoğrafı var. Aleviler İsmet İnönü'nün arkasından gittiler. Aleviler Deniz Baykal'ın arkasından gittiler. Zonguldaklı Karaoğlan'ın Ecevit'in arkasından gittiler.
"Cumhurbaşkanı da yardımcısı da her etnik kökenden, mezhepten ya da inançtan olabilir"
-“Dersim’e rağmen Atatürk’ün ve İnönü’nün arkasından gittiler” demek istiyorsunuz herhalde…
Aleviler meseleye, mezhep, kimlik meselesi üzerinden bakmazlar. Yani sadece Aleviler olarak da değerlendirmeyelim bu meseleyi, Türkiye'nin bir bütünü olarak değerlendirelim. Bu şekilde kimlikler üzerinden mi konuşacağız yoksa mesela sosyal demokrasinin evrensel ilkeleri üzerinden mi, hukukun üstünlüğü üzerinden mi, demokrasi üzerinden mi, eşit yurttaşlık üzerinden mi, ilkeler, değerler, prensipler, kurallar üzerinden mi değerlendireceğiz? “Cumhurbaşkanı şu etnik kökenden olsun, bu mezhepten olsun, yardımcısı bu etnik kökenden, bu mezhepten olsun…” Bu Türkiye'de gerçekten daha büyük etnik ve mezhepsel yarılmalar yaratılmasının sebebi olur. Bu kadar net.
Türkiye'de Alevi Partisi kuruldu, Birlik Partisi. Yüzde bir bile alamadı. Mesele bir etnik köken, bir mezhep, bir inanç meselesi değil. Mesele kurallar meselesi, mesele hukuk devleti meselesi, mesele kanun karşısında din, dil, ırk, renk, mezhep, cinsiyet ayrımı yapılmadan herkesin eşit olma meselesi. Eşit yurttaşlık meselesi üzerinden baktığımız zaman Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı da yardımcısı da her etnik kökenden, her mezhepten olabilir, her inançtan olabilir. Bizim meseleye bakış açımız budur.
"Herkesin mücadelesine yasal demokratik siyaset zemininde devam etmesini doğru buluruz"
-Çerçeve Yasa’ya göre Türkiye’ye dönecek PKK’lılar ancak kabaca üç senenin sonunda siyaset yapabilecek. Biz örgütün üst yönetiminin kendi beyanlarından biliyoruz ki hedefleri legal siyaset alanında var olmak. 2028 seçimlerinde diyelim ki Yeni Parti iktidar oldu, böyle bir senaryoda PKK’lıların bir noktada TBMM’de sizlerle beraber görev yapmasına itirazınız olmayacak sanırım. Bugün yasaya itiraz edilmemesini böyle anlayabiliriz, değil mi?
Şimdi tabii çok uzun zaman sonrasını tarif eden bir soru sordunuz.
-Aslında çok uzun değil, sadece üç sene sonrasını soruyorum. Silahını bırakmış, gelmiş, topluma entegre olmuş insanlarla beraber siyaset yapmaya bir itirazınız yok. Yanlış anlamıyorum değil mi?
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında ya da farklı alanlarda yasal zeminde siyaset yapılmasını doğru buluyoruz. Eğer siz ülkeyi yöneten iktidar olarak insanların yasal zeminde siyaset yapmasının önünü kapatırsanız insanları illegal siyasete iteklemiş olursunuz. Bu yönüyle biz Türkiye'de yaşayan bütün etnik kökenlerden gelen insanların, bütün inanç gruplarına mensup insanların… yani herkesin yasal zeminler içerisinde, yasal demokratik siyaset yoluyla siyasetin içerisinde olmasını doğru buluruz. Herkesin mücadelesine yasal demokratik siyaset zemininde devam etmesini doğru buluruz.

"Resul Emrah Şahan’ın neden tutuklandığını hatırlayalım, Kürtlerin batı illerinde seçim kazanamayacağını öne sürmek ırkçılık değil midir?"
-Ben sorumun cevabını aldım.
Ama şöyle bir mesele de var. Şu anda Emrah Şahan niye cezaevinde yatıyor? Emrah Şahan’ın savcılığa sevk yazısını hatırlarsanız, “Kürtlerin seçim kazanamayacak olsalar bile batı illerinde meclis üyesi yaptırılarak yerel yönetimlerde söz sahibi yaptırılması” diye bir suçlama getirildi. Bizim eski partinin listelerine Kürtlerin de yazılması üzerinden Emrah Şahan tutuklandı. Sonra oradan tahliyesi gerçekleşti ama yedek tutuklama yaptılar, halen cezaevinde. 19 Mart’taki şanlı direnişimiz olmasaydı Ekrem İmamoğlu muhtemelen bir de aynı gerekçeyle tutuklanacaktı. Kürtlerin batı illerinde belediye meclis üyesi olmalarının kriminalize edilmesi ne demektir? Kürtlerin Türkiye’nin batısındaki şehirlerde seçim kazanamayacaklarını öne sürmek ırkçılık değil midir? Türkiye'de en fazla sayıda Kürdün yaşadığı şehirdir İstanbul. Türkiye'nin 81 vilayeti içerisinde hep birlikte yaşıyoruz. Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü içerisinde 86 milyonun eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşaması gibi ve siyasette herkesin her yerde temsil edilmesi de demokrasinin gereğidir. Bunun için meşru siyaset zemini içerisinde herkes sözünü söylemeli, herkes mücadelesini vermeli.
"İçinden geçtiğimiz ‘ikinci kurtuluş mücadelesi’ emperyalistlerle iş birliği içinde olan bir iktidara karşı kendi içimizdeki işbirlikçilere rağmen mücadele veriyoruz"
"Her yer işbirlikçi dolu, bugün de aynı 103 sene önce olduğu gibi demokrasiye doğru yürüyerek bütün dünyaya ilham olabiliriz"
-Son soru; ülkede muhalefet etme alanı bu kadar daraltılmışken ve yeni operasyonlar, kısıtlamalar, hukuksuzluklar görme ihtimalimiz bu kadar kuvvetliyken Yeni Parti nasıl iktidar olabilir? Ya da AKP dışındaki herhangi bir parti Türkiye’de iktidar olabilir mi?
Maalesef uluslararası konjonktür bu şekilde hoyrat davranmalarına fırsat veriyor. Kendi siyasi rakibini hapsetmek, yargı eliyle siyaseti dizayn etmek, Türkiye'nin birinci partisinin binasına biber gazlarıyla, bombalarla girmek… Bunlar dünyadaki otoriter popülist liderlerin birbirlerini desteklemesi nedeniyle mümkün olabildi. Bu uluslararası konjonktür bizim açımızdan bir kriz gibi görünüyor. Siz de aslında “İşiniz artık daha zor değil mi?” diye soruyorsunuz haklı olarak.
İşte ben tam da bu yüzden bu dönemi “ikinci kurtuluş mücadelesi” olarak tarif ediyorum zaten. Hem emperyalistlerle iş birliği içerisinde olan bir iktidara karşı kendi içimizdeki işbirlikçilere rağmen bir mücadele veriyoruz. Her yer işbirlikçi dolu. Ama 106 sene önce de böyleydi. Birinci Dünya Savaşı sonrası bir emperyalist işgal vardı, yerli işbirlikçileri vardı ve şartlar bugün bizim yaşadığımızdan daha zorluydu. Günün sonunda fiili fiziki bir işgal vardı. Bir savaşın yıkımı vardı. Çok zordu ama o zorlukların içerisinden bir cumhuriyet ortaya çıkartabildi. Ve Türkiye Cumhuriyeti dünyanın mazlum milletlerine ilham oldu bu. Bugün de olabilir. Bugün de otoriter popülist liderler yönetimindeki emperyalist güçlerin bölgeleri dizayn ettiği bir zemininde yine Türkiye’nin demokrasiye doğru yürüyüşü herkese ilham olabilir. Bizim bu topraklarda 150 yıllık bir demokrasi ve anayasa geleneğimiz var. 1946'lardan itibaren çok partili hayat deneyimimiz var. Türkiye’de millet sandıktan vazgeçmez. Milletin üzerinde hiçbir güç yok. Bu yüzden biz yüzümüzü millete döndürdük. Millet sandığın önünden kaçırılmasına izin vermez. Ha bize düşen şey nedir? Temiz ve güvenli seçimi organize etmek. Ve biz bunu başaracağız. Pırıl pırıl ve birikimli genç insanların katkısıyla, yeni nesil üyelikle, yüz yüze iletişimle toplumun bütününü saracak saha çalışmalarıyla, kuşakları arası bütünleşmeyle biz bunu başaracağız.
HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.