CHP’den 'İBB operasyonları' ve 'kurultay davaları'na ilişkin rapor: 'Bütünlüklü bir siyasal müdahale'
CHP, kurultay ve kongre süreçlerine yönelik açılan davalar ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 19 Mart operasyonunun, birbirinden bağımsız hukuki işlemler değil, sandıkta ortaya çıkan seçmen iradesini yargı eliyle etkisizleştirmeyi amaçlayan "bütünlüklü bir siyasal müdahale" olduğunu savundu. Parti tarafından hazırlanan iki ayrı raporda, yaşanan sürecin yalnızca CHP’yi değil, Türkiye’deki çok partili demokratik düzeni hedef aldığı vurgulandı.
CHP tarafından kongre ve kurultay süreçlerine yönelik açılan davalar ile 19 Mart İBB davasına yönelik iki ayrı rapor hazırladı.
Toplamda 30 sayfayı bulan raporlarda kurultay sürecine yönelik hukuk müdahalesi "Türkiye siyasi tarihine yargı bağımsızlığı ve çok partili demokrasinin ağır bir sınavı" olarak değerlendirilirken İBB davalarında pek çok kez uluslararası hukukun çiğnendiği ifade edildi.

"YARGI; SİYASAL REKABETİN BELİRLEYİCİ ARACI HALİNE GETİRİLMİŞTİR"
Raporda, parti kurultaylarına yönelik iptal davaları ve ceza soruşturmalarının, literatürde "seçimsizleştirme" olarak tanımlanan sürecin somut bir örneği olduğu belirtilerek, "Kurultayda delegelerin özgür iradesiyle seçimle değişen parti yönetiminin, mahkeme kararları aracılığıyla tartışmalı hale getirilmesi, seçmen iradesinin siyasal alandaki taşıyıcısını yok sayma girişimidir" değerlendirmesine yer verildi. Aynı raporda, yargının klasik uyuşmazlık çözme işlevinin dışına çıktığına dikkat çekilerek, "Yargı kararları, demokratik sürecin tamamlayıcı bir unsuru olmaktan çıkarılıp, siyasal rekabetin belirleyici aracı haline getirilmiştir" ifadesi kullanıldı.
CHP’nin 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik başlatılan operasyonu ele alan raporunda ise, sürecin hukuki değil siyasi nitelik taşıdığı savunuldu. Raporda, "19 Mart sabahı başlatılan geniş çaplı operasyon, yalnızca bir ceza soruşturması değil, demokratik süreçlere ve hukuk devletine ağır darbe vuran siyasi bir operasyon niteliği taşımaktadır" denildi.
Soruşturmada pek çok kez hukuk dışına taşındığının vurgulandığı raporda, merkezi iktidarın operasyonları gerçekleştirmesinin nedeninin "yerel seçimlerde sandık yoluyla elde edemediği İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediye yönetimlerini, yargı mekanizması aracılığıyla ele geçirme çabası" olduğu ifade edildi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki iddianamede 142 ayrı eylemden toplam 828 ila 2 bin 352 yıl arası hapis cezası istenmesi de davanın orantısız olduğu ve siyaseten "gözdağı" amacı taşıdığı belirtildi. Bu durumun sadece bireylere yönelik değil aynı zamanda milyonlarca İstanbullu seçmenin iradesine karşı yapılmış bir yargı müdahelesi olduğu vurgulandı.

"TUTUKLAMA, İSTİSNAİ OLMAKTAN ÇIKARILARAK PEŞİN CEZAYA DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞTÜR"
Raporda, gözaltı ve tutuklama uygulamalarının ölçüsüzlüğüne dikkat çekilerek, "Tutuklama, istisnai bir koruma tedbiri olmaktan çıkarılarak peşin cezaya dönüştürülmüştür" değerlendirmesi yapıldı. Raporda, gözaltı sürelerinin ölçüsüzlüğü, tutuklamanın istisna olmaktan çıkarılması, savunma hakkının kısıtlanması ve kamuoyunda suçluluk algısı yaratacak biçimde yürütülen medya süreçlerinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan temel hakları ihlal ettiği belirtildi. Bu kapsamda Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın tutukluluk sürecine özel bir yer ayrılan raporda, Çalık’ın sağlık durumu ve adil yargılanma hakkına ilişkin taleplerin dikkate alınmadığı, tutuklamanın "orantılılık ve zorunluluk" kriterlerini karşılamadığı ifade edildi.
Raporda, gözaltı ve tutuklama uygulamalarının ölçüsüzlüğüne de dikkat çekilerek, "Tutuklama, istisnai bir koruma tedbiri olmaktan çıkarılarak peşin cezaya dönüştürülmüştür" değerlendirmesi yapıldı.
Uzun tutukluluk süreleri, iddianamenin gecikmesi, savunma hakkının kısıtlanması ve yargılamalar sırasında yaşanan hakim değişikliklerinin, yargı bağımsızlığına ilişkin ciddi soru işaretleri yarattığı ifade edildi.
Raporda, belediye başkanlarına yönelik tutuklama ve adli kontrol uygulamalarının yalnızca seçilmişleri değil, ailelerini de doğrudan etkileyen bir mağduriyet zinciri yarattığına dikkat çekildi. Uzun süren gözaltı ve tutukluluk süreçlerinin, aile yaşamına saygı hakkını zedelediği; özellikle çocukların ebeveynlerinden fiilen mahrum bırakılmasının, telafisi güç sosyal ve psikolojik sonuçlar doğurduğu ifade edildi. CHP, aile bireylerinin herhangi bir suç isnadı bulunmamasına rağmen fiilen cezalandırıldığı bu durumun anayasaya aykırılığına da dikkat çekti.
TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ İLKESİ KALICI BİÇİMDE ZARAR GÖREBİLİR
Her iki raporun sonuç bölümünde ortak olarak, yargı süreçlerinin siyasal alanı yeniden dizayn etmeye yönelik bir araç haline getirildiği vurgulandı. CHP, kurultay davaları ile İBB soruşturmasının, "sandıkta ortaya çıkan toplumsal iradenin yargı yoluyla aşındırılması ve etkisizleştirilmesi" amacını taşıdığı görüşünü dile getirildi. CHP, kurultay ve kongre süreçlerine müdahaleler ile belediye başkanlarına yönelik soruşturma ve tutuklamaların, ortak biçimde sandıkta ortaya çıkan iradeyi etkisizleştirmeyi amaçladığını belirterek, bu durumun hukuk devleti ilkesini yapısal olarak zedelediğini kaydetti.
Raporda, yargının siyasal rekabetin belirleyici aracına dönüşmesinin, yalnızca bugünün siyasal aktörlerini değil, gelecekte yapılacak tüm seçimlerin meşruiyetini tartışmalı hale getireceği uyarısında bulunuldu. CHP, demokratik temsilin ve yerel yönetim özerkliğinin korunabilmesi için yargı süreçlerinin evrensel hukuk ilkeleri, masumiyet karinesi ve ölçülülük çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, aksi halde Türkiye’de demokratik hukuk devleti ilkesinin kalıcı biçimde zarar göreceğini ifade etti.
HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.