Okullarda Ramazan etkinlikleri tartışılmaya devam ediyor: Kız çocuklarına başörtüsü, erkek çocuklara takke
Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan genelgesinin ardından okullarda farklı etkinlikler yapılıyor. İstanbul'da bir okulda kız öğrencilere namaz başörtüsü takılıp fotoğraf çektirilirken bazı veliler öğrencilere dağıtılan broşürlerin içeriğinden ve iftarda evde fotoğraf çekilmesi isteğinden rahatsızlıklarını belirttiler.
Kısa Dalga'dan Gülseven Özkan'ın haberine göre;
Millî Eğitim Bakanlığı’nın “Maarif’in Kalbinde Ramazan” temalı genelgesi sonrası okullarda düzenlenen etkinlikler tartışma yarattı. İstanbul’da bir veli ikinci sınıfa giden çocuğunun başına namaz başörtüsü takılarak fotoğrafının çekildiğini belirterek “Ben çocuğumu kendi inancıma göre yetiştirmek istiyorum” sözleriyle tepki gösterdi. Okul yönetimi ise velinin öğretmenle iletişim içinde olması gerektiğini savunarak sorunun kaynağının iki taraflı olduğunu belirtti.
İstanbul Esenler’de bulunan Esenler Kazım Karabekir İlkokulu’nda ikinci sınıfa giden bir öğrencinin annesi Ramazan ayı etkinlikleri kapsamında sınıfta yapılan uygulamalara tepki gösterdi. Güvenliği nedeniyle adının açıklanmasını istemeyen anne, Alevi inancına mensup olduğunu belirterek çocuğunun başına namaz başörtüsü takıldığını, eline Yasin verildiğini ve tüm bunların kendisinden habersiz yapıldığını iddia ederek şöyle konuştu:
Kızlara başörtüsü, erkeklere takke
“Geçen gün WhatsApp grubuna girdim. Birden bire resimleri görünce şok oldum. Kız çocuklarının kafasına namaz başörtüsü takmışlar. Ellerine de Yasin vermişler. Bir köşe oluşturmuşlar, ‘Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan’ yazmışlar. Erkeklere de takke takmışlar. Bütün sınıfa yapmışlar.”
Uygulamanın ikinci sınıf öğrencilerine yönelik yapıldığını belirten anne, öğretmene mesaj yazmayı düşündüğünü ancak aralarında daha önce yaşanan sorunlar nedeniyle vazgeçtiğini söyledi. Ayrıca 50 lira karşılığında Ramazan takvimi dağıtıldığını belirten veli, “Kazımalı bir etkinlik takvimiymiş, ben bu takvimi istemiyorum, dedim. Geri gönderdim” dedi.
Sınıftaki uygulamaların çocuğu üzerinde etkisi olduğunu söyleyen veli, “Çocuk eve geliyor, ‘Anne, ben yarın oruç tutacağım’ diyor. Sabah kalkıyor, ‘Anne, ben bugün oruç tutayım’ diyor. Sonra ‘Anne ben acıkırım ya’ diyor. Sonra kararını değiştiriyor. ‘Anne, tamam, ben kahvaltı yapayım’ diyor. Çocuğun kafasını böyle karıştırıyorlar” dedi.
Sınıftaki bazı çocukların “Sen niye oruç tutmuyorsun?” diye sorduğunu da aktaran veli, bunun çocuklar üzerinde dolaylı bir baskı oluşturduğunu ifade etti.

Yaşananların ardından kamuoyuna konuştuğu için endişe de duyduğunu ifade eden veli, temel talebinin "bu tür dini içerikli uygulamaların okul ortamında yapılmaması" olarak dile getirdi.
Öğretmenler: Bakanlık etkinlik istiyor
Ulaştığımız bir okul yetkilisi ise konuyla ilgili şu bilgileri verdi:
“Bakanlık istiyor, genelgeye uygun olarak ‘her türlü etkinlik yapabilirsiniz’ diyor. Bütün sınıflarda var. Öğretmenin veliden izin alması gerekiyordu. Öğretmenin inisiyatifi var. Ancak velinin de öğretmenle iletişim içinde olması gerekirdi. Öğretmen bilemez hangi çocuk hangi inançtan. Burada veli öğretmenle konuşarak hassasiyetini bildirmesi gerekirdi, veli ile öğretmen arasında doğrudan iletişim olmalıydı. Yoksa öğretmen bunu zorla yaptırmış değil. Türkiye genelinde etkinliklere yönelik rahatsız olduğunu duyduğumuz veliler var. Ancak 'öğretmenler etkinlik yaptı mı, yapmadı mı?' diye de soruşturuluyor."
Öte yandan, söz konusu etkinliğin sınıftaki velilerin isteği üzerine yapıldığı da iddia edildi.
Çocuğun çantasından çıkan broşür
İstanbul Beşiktaş’ta bir ilkokulda biri birinci diğeri ikinci sınıfa giden iki çocuğu bulunan Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Eren Yıldırım da birinci sınıfa giden oğlunun çantasından çıkan “Hoş geldin Ramazan” broşürü nedeniyle yaşadığı rahatsızlığı şöyle anlattı:

“Broşürde kız ve erkek çocukları resmedilmiş. Kız çocuklarının başörtülü olduğunu, erkek çocuklarının kafasında takke olduğunu gördü. ‘Baba biz niye takmıyoruz?’ dedi. Yani bu çok düşündürücü. Çocukların zihninde dini kimliğin belirli kalıplarla özdeşleştirilmesi, henüz kimlik gelişimi sürecinde olan çocuklar açısından pedagojik olarak da tartışmalı.”
“İster Alevi veya Sünni inancına mensup olsun, Hristiyan veya Musevi olsun ya da inanan, inanmayan hiçbir anne baba çocuğunu okula dini bir öğreti alsın diye göndermez. Camideki hoca, cemevindeki dede, kilisedeki papaz ya da haham olsun diye göndermez. Herkes okusun, bilimsel eğitim alsın diye gönderir. Ben de onlardan biriyim. Okullar ibadet alanı değildir. Bilimsel eğitimin verildiği yerdir.”
“Okullar dini kimliklerin şekillendirileceği yer olmamalı”
“Okullar dini kimliklerin şekillendireceği yer olmamalı. Devletin herhangi bir inancı görünür kılma mekanı hiç olmamalı. Anayasa'nın ikinci maddesi devleti laik olarak tanımlıyor. Devlet tüm inançlara eşit mesafede durmalı. 10. madde eşitliği güvence altına alıyor. 24. madde din ve vicdan özgürlüğünü koruyor. Devlet bir inancı teşvik eden pozisyona geçtiği anda eşitlik mesafesi zedeleniyor."
Broşürde “İftarda ailelerinizle fotoğraf çekip getirin” ifadelerinin yer aldığını da söyleyen Yıldırım, bunun çocuklar açısından ayrıştırıcı sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
“Müdür 'haklısınız ama emir kuluyuz' dedi”
Okul yönetimiyle görüştüğünü belirten Yıldırım, verilen yanıtın kendisini tatmin etmediğini söyledi: "Okullar eğitim yuvasıdır; dini ritüellerin verildiği yerler olmaması gerekir; haklısınız' dediler. Ama ‘Biz de emir kuluyuz, geleni yapmak zorundayız’ diye bir cümle kullandılar.”
“Veliler ses çıkaramıyor”
Yıldırım, Alevi toplumundan birçok benzer şikayet aldığını belirterek velilerin korku nedeniyle ses çıkaramadığını ifade etti:
“Ben bir Alevi dedesiyim. Okmeydanı Cemevi’nde yönetim kurulu başkanıyım. İnsanlardan çok başvuru geliyor. Ama veliler okula gidemiyor. ‘Ses çıkarırsam çocuğum zarar görür, fişlenir mi, öğretmen kötü davranır mı?’ diye korkuyorlar. Çocuğum ayrışır, oyunlarına almazlar, psikolojik sorun yaşar diye ses çıkaramıyorlar.”
“Kamusal alan sessizleşirse çok çabuk dönüşürüz”
Velilerin kırıcı olmadan, kibar bir dille okullara soru sorması gerektiğini belirten Yıldırım, “Kamusal alan sessizleşirse çok çabuk dönüşürüz. Eğer bugün konuşmazsak, çocuklarımız ilim, kültür ve sanat öğrensin diye gönderdiğimiz okullarda dini yönlendirmelerin normalleştiğini görürüz" dedi.
Çocuğu etkinliğe katılmayan veli: Çocuğum dışlanabilir
İstanbul Maltepe’de çocuğu 6’ncı sınıfa giden C.D. adlı velinin çocuğu hediyeleşme etkinliğine katılmadı. Veli, özetle şöyle dedi:
“Sınıfta hediyeleşme etkinliğine katılmadık. Ramazana dair sembollerin kullanılmasının önerildiği etkinliğine katılmayan çocuğum okulda dışlanabilir. Bundan endişe duyuyoruz. Etkinliklere katılım zorunlu değil ama çocuklar ve aileler çocuklarının arkadaşlarla arasında “Sen neden gelmedin? Sen neden katılmıyorsun?” gibi ifadelerle karşılaşıyor. Çocuğum neden kendisini kötü hissetsin? Bundan endişe duyuyoruz. Din dersi var; burada bilgiler veriliyor. Ben çocuğumun yetişkin olduğunda, karar verme iradesine sahip olduğunda, inancını kendisi seçmesini istiyorum. İçerikler, müfredat pedagojik değil. Birçok veli de benzer görüşte. ”
“En temel mesele çocukların psikolojik güvenliği ve aidiyet duygusudur”
Bakanlığın genelgesi ise sonucu etkinlikler pedagojik etkileri açısından tartışma yaratırken uzman Psikolog ve Pedagog Dr. Öğretim Üyesi Özlem Özden Tunca, özellikle küçük yaş gruplarında dini içerikli etkinliklerin çocuklar, aileler ve okul iklimi üzerinde olası olumsuz etkilerine şöyle dikkat çekti.
“En önemli konu çocukların sınıf içinde kendilerini güvende ve ait hissetmeleri. Erken çocukluk ve ilkokul döneminde aidiyet duygusu son derece güçlü. Bu yaş grubundaki çocuklar öğretmenlerini ve okulu ‘doğru olanın temsilcisi’ olarak görür. Sınıf içinde yapılan bir etkinlik çoğu çocuk tarafından doğal olarak norm ya da doğru davranış biçimi olarak algılanır. Eğer tek bir dinî pratik baskın şekilde sunulursa, farklı inanç ya da yaşam tarzına sahip ailelerden gelen çocuklar kendilerini sınıf içinde farklı, hatta dışlanmış hissedebilir. Bu durum çocuklar arasında ‘kim bizden, kim değil’ gibi ayrışmaların başlangıcına dönüşebilir.”

“Akran ilişkilerinde görünmez bir ayrışma riski oluşabilir”
“Çocuklar çoğu zaman arkadaşlarından ayrışmamak ya da öğretmenlerini hayal kırıklığına uğratmamak için istemedikleri etkinliklere de katılabilirler. Bu nedenle görünen katılım her zaman gerçek bir tercih değildir; çoğu zaman sosyal uyum davranışıdır. Katılmayan çocuklar ise arkadaşlarının sorularıyla karşılaşabilir ve kendilerini açıklamak zorunda hissedebilirler. Bu da akran ilişkileri içinde görünmez bir baskı ve ayrışma yaratabilir.
Çocuğun okulda yaşadığı deneyim eve taşınır. Eğer çocuk sınıf içinde farklı hissetmişse, bu duygu aileye de yansır. Aileler kendilerini eğitim ortamına ne kadar ait hissedebildiklerini çocuklarının deneyimleri üzerinden değerlendirir. Bu nedenle tek yönlü uygulamalar, bazı aileler üzerinde dolaylı bir baskı ya da dışlanmışlık hissi oluşturabilir.”
“Laik ve kapsayıcı eğitim ilkesi korunmalıdır”
“Kamusal eğitimin temel ilkelerinden biri eşitlik ve laikliktir. Okul tüm inançlara ve inançsızlıklara eşit mesafede durmalı. Eğitim ortamı hiçbir inancın ya da yaşam biçiminin diğerine üstünlük kurmadığı her çocuğun kendisini eşit yurttaş olarak hissedebildiği bir ortak zemin olmalı. Okul, farklılıkların tehdit değil zenginlik olduğunu öğreten bir alan olmalı.
Bir diğer önemli nokta çocukların bilişsel gelişim düzeyi. Soyut düşünme becerisi büyük ölçüde 11–12 yaş civarında gelişmeye başlar. Daha küçük yaşlarda çocuklar somut düşünür. Din, inanç ve ibadet gibi kavramlar ise soyut ve sembolik anlamlar içerir. Bu nedenle bu tür içeriklerin küçük yaş gruplarına doğrudan ritüel ve uygulama üzerinden aktarılması gelişimsel açıdan her zaman uygun olmayabilir. Erken yaşta verilen soyut içerikler sorgulanmadan doğru kabul edilen kurallar gibi algılanabilir ya da kafa karışıklığı yaratabilir.”
Tunca değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Eğitimde temel ölçüt çocukların psikolojik iyi oluşudur. Erken çocukluk ve ilkokul döneminde planlanan etkinliklerde pedagojik hassasiyet korunmalı, gönüllülük esas alınmalı ve tüm çocukların gelişim özellikleri dikkate alınmalıdır. Çünkü mesele yalnızca bir etkinlik değil, çocukların birlikte yaşama kültürünü nasıl öğrenecekleri meselesi.”
Mustafa Aslan: “Devlet laik, sosyal, hukuk devletiyse, Milli Eğitim Bakanı görevini yapmak zorundadır”
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise itirazlarının anayasal çerçevede olduğunu vurguladı.

Aslan, “Bizim bu Millî Eğitim Bakanlığı’nın son genelgesinde itiraz ettiğimiz nokta şu. Biz bu ülkede, bu ülkenin bir anayasası var ve bu ülkenin anayasasında din ve vicdan özgürlüğünden tutun kişi hak ve özgürlüklerine, laiklik ilkesine kadar açık hükümler var. Buna aykırı davranan bir Milli Eğitim Bakanlığı’yla karşı karşıyayız” dedi.
“Yusuf Tekin’in bakan olduğu günden bu yana…”
Bakan Yusuf Tekin’i eleştiren Aslan, “Yusuf Tekin’in bakan olduğu günden bu yana mevcut Anayasa'yı ihlal eden, tanımayan bir Millî Eğitim Bakanı ile karşı karşıyayız. ‘Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) ve benzeri projeler ve Ramazan genelgesinde okulların bu ülkede bir kamu alanı olduğunu göz ardı eden bir yaklaşım görüyoruz” ifadelerini kullandı.
İtirazlarının Sünni yurttaşların ibadetlerine yönelik olmadığını özellikle vurgulayan Aslan, “Sünni inancına mensup vatandaşın Ramazan ayıyla ilgili rutinlerine, ibadetlerine ya da düşüncelerine söz söylemek gibi bir derdimiz yok. Biz hiç kimsenin inancına, itikadına dair bir söz kurmuyoruz. İtirazımız buna değil” dedi.
“Yarın Muharrem genelgesi yayınlansa yine itiraz ederiz”
Aslan, itirazlarının devletin tarafsızlığına ilişkin olduğunu belirterek, “Millî Eğitim Bakanı yarın Muharrem ayında okullarda Muharrem ayına dair bir genelge yayınlasa yine itiraz ederiz. Okullar farklı inançlardan ya da inanmayan küçük yaştaki çocukların birlikte kullandığı bir kamu alanıdır” diye konuştu.
“Devletin anayasası değişti de biz mi bilmiyoruz?” diyen Aslan, “Devlet laik sosyal hukuk devletiyse ve bu anayasanın değiştirilemez maddeleri arasındaysa, Millî Eğitim Bakanı’nın asli görevi Anayasa’ya uygun davranmaktır. Hiç kimsenin dinî inancına, düşüncesine, siyasi yapısına göre millî eğitim politikası belirlenmemeli. Kamu alanı inançlardan, dinlerden, siyasi düşünceden uzak, bilimsel, laik ve kamusal eğitim alanı olmalıdır. Bizim itirazımız bu” dedi.
“Çocuğun psikolojisi bozulur”
Okullardaki uygulamaların çocuklar üzerindeki etkisine de değinen Aslan, “Herkes şunu bilmeli ki okullarda Alevi çocukları da var, inanmayanlar da var. Herhangi bir inanca mensup olmayan ebeveynlerin çocukları da var. Bir inanç grubunun ritüelini çocuğa uygulamak, o çocuğu o faaliyetin içine dahil etmek anne babasının inancından farklı bir inancı empoze etmektir” ifadelerini kullandı.
Evde farklı bir inanç pratiğiyle büyüyen bir çocuğun okulda başka bir dini ritüelle karşı karşıya kalmasının sorun yaratacağını belirten Aslan, “Çocuk saf ve temiz bir duyguyla bilimsel bir eğitim yuvası olan okulda dini bir ritüelle karşılaşır ve ailede gördüğüyle okulda gördüğü farklıysa elbette ki kafası karışır. Psikolojisi bozulur” dedi.
“Asıl mesele eşit mesafede eğitim politikası”
Tepkilerin herhangi bir inanca karşı olmadığını yineleyen Aslan, “Sünni inancına mensup her vatandaş şunu bilmeli; bizim hiç kimsenin inancına karşı bir tepkimiz yok. Bu ülkede hepimiz yurttaşsak, Millî Eğitim Bakanlığı hepimize eşit mesafede bir eğitim politikası geliştirmelidir” dedi.
Aslan, “Eğitim sendikaları yürütmeyi durdurma talebiyle dava süreci başlattı. Biz de Ankara Savcılığı’na Millî Eğitim Bakanı’nın Anayasa’yı ve laiklik ilkesini ihlal ettiğine dair suç duyurusunda bulunacağız” ifadelerini kullandı.
"İzmir'de 2 bin 500 dilekçe verildi"
İzmir’de bir grup veli okullarda Ramazan ayı kapsamında planlanan etkinliklere ilişkin yazılı izin talebini içeren dilekçeleri okul yönetimlerine vermeye başladı. Dilekçelerde ders saatleri içinde gerçekleştirilecek ve akademik program dışı değerlendirilen cami ziyareti, türbe gezisi ya da benzeri etkinliklere öğrencilerin ancak velilerinin açık onayıyla katılabileceği belirtiliyor. Veliler, kendi onayları olmadan çocuklarının bu tür faaliyetlere dahil edilmesini istemediklerini ifade ediyor.
İzmir Öğrenci Veli Derneği Başkanı Necati Kalafat, amaçlarının çocukların akademik eğitim süreci içinde kalmasını sağlamak ve olası idari tartışmaların önüne geçmek olduğunu anlatarak, "Çalışma İzmir genelinde 14 ilçede sürüyor. Hedef 25-30 bin dilekçeye ulaşmak. Şu ana kadar ise 2 bin ila 2 bin 500 arasında dilekçe verildi. Cuma gününe kadar sayının 15-20 bini geçmesini bekliyoruz" dedi.
HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.