İzmir'de insanların  acılarıda bir, umutlarıda

İzmir'de insanların acılarıda bir, umutlarıda

İzmir Bayraklı’ya varır varmaz depremin etkisini tüm bölgede hissetmeye başlıyorsunuz. Çevrenize baktığınızda yıkılan binaların enkazlarını ve hasarlı binalardaki çatlakları görebiliyorsunuz. Ambulanslar, arama kurtarma ekipleri, güvenlik güçleri ve enkaz altındaki yakınlarından dört gözle haber bekleyenler... 

 

8 katlı Rıza Bey ve Emrah Apartmanı yıkılan binalardan ikisi. Yakınlarını   alacakları haberden korkarak  Rıza Bey Apartmanı’nın enkazı önünde birbirlerine sarılarak bekleyenler  geceyi  çadırlarda geçirdi. Kimisi ağabeyinin enkazdan çıkarılmasını bekleyen eşini battaniyeye sarıyor, kimisi de çay, çorba dağıtıyor. Hepsinin acısı da beklediği umutta haber de aynı.

Enkazın altından ağabeyinin çıkarılmasını bekleyen kadın anlatıyor:

“Annem komşuya çay içmeye gitmiş. Öyle kurtulmuş. Hepimiz orada olabilirdik. Tarifsiz bir acı...”

İkiz çocuklarının enkazdan çıkarılması için dua eden çift ise çocuklarının oyuncak bebeğine sımsıkı sarılıyor. Anne bize dönerek “İkiz çocuklarım ve yeğenlerim içeride. Annem de başlarındaydı” diyor ve ekipler her el kaldırdığında umuda tutunuyor. 

15 yaşındaki İnci Okan’ın okul arkadaşları da geceyi enkazın başında geçiriyor.

“Deprem çok kötüydü. Ev çok kötü sallandı. Evdeki hayvanlarımız kaçışmaya başladı. Çok korktum. İnci içeriden mesaj atmış babasına. İyiymiş” diye anlatıyorlar.

Bu konuşmadan saatler sonra da İnci köpeği Fıstık’la birlikte enkazdan kurtuluyor. İnci enkazdan çıkarılırken dedesi kalabalığı yarıp “İnci’yi gördünüz mü? O benim torunum. İyi miydi” diye soruyor.

İyi olduğunu öğrenince mutluluktan ağlıyor bu kez bütün gece durmamış kıpkırmızı gözlerini oğuşturararak, mahcup..

Emrah Apartmanı’na doğru yürüyüşe geçiyoruz. 

Burada da durum pek farklı değil, umutlu bekleyiş sürüyor. Bir genç ellerini ısırarak ağlamaya başlıyor. Apartman yerlebir olmuş. Marmaris’ten gelen Elif Çelik Durmaz kardeşi Nebahat Haktanır ve eşi Halil Haktanır’ın enkaz altında kaldığını belirterek şöyle devam ediyor: “Ben Marmaris’teydim, annemle kuzenlerimin yanına gitmiştim. Deprem olunca, ‘Mutlaka bir şey oldu’ dedim aradım, ulaşılamıyor. Zaten hâlâ ulaşılamıyor. Ben çok kötü oldum. Saatlerce telefon ediyorum. Bina 30 senelik. Baksanıza şimdi moloz yığını. Tuzla buz olmuş. 1 ay önce geldiler. Koronavirüsten korktukları için evden çıkmıyorlardı. Kardeşim bize geldiğinde Türk sanat müziği söylerdi. Çok acı bir şey. Yıllar önce de teyzem torununu, gelinini depremde İzmit’te kaybetti. Her daireden 2 kişi ölmüştü. Burada da kardeşimin yan komşuları yok. Üst katta orta bire giden bir çocuk varmış o da yok...”

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.