Ertuğrul Özkök: Otobüste düşürülen bir bellekteki korkunç iddia: “Felç edilecek” “Levsiyat mayası” 8 gazeteci kimdi?

Ertuğrul Özkök: Otobüste düşürülen bir bellekteki korkunç iddia: “Felç edilecek” “Levsiyat mayası” 8 gazeteci kimdi?

Ertuğrul Özkök bugünkü köşesinde "Otobüste düşürülen bir bellekteki korkunç iddia: “Felç edilecek” “Levsiyat mayası” 8 gazeteci kimdi?" başlıklı yazısını kaleme aldı.

Size tüylerinizi diken diken edecek bir olayı anlatacağım.
Yirmi yıldır gizlenen feci bir şey…
Her şey 2006 yılının bir günü, İzmir’de bir otobüste başlıyor.
O gün, adını bilmediğimiz bir kişi, cebindeki belleği otobüste düşürüyor ve farkına varmıyor.

whatsapp-image-2026-07-21-at-22-46-15.jpeg

BELLEĞİ DÜŞÜREN KİŞİ 20 YIL
SONRA ORTAYA ÇIKIYOR

Belleği düşüren kişinin kim olduğu yıllar sonra ortaya çıkıyor.
Bu kişi FETÖ örgütünün “Ege İmamıdır…”
Düşürülen bellek, temizlik sırasında bulunuyor.
Bulan görevli bunu amirine teslim ediyor.

BELLEK AYNI ZAMANDA FUTBOL HAKEMİ
OLAN BİR GÖREVLİYE VERİLİYOR

Amirinin adı verilmiyor.
Ancak bir futbol hakemi olduğu söyleniyor.
Bellekte ne olduğunu görmek için bilgisayarına takıyor ve karşısına çıkan ilk bilgiler kanını donduruyor.
Hiç bilmeden korkunç bir olayın içine düştüğü korkusuna kapılıyor.

AÇILAN İLK SAYFADA ORTAYA
ÇIKAN KORKUNÇ FİŞLEME

Görevli belleği açtığında daha birinci sayfasında karşısına çıkan “Çetele” şudur:
Türkiye’de önemli görevlerdeki bütün Aleviler fişlenmiştir.
81 il ve ilçelerinin her birinde kaç Alevi yaşıyor tek tek listelenmişti.
Ancak bellekteki bazı dosyalar açılamadı.
Çünkü şifrelenmişti.

BELLEK EGE ORDUSUNDAN
BİR GENERALE TESLİM EDİLİYOR

Gördükleri karşısında korkuya kapılan amir, genel sekreterini arar.
Sonra birlikte Ege Ordusu’nda tanıdıkları bir generali ararlar.
General Amerika’da olduğu için ulaşamazlar.
Amerika dönüşü generalden randevu alıp bunu kendisine verirler.

AYLAR GEÇİYOR, “ANKARA’YA
İLETİLDİ” MESAJI GELMİYOR

Ancak aradan aylar geçtiği hâlde o generalden “Bunu Ankara’ya ilettik” mesajı gelmez.
Hikâyenin bundan sonrası tam bir “thriller”a dönüşür.
Maç yönetmek için İstanbul’a gitmekte olan görevli havaalanında tanıdığı bir gazeteciye rastlar ve bunu anlatır.
Bir hafta sonra yine İstanbul’a gidecektir ve orada “tesadüfen buluşmuşlar” gibi bir senaryo hazırlarlar.
O bölümü kitaptan aynen aktaracağım.

SÜRMELİ OTELİ KAVŞAĞINDA
TESADÜFİ GİBİ BULUŞMA

“Birkaç gün sonra telefonum çaldı. Arayan hakemimizdi. “İstanbul’a geldik. Maç var. Saat 18.00’da.
Siz beni saat 16.00’da Gayrettepe’de, Türk Telekom var, karşısında Sürmeli Oteli olacak, o kavşakta kaldırımda bekleyin. Ben size vereceğim bahsettiğim şeyi.”
“Tamam.”

HAKEM AVUCUNDAKİ BELLEĞİ
GİZLİCE GAZETECİYE VERİYOR

Söylenen saatte oradaydım.
Biraz bekledikten sonra dört kişinin bulunduğu bir otomobilin ön camından bana seslenen hakemimizi gördüm.
“Büyük rastlantı. Maça gidiyorduk arkadaşlarla. Tuncay Bey nasılsınız?” Araç kaldırıma yanaştı. “İyiyim siz nasılsınız?” Elini camdan bana doğru uzattı. Uzanıp elini sıktım. Avucundaki belleği avucuma bıraktı. Taşınır bellek elimdeydi.
“Biz maça gidiyoruz” diye seslendi.
“Herkese çok selam. Kolay gelsin.”

GAZETECİ GÜVENDİĞİ BİR
DOSTUNA DOSYAYI AÇTIRIYOR

“Doğruca ofisime geçtim. Çok yetenekli bir bilgi işlemci olan, kardeşim gibi güvendiğim bir dostumu çağırdım.
Durumu anlattım. Bunun bana bir tuzak olabileceğini söyledim. Açılabilen ilk dosyalar inanılmazdı.
Dosyalar açıldıkça Fetullahçıların ordu içindeki örgütlenmelerinin ifşa olduğunu görüyorduk.
Ama daha fazlası vardı.”

ELİMİZDEKİ BELLEK
BİR FETÖ ARŞİVİYDİ

“Ordu içindeki örgütlenmeden fazlası elimizdeydi. Fetullah Gülen Örgütü’nün büyük bir arşivine bakıyorduk. FETÖ’nün belleğinin elimizde olduğunu anladık.
Yazılımcı arkadaşlarım şifreli dosyaları açmak için çalışırken ben de bilgileri doğrulamaya çabalayacaktım. Günler geçtikçe binlerce isim ortaya çıkıyordu. Bunların büyük bölümünün asker oldukları doğruydu. Ancak askerlerin haklarındaki fişlemeler ve takipler inanılmazdı.”

TAM ANLAMIYLA BİR GİZLİ
SERVİS FAALİYETİYDİ

“Bir gizli servis faaliyeti ile karşı karşıyaydık.
Birileri asker sivil kim varsa fişlemişti.
Özel hayat bilgileri, takipler, ne yoktu ki! Dosyalardan Fetullah Gülen’in talimatlarından, askerî komisyonlarda Fetullahçıların birbirlerini nasıl tanıyacaklarının şifrelerine kadar bütün gizli işler vardı.
Ne yapacaktım?”

BUNU GENELKURMAYA
İLETME KARARI ALDIK

“Fetullahçılara ait olduğundan yüzde yüz emin olduğumuz belgeleri iki nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim etme kararı aldık. Birincisi elimizdeki dosyaların yarısından fazlasının kriptolarını çözememiştik. İkincisi Fetullahçılar ya sahte adlarla bize bir komplo kuruyorsa? Bunu fişleme dosyalarındaki adların gerçek olup olmadığını bilmeden anlayamazdık. Binlerce askerî personelin adını nasıl doğrulayacaktık?”

BUNU BİR SÜRE YAYINLAMAYIN
ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ

“Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’dan randevu almıştım. İstihbarat sorumlusu general de katıldı görüşmeye. Daha önce bu belleğin bir kopyasının Ege Ordu Komutanlığı eliyle Genelkurmay’a ulaştığını söylediler. Ancak açılamayan dosyalar üzerinde çalışmak ve Genelkurmay ile görüşmek üzere bizden bunların yayınlanmaması noktasında bir zaman talep ettiler. Biz de bilgileri bizimle paylaşmak koşuluyla kabul ettik.”

ÖNCE ÖZKAN, SONRA
BAŞBUĞ TUTUKLANIYOR

Bu esrarengiz belleğin başlangıç hikâyesi bu.
Ancak o andan itibaren olaylar bambaşka bir mecraya giriyor.
FETÖ’cü polis ve savcılar bu gizli belleğin iki aktörünü tutukluyor.
Önce Tuncay Özkan, sonra İlker Başbuğ Silivri Cezaevi'ne gönderiliyor.

BU BELLEK DOĞRU MUDUR
İSPATLAMA İMKÂNIM YOK

Bu hikâyeyi Tuncay Özkan’ın geçen hafta çıkan “FETÖ’nün Belleği” adlı kitabının hemen girişinde okudum.
Bu tür konulara pek hâkim değilim.
Dolayısıyla doğru mudur, ispatlama imkânım yok.
Ama kitap boyunca bu bellekten çıkan öyle şeyler bütün açıklığı ile yazılmış ki, hayretler içinde kaldım.
FETÖ’cü polis, savcı ve hâkimler Türk ordusunun bütün şerefli subaylarını işte bu bellekteki çalışmalarla darmadağın ettiler.
Ali Tatarlar bu bellekteki bilgilerle ölüme gönderildi.

Asıl soruya geliyorum…
Peki devletin MİT’i, Emniyetin istihbaratı hiç mi bunların farkına varmadı…
Bir gazetecinin eline geçen bu bellek, nasıl olur da Ankara’da yetkililere ulaşmaz…
Ulaşmadı mı…
Yoksa “Alnı secdeye varan müminlerdir” diyerek görmezden mi gelindi…

“ARAS” KODLU BELGEDE “LEVSİYAT
MAYALARI” DENİLEN 7 GAZETECİ

Bu belleğin benim ve bazı gazetecilerle ilgili de çok önemli bir bölümü var.
Otobüste bulunan belleğin “Aras” kodu ile 2006 yılında oluşturulan “Kasım.not.doc” dosyasını açınca karşılarına şu çıkmış:

“Levsiyatın mayaları: “Özkök”, “Selçuk”, “Çatlakkaya”, “Altaylı”, “Arcayürek”, “Yalçın Doğan”, “Çölgeçen”. Bu adamlarla ciddi mücadele yapılmalı ki uğraşmaya fırsat bulmasınlar, bu şekilde felç edilmeli.”

Bu isimler, Ertuğrul Özkök, İlhan Selçuk, Hikmet Çetinkaya, Fatih Altaylı, Cüneyt Arcayürek, Yalçın Doğan, Emin Çölaşan…

LEVSİYAT’IN ANLAMINI DA
BU BELLEKTEN ÖĞRENDİM

“Levsiyat” kelimesini hayatımda ilk defa duydum.
“Kirli, pis” demekmiş.
Tuncay Özkan bunu şöyle tercüme etmiş:
“Toplumu kirleten kirin mayası…”
Tarihe baktım.

2006-2007…
Doğan Grubu’na 4 milyar dolarlık vergi cezalarının yazıldığı tarihten 2 yıl önce…
Bu vergi cezalarını yazanların kim olduğu 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıktı.
Maliye Bakanlığında görevli 15’e yakın müfettiş, denetçiydi.
Bunların kim oldukları 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıktı.
Hepsi FETÖ’cüydü…
15 Temmuz sonrasında bir kısmı yurt dışına kaçtı. Bazıları tutuklandı. Bazıları bakanlıktan kovuldu.

15 TEMMUZ’UN 10’UNCU YILINDA
GERİYE BAKTIĞIMIZDA

Bu yıl 15 Temmuz’un 10’uncu yılı…
Kitabı baştan sona okuyunca yaşadığımız felaketi çok daha iyi anladım.
Bu belleğin bulunmasından 3 yıl sonra Ergenekon tutuklamaları başladı.
Sonra 17-25 Aralık, sonra 15 Temmuz geldi.
Kitabın sadece birkaç sayfasında yazılanları anlattım.
Geriye kalan 349 sayfasında inanılmaz şeyler anlatılıyor.
Bence bu adamlara yıllarca “Alnı secdeye varan müttefik” gözüyle bakanlar da dikkatle okumalı.

MEĞER “YAKIN VE AÇIK TEHLİKE”
GERÇEKTEN ÇOK YAKIN VE APAÇIKMIŞ

Yakın ve açık tehlike, çok ve çok yakınmış.
Ama gözler görmemiş, kulaklar işitmemiş gibi.
Tabii şu sorunun da cevabını öğrenebilmiş değilim.
FETÖ’cü polis, savcı ve hâkimlerin; generallerin, siyasilerin, medya mensuplarının üzerine insafsızca gittikleri ve kumpas dosyalarını valizler içinde servis ettirdiği günlerde böyle bir belleğin varlığı hakkında dedikoduları duymuştuk.
Ama ben kendi payıma bu kadar kapsamlı bir biçimde ilk defa görüyorum.

OYSA BU BELLEK SAVCILARA İLETİLMİŞ
ÜSTELİK MECLİS’TE KONUŞULMUŞ

Oysa Tuncay Özkan hapisten çıktıktan sonra bu belleğin bir kopyasını savcılara teslim etmiş.
Ayrıca Meclis’te bu belleğin varlığı üzerinde bir konuşma da yapılmış.
İyi de böylesine dehşet verici bir bellek nasıl 20 yıl boyunca gözlerden ve ilgilerden kaçırılmış?
Çünkü bu tam anlamıyla bir “15 Temmuz darbesine hazırlık planı…”

BELLEK AÇILDI AMA SORULAR
HENÜZ CEVABINI BULAMADI

Hadi 15 Temmuz öncesi görülmedi.
15 Temmuz sonrasında 10 yıl boyunca nasıl kamuoyunun bilgisine tam olarak sunulmadı…
Mesela 15 Temmuz hareketini incelemek üzere kurulan Darbeler Komisyonu üyeleri bu belleği gördü mü…
Hayalet bellek şimdi ortaya çıktı.
Ama “Bu ülke 15 Temmuz’a nasıl geldi” sorusuna aydınlık getirmekten daha çok, yeni sorular bırakıyor bizim organik belleğimize…


(*) Tuncay Özkan: “FETÖ’nün Belleği”, Halk Kitabevi, 2026

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.