Ertuğrul Özkök: Hafta sonu sürprizi: Sessiz Bakan en önemli 8 mesajı niye iktidar medyasıyla vermedi?

Ertuğrul Özkök: Hafta sonu sürprizi: Sessiz Bakan en önemli 8 mesajı niye iktidar medyasıyla vermedi?

Ertuğrul Özkök bugünkü köşesinde "Hafta sonu sürprizi: Sessiz Bakan en önemli 8 mesajı niye iktidar medyasıyla vermedi?" başlıklı yazısını kaleme aldı.

Geçen Cumartesi sabahı çok ilgimi çeken bir şey oldu.
İki ayrı mecrada çok önemli ve çok uzun iki ayrı mülakat yayımlandı.
Biri Oksijen gazetesinde, öteki “Patronlar Dünyası” adlı ekonomik haber
sitesinde.
Biri, kabinenin en az konuşan bakanlarından olan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in uzun mülakatıydı.
Öteki de, “Patronlar Dünyası” haber sitesinde, dünyanın 1 numaralı İHA üreticisi hâline gelen Baykar Grubu’nun Başkanı Selçuk Bayraktar’ın mülakatıydı.

GÜNDEME OTURAN HER İKİ
MÜLAKAT DA BAĞIMSIZ MEDYADA

Dikkat ettim, ikisi de bu önemli mülakatlar için iktidarın elindeki medyayı değil, bağımsız iki mecrayı seçmişti.
Kendi kendime, “Acaba iktidarın iletişim stratejisinde” hafiften bir değişim mi var diye sordum.
O konuya geleceğim…
Ama önce Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in uzun mülakatında verdiği çok önemli 4 mesajı özetleyeyim.

YAZILI SORULARA VERİLEN YAZILI
CEVAPLAR NE ANLAMA GELİYOR

Mülakattan anladığım kadarıyla Sedat Ergin sorularını yazılı vermiş, cevaplar da yazılı gelmiş.
Cevaplarda kullanılan ifadelerden şunu çıkarıyorum.
Bakan her konuyu, bakanlıkta o konunun uzmanı olan bölüme iletmiş ve cevaplar o bölümler tarafından hazırlanmış.
Böyle olunca da cevaplar biraz teknik kalmış ama arada kaybolan mesajlar dikkatli bir göz tarafından kolayca görülüyor.
İkincisi; cevapları konuların uzman bölümleri hazırlayınca, verilen cevaplar da tam anlamıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin o konulardaki resmî tutumunu yansıtıyor.

8 MESAJI KISA SORULAR VE AÇIK
CEVAPLARLA ÖZETLEYECEĞİM

Tabii bunun okuyucu açısından işi zorlaştırıcı bir yanı da var.
Çünkü uzun sorular ve çok uzun cevaplar hâlinde yayımlanan mülakatın büyük bölümü teknik, diplomatik ve stratejik açıklamalar ve kavramlarla doluydu.
Mesajlar o teknik anlatımın içinde kaybolmuştu…
O nedenle bu mesajları kısaltılmış sorular ve biraz daha açık cümlelerle özetleyeceğim.

  1. MESAJ: NATO’DAN AYRILMAYIZ
    BU TARTIŞMAYA KAPALI BİR KONU

İlk soru şu: NATO dağılıyor mu? Türkiye NATO dışında mı kalıyor?
Bakanın cevabı şu:
(*) BİR: “NATO, Türkiye’nin güvenlik politikasının temel sütunlarından biri olmaya devam ediyor ve bu durum tartışmaya açık değildir.”
(*
) İKİ: “(Öte yandan) Stratejik coğrafi konumu, askerî kabiliyetleri ve sahip olduğu operasyonel tecrübe, Türkiye’yi NATO açısından vazgeçilmez bir müttefik konumuna taşımaktadır.”

  1. MESAJ: AMA TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİNİ
    SADECE NATO’YA BAĞLAYAMAYIZ

Ergin’in ikinci sorusu:
Ama koşullar da değişiyor. Bu durumda Türkiye ne yapacaktır?
Yaşar Güler’in mesajı şöyle:
(*) “NATO’nun geleceğine yönelik olası senaryolar ve gelişmeler karşısında Türkiye, millî güvenliğini sadece bir ittifaka bağlı şekilde değil, çok boyutlu, proaktif ve millî çıkarları esas alan bir yaklaşımla planlıyor ve uyguluyor.”

  1. MESAJ: EVET SUUDİ ARABİSTAN VE
    PAKİSTAN’LA İŞ BİRLİĞİ İSTİYORUZ

Ergin soruyor:
Bazı haberlere yansıdığı şekilde Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile bir savunma ittifakı kurması söz konusu mudur?
Yaşar Güler’in cevabı:
(*) BİR: (Evet) “Suudi Arabistan ve Pakistan gibi dost ve kardeş ülkelerle savunma ve güvenlik alanındaki ilişkilerimiz, karşılıklı çıkarlarımız ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi hedefi doğrultusunda uzun süredir sürdürülüyor.”
(*
) İKİ: (Ancak) “Türkiye’nin bu tür girişimlerdeki yaklaşımı, NATO üyeliğiyle çelişen değil, aksine tamamlayıcı niteliktedir.”

  1. MESAJ: YUNANİSTAN’A: AB SAVUNMASI DIŞINDA
    BIRAKILIRSAK BUNDAN SİZ DE ZARAR GÖRÜRSÜNÜZ

Soru şu:
Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın, Türkiye’nin Avrupa Savunma Fonu dışında tutulması için yaptığı girişimlere ne diyorsunuz?
Bakanın cevabı:
(*) BİR: “Türkiye’nin bu tür savunma yapılanmalarının dışında bırakılması, yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa güvenliğinin bütüncül yapısının da zarar görmesi anlamına gelir.”
(*
) İKİ: Türkiye’nin savunma sanayisi hızla gelişiyor. (Böyle bir kriz anında) kritik bir rol oynayabileceği herkesin malumudur. Bu bağlamda, ülkemizin sahip olduğu savunma yetenekleriyle Avrupa savunmasına ve güvenliğine önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz…

  1. MESAJ: AVRUPA’YA BUNU BUGÜN
    ANLAMAZSANIZ İLK KRİZDE ANLARSINIZ

(*) ÜÇ: (Avrupa bunu bugün anlamazsa) “Geçmişte olduğu gibi, gelecekte de Avrupa’nın karşı karşıya kalabileceği kriz anlarında Türkiye’nin askerî ve stratejik kabiliyetlerine duyulan ihtiyaç açıkça görülecektir… Türkiye ile iş birliği yapılmadan etkin bir Avrupa güvenlik politikası oluşturulması mümkün değildir.”

  1. MESAJ: UKRAYNA’DA ÇOK ULUSLU KARA
    GÜCÜNDE MEMNUNİYETLE YER ALIRIZ AMA

Soru:
Türkiye savaş sonrasında Ukrayna’da “çok uluslu kara gücünde” rol alacak mı?
Cevap:
(*) BİR: (Hâlen) Karadeniz’in deniz güvenliği konusunda liderliği almaya hazırız. (Şu an için) deniz güvenliğini kesintisiz şekilde sağlıyoruz.
(*
) İKİ: Deniz harekât alanına katkı sağlamak isteyen diğer ülkelerin de taleplerini memnuniyetle karşılıyoruz. Şartımız şu: Montrö Sözleşmesi’nin titizlikle uygulanması…
(*) ÜÇ: Avrupa ağırlıklı “Çok Uluslu Kara Gücü” ile ilgili konudaki tutumumuz şu: (Bu konunun) “Paris Zirvesi’nde yayımlanan bildiri kapsamında, Rusya ve Ukrayna arasında yapılacak barış veya ateşkes şartlarına bağlı olarak değerlendirilmesi gerekir.”

  1. MESAJ: SURİYE’DEN ÇEKİLMEYİ
    GÖRÜŞÜRÜZ AMA 3 ŞARTLA

Soru: Türk Silahlı Kuvvetleri bugün Suriye’nin dört ayrı harekât bölgesinde (Bahar Kalkanı/İdlib, Zeytin Dalı/Afrin, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı) asker bulunduruyor. Bu askerî varlık ne olacak? Çekilecek mi?
Cevap:
(*) BİR: “(Biz) Suriye’de; sınır güvenliğimizin sağlanması, terör tehdidinin bertaraf edilmesi, sivillerin korunması ve bölgesel istikrarın desteklenmesi amacıyla bulunuyoruz.”
(*
) İKİ: (Üç şartla çekilmeyi görüşebiliriz) “1; terör örgütlerinin varlığının sona erdirilmesi, 2; sınır güvenliğimizin sağlanması, 3; Suriye ordusunun bulunduğumuz bölgelerde güvenliği tek başına tesis edebilecek imkân ve kabiliyete ulaşması hâlinde, Suriye’deki askerî varlığımız Suriye yönetimi ile yeniden değerlendirilebilir.”

  1. MESAJ: İSRAİLLİ YÖNETİCİLERE: ALEYHTE
    SÖZLERİNİZİN KIYMETİ HARBİYESİ YOK

Soru şöyle:
Son dönemlerde İsrail’de Türkiye’ye yönelik ağır sözler arttı. Bunlar bizim tehdit değerlendirmemizde İsrail’i birinci sıraya koyuyor mu?
Cevap şöyle:
(*) BİR: “İsrail’in Türkiye’ye yönelik açıklamalarının ve bölgede gerilimi artırabilecek söylemlerinin, sahadaki gerçekler ve uluslararası hukuk çerçevesinde herhangi bir karşılığı bulunmadığı gibi bizim nezdimizde bir kıymeti harbiyesi de yoktur.”
(*
) İKİ: “Türkiye’nin güvenlik öncelikleri, retorik (laflar) üzerinden değil, gerçek tehditler üzerinden belirlenmektedir.”

BAYRAKTAR DA İKTİDAR MEDYASINA
DEĞİL “PATRONLAR DÜNYASI”NA KONUŞTU

Milli Savunma Bakanı bu mesajları iktidarın elindeki ve kontrolündeki medya kuruluşlarından birine değil, Oksijen gazetesinde Sedat Ergin’e verdi.
Biraz önce söylediğim gibi Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar da bugüne kadarki en uzun mülakatını “Patronlar Dünyası” adlı ekonomik haber sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Toygun Atilla’ya verdi.
O da çok kapsamlı ve doyurucu bir mülakat.
Okumanızı öneririm.
Ayrıca dikkat ediyorum, giderek daha çok sayıda yönetici ve kanaat önderi “Ekonomim” gazetesi, T24 ve 10 Haber gibi sitelere konuşuyor.

HER İKİ GAZETECİ DE ESKİ
HÜRRİYET KÖKENLİ

Hafta sonunda yayımlanan her iki mülakatın da Hürriyet gazetesi kökenli iki arkadaşımıza verilmesinin de altını çizeyim.
Bu gelişmelere bakınca şu soruyu da soruyorum.
Acaba Fahrettin Altun’un ayrılmasından sonra İletişim Başkanlığı’nda da böyle bir “paradigma değişimi” söz konusu mu…
Son zamanlarda başkanlığın yaptığı açıklamalarda, Altun dönemindeki kaba propaganda ve hakaretler yerine daha sakin ve hakaretsiz bir üslubun tercih edildiğini görüyorum.

İKTİDAR MEDYASI KABA BİR
PROPAGANDA ALETİNE DÖNÜNCE

Niye böyle önemli mesajlar için bağımsız medyaya gidiliyor?
Bence iktidarın elindeki medya kuruluşları hızla itibar zeminini kaybediyor da ondan.
Bu da onları işlevsiz, hiç etkisi olmayan kaba propaganda aygıtlarına dönüştürüyor.
Ve söylenen mesajlardan sonuç alınamıyor.
Yani, medya olayına bu gözle bakmakta da yarar var diye düşünüyorum…

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.