Ertuğrul Özkök: Burger, dönerden Almanya’nın intikamını Kadıköy’de mi aldı?
Ertuğrul Özkök bugünkü köşesinde "Burger, dönerden Almanya’nın intikamını Kadıköy’de mi aldı?" başlıklı yazısını kaleme aldı.
2001 yılı ekonomi tarihine, “Bir efsanenin yıkılışı” olarak geçti.
Çünkü o yıl Almanya’da Türk döneri satışları, küresel Amerikan yiyeceği burgeri geçmişti.
O yıl Almanya’da döner satışı, McDonald’s, Burger King ve Wienerwald zincirlerinin toplam satışını geride bırakmıştı.
Bu, Avrupa fast food kültüründe bir dönüm noktasıydı.
ALMANYA’DAKİ DURUM
KADIKÖY’DE TERSİNE Mİ DÖNÜYOR
Önceki akşam tam adıyla “Chobani Stadyumu Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Kompleksi’nin” hemen yanındaki “Terminal Kadıköy’ü” dolaşırken 2001 yılına döndüm.
Çünkü burada öğrendiğim bazı rakamlar kafamda şu soruya yol açtı:
“Fast food’daki bu trend Kadıköy’de tersine mi dönüyor?”
Yok… Öyle Türkiye için genelleştirilecek bir durum yok.
Ama burada, yani “Terminal Kadıköy” için bunu söyleyebilirim.
Evet, “burger” Almanya’da dönere karşı uğradığı hezimetin intikamını burada, bu yeni yaşam merkezinde almış.
Çünkü burada, yani Fenerbahçe Stadı’na yürüyerek beş dakika mesafede, çoğunluğunu Fenerbahçe taraftarlarının oluşturduğu bu nüfus biriminde “burger satışı döneri geçmiş.”
Birazdan anlatacağım ama önce Kadıköy’ün bu yeni yaşam ve kültür merkezini anlatayım.
SÖĞÜTLÜÇEŞME TREN İSTASYONUNUN
ALTINDAKİ MEZBELEDE YENİ BİR DÜNYA
Önceki akşam Fenerbahçe-Aston Villa maçına gitmeden önce Kadıköy’ün geçen haziran ayında açılan bu yeni alanına gittim.
Söğütlüçeşme Marmaray ve tren istasyonunun altında bir alan burası.
Yani tren istasyonu olarak eski Haydarpaşa’nın fonksiyonlarını yüklenmiş.
Bu istasyon bir anlamda viyadüğü andıran bir platformun üzerindeydi ve altı bir tür mezbelelikti.
İşte istasyonun altındaki 45 bin metrekarelik bu alana bir sosyal yaşam, yeme içme ve sanat mekânı kurulmuş.
Burası haziran ayında açıldı ve tabii ki Fenerbahçe maçları öncesinde de taraftarın bir tür buluşma yeri oldu.

DEMİRYOLUNUN ALTINDA 29
YILLIĞINA İŞLETME HAKKI
Akfen burayı, ilave bir viyadük, yani tren yolu yapma karşılığı 29 yıllığına işletme hakkını almış.
Daha doğrusu alan, ilk şirket yapamayınca Akfen’e devredilmiş.
O günleri hatırlıyorum, çok zor bir bürokratik uğraş vermişti.
Önceki akşam ilk defa gezdim bu alanı.
Gerçek anlamda bir sosyalleşme, yeme içme ve kültür merkezi olmuş.
Abartmayayım ama Avrupa’da bu büyüklükte bir benzerini görmemiştim.
Tam bir modernite merkezi… Cıvıl cıvıl bir kalabalık.
Işığı harika.
21 FAST FOOD DÜKKANI
YAN YANA OLUNCA
45 bin metrekarelik alanda 43 ayrı mekân var.
En geniş bölümlerinden biri “Fast food alanı…”
Burada 21 ayrı fast food ürünü satan dükkân bulunuyormuş.
Yani bir tür “fast food fuarı” gibi burası…
İnsan fast foodun hayatımıza ne kadar derinden girdiğini görünce şaşırıyor.
Aynı zamanda bir “street food”, yani sokak yiyeceği çarşısı.

21 FAST FOOD DÜKKANI İÇİN
ORTAK BİR AÇIK MUTFAK
Çok ilginç bir yol bulmuşlar ve bütün fast food mekânları için açık bir ortak mutfak kurmuşlar.
“7/7” (Yediye Yedi) adı verilen bu bölüme giderken açık mutfağın önünden geçiyorsunuz ve içeride çalışan insanları, hijyen koşullarını görüyorsunuz.
Bunların önünde üç ayrı oturup bu fast foodu yiyebileceğiniz mekân bulunuyor.
Her birine dev ekranlar konmuş.
Türkiye’deki ve dünyadaki önemli maçlar buradan canlı yayınlanıyormuş.

BU 21 DÜKKÂNDA EN ÇOK
SATILAN “SOKAK YEMEĞİ” NE
Hamdi Akın ve ekibine sordum:
“Bu 21 dükkânda en çok satılan fast food ürünü nedir?”
Çok çarpıcı bir sıralama geldi önüme.
Terminal Kadıköy’ün 21 fast food dükkânında en çok satılan ürünlerin sıralaması şöyleymiş:
Burger
Dilim pizza
Fried chicken (Kızarmış piliç)
Dirty fries (Bol soslu, turşulu, jalapeno biberli patates kızartması)
Pasta-noodle (Makarna/mantı)
Balık ekmek
Köfte/döner
Hot dog (Sosisli sandviç)
Waffle (Kekimsi bir tatlı)
Bakery (Unlu ürünler)

MİLLİ VE YERLİ YEMEĞİMİZ
DÖNER 7’NCİ SIRADA
Şaşırtıcı bir sonuç.
Millî ve yerli yemeğimiz döner ve köfte 7’nci sırada.
İşte buna dayanarak diyorum ki;
Burger, dönerden Almanya’nın intikamını Türkiye toprağında bu küçük alanda almış
Tabii Türkiye genelinde durum böyle değil.
Misak-ı Millî sınırları içinde döner aslan gibi dayanmasına devam ediyor.
MİSAK-I MİLLÎ SINIRLARI İÇİNDE DÖNER
YERİNİ ASLANLAR GİBİ SAVUNUYOR
Türkiye’de AVM’ler, çarşılar ve halka açık yerlerde fast food sıralaması şöyle:
Döner (özellikle tavuk döner)
Hamburger
Lahmacun
Pizza
Çiğ köfte (etsiz, zincirleşme sonrası)
87 MİLYON TRENDYOL
SİPARİŞİNDE İLK SIRA KİMİN
Daha somut bir örnek vereyim:
Mesela Trendyol’un siparişlerine bakalım.
2023 başından itibaren 87 milyon fast food siparişi verilmiş.
Bu siparişlerin dağılımı şöyle:
(*) %21 döner (en çok sipariş edilen)
(*) %13 hamburger
(*) %10 pizza
(*) Diğerleri (çiğ köfte, kebap, sokak lezzetleri, pide & lahmacun) daha düşük oranlarda yer almış.
Yani online siparişlerde Türkiye’nin en çok tercih ettiği fast food ürünü “döner” (özellikle tavuk döner) olarak öne çıkıyor.
KORE KİMÇİ’Sİ VE OTO
SANAYİ ÇORBASININ ZAFERİ
Merak ettiğim konulardan biri de böyle bir alanda hangi restoranın en fazla iş yaptığı ve doluluk oranının en yüksek olduğuydu.
Orada da ilginç sonuçlar var.
(*) En çok doluluğa sahip mekân “Yedide Yedi” adlı bölüm.
Yani orta yerdeki “street food” (sokak yemekleri) bölümü.
Onu “Afitap”, “Hebun Çorba”, “Onur Kebap” ve bir Kore restoranı olan “Soju Bar” izliyormuş.
Yani Güney Kore’nin lahana turşusu “kimçi” ile, votkamsı içkisi soju’nun yükselişi bu.

DENİZ KIYISINDAKİ KADIKÖY’DE
DENİZ ÜRÜNLERİ ANKARA’YA EMANET
“Afitap” Ankara merkezli deniz ürünleri temelli, meyhanemsi bir restoran; “Onur” Adana merkezli kebapçı.
Hebun Çorba ise İstanbul Levent Oto Sanayi Sitesi’nin yıldız çorbacısı…
Ayrıca yine Ankara’nın deniz ürünleri restoranı Kalbur’u “Ters Köşe” adıyla burada da açmışlar.
Anlayacağınız, deniz kenarındaki Kadıköy’ün bu mekânında deniz ürünleri pazarı Ankaralıların elinde.
FRANSIZ-İSTANBUL MİMARİSİ SANDIĞIM
PARİBU BİNASI MEĞER NEYMİŞ
Terminal Kadıköy’e yaklaşırken hemen herkesin dikkatini çeken yapı, üzerinde “Paribu” yazan ışıklı bir bina oluyor.
Bina mimarisi, ışıklandırması ile anında insanı yakalıyor.
Paribu’nun 2.072 metrekarelik bir binası burası.
İçinde çok güzel ve modern bir sahne sanatları merkezi var.
Binanın cephesi çok güzel ışıklandırılmıştı.
Mimarisi bana biraz Paris’i, biraz İstanbul’da dizi çekilen köşkleri hatırlattı.
Ama çok şaşırtıcı bir şey öğrendim.
Gördüğümüz o binanın ön cephesinin büyük bölümü dev bir ekranmış.

BU DEV EKRANLARI BİR
TÜRK ŞİRKETİ ÜRETİYORMUŞ
Hamdi Akın’ın dediğine göre dünyada çözünürlüğü en yüksek ekranmış.
Binanın üç cephesinde de ekran var.
En büyüğü 33x13 metre boyutlarında, yani 428 metrekare.
Biri 353, üçüncüsü ise 325 metrekare.
Ismarlama yapılmış.
Daha da şaşırtıcı olan, bunu yapan “Ledeca”nın bir Türk şirketi olması.
LED tabanlı multimedya ekran çözümleri üretiyormuş.
Üretim konusunda bir Çin teknoloji şirketi ile de iş birliği var.
Buna da çok sevindim.
Türkiye, reklamda LED ekran kullanımında çok başarılı bir ülke.
Mesela İstanbul Havalimanı’nın dijital reklam panolarını çok modern buluyorum ve beğeniyorum.
Mekânlara müthiş bir modernite getiriyor.
15 AYDA 37 MAĞAZAYA ULAŞAN
ÇOK İLGİNÇ BİR KONSEPT
Gezerken Türkiye’ye 2024 sonunda giren “Flying Tiger” mağazasına da uğradım.
Karaca’nın Türkiye’ye getirdiği bu Danimarka markası beni hep şaşırtıyor.
Çünkü bütün mağazaların içi hep dolu.
“Gadget” denilen türden binlerce ürünün satıldığı bu konsepti hâlâ çözmeye uğraşıyorum.
Türkiye’ye gireli 15 ay olduğu hâlde 37’nci mağazaya ulaşmış.
STARBUCKS’IN TÜRKİYE’DEKİ
EN BÜYÜK ŞUBESİ
Migros da bu mekâna uygun yeni ve güzel bir konsept geliştirmiş.
Starbucks’ın Türkiye’deki en büyük mekânı burada açılmış.
Hemen yanında “Komünite” adlı çok güzel bir canlı müzik mekânı vardı.
Biz oradayken akşam çıkacak olan bir caz topluluğu prova yapıyordu.
Maç olmasaydı kesin kalıp dinlerdim.
Çok iyi çalıyorlardı.
38 YIL ÖNCE ÖZAL’DAN
YEDİĞİM TELEFON AZARI
Burayı gezerken 1988 yılına döndüm.
Hürriyet’in Ankara temsilcisiydim.
Bir gün rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal aradı.
“Gidip Galleria’yı gezdin mi?” diye sordu.
Galleria, Türkiye’nin ilk AVM’siydi ve Ataköy Marina yakınında açılmıştı.
“Hayır” deyince beni azarlar gibi konuşmuştu:
“Yahu sen ne biçim sosyologsun, Türkiye’nin alışveriş kültüründe devrim oldu ve sen hâlâ gidip görmemişsin.”
Gittim ve daha ilk adımımı attığım an ne demek istediğini anladım.
Önceki gece Terminal Kadıköy’ü gezerken, Galleria’yı kuran girişimci iş insanı Hüseyin Bayraktar’ı da rahmetle andım.
Özal’ın o harika vizyonu ile çok önemli bir dönem başlattı.
45 BİN METREKARE BİR MEZBELELİKTEN
YILDA 200 MİLYON DOLARLIK EKONOMİ
Tabii böyle bir alanın ortasında oturup bir şey içerken soruyorsunuz:
Bu 45 bin metrekarelik vizyonun ekonomik büyüklüğü nedir?
Birkaç rakamla açıklamaya çalışayım.
Burada 1.100 kişi çalışıyor.
Günde ortalama 10 bin kişiye yakın insan alışverişe, yemeğe geliyor.
Maç günleri bu rakam 15 bine kadar çıkıyormuş.
Yılda yarattığı ekonomi nedir derseniz;
2026 yılı için tahminleri 200 milyon dolar.
Evet, bir mezbelelikten 200 milyon dolarlık bir değer yaratılmış.
LONDRA BOROUGH MARKET, MOSKOVA’DAKİ
DEPO VE LİZBON’DAKİ TIME OUT
İnsan böyle bir projeyi yaparken mutlaka bir yerlerden etkilenir.
Maça gitmek için ayrılmadan önce bunu Hamdi Akın’a sordum, şu cevabı verdi:
“Bu proje bana geldiğinde ilk aklıma gelen şey, viyadüklerin altında olması nedeniyle Londra’daki Borough Market oldu.
Ortadaki street food kısmını da Lizbon’daki Time Out’u düşünerek yaptım.
Sonra inşaat sürerken Moskova’da Depo diye bir yere gitmiştim; orada da bu tip marketlerin içinde eğlenceyi gördüm ve sporla eğlenceyi bir araya getirip dev ekranları koymaya karar verdik.
Bunun için Mutfak Sanatları Akademisi’nin (MSA) kurucusu Mehmet Aksel’e gittim.
Bütün proje boyunca danışmanlık yaptı, personeli verdi.
Kadıköy’de olması nedeniyle sanat olmazsa olmazdı; o yüzden tiyatro ve konser salonunu maliyeti artırmasına rağmen ilave ettik.”
YENİLDİK AMA TÜRKİYE’DE
GÜZEL ŞEYLER OLUYORMUŞ
Gecemiz Fenerbahçe-Aston Villa maçı ile bitti.
Locadaki yerimize geldiğimizde sahadaki 50 bin koltuğun hepsine birer Türk bayrağı konduğunu gördük.
Biraz sonra bütün tribünler kıpkırmızı renge bürünmüştü.
Maçı kaybettik ama çıkarken bu stadın Türk sporuna getirdiği devrimi, eğlence ekonomisine yaptığı katkıyı ve biraz önce gezdiğim Terminal Kadıköy’ü düşünerek kendi kendime şunu söylüyordum:
“Bu ülkede güzel şeyler de oluyor…”
HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.