6 Şubat'ın 3. yılı: Adalet enkaz altında...

6 Şubat'ın 3. yılı: Adalet enkaz altında...

6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen binlerce kişinin yaşamını yitirdiği binalara ilişkin davalarda yargılama süreçleri ağır aksak ilerliyor. Cezaevindeki sanık sayısının 208’de kalması “cezasızlık” tartışmalarını da derinleştiriyor. Kayıp yakınları, soruşturmaların sürüncemede bırakıldığını, kamu görevlilerinin yargı denetimi dışında tutulduğunu ve adaletin sistematik biçimde ertelendiğini vurguluyor.

Depremin üzerinden 3 yıl geçmesine karşın birçok deprem davasında yargılama aşamasına bile geçilemedi. 53 binden fazla yurttaşın yaşamını yitirdiği binalara ilişkin açılan davalarda cezaevindeki kişi sayısı yalnızda 208.  

Depremde yakınlarını yitiren yurttaşlar, adalet mücadelesi vermekten yaslarını bile yaşayamıyor. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un 1 Kasım 2025’te açıkladığı verilere göre 11 ilde 2 bin 380 kişi hakkında depremle ilgili ceza soruşturması açıldı. Binlerce bağımsız birimin yıkıldığı deprem bölgesinde 148’i tutuklu, 60’ ı hükümlü olmak üzere yalnızca 208 kişi tutuklu bulunuyor.

Öte yandan idari yargı ile ilgili deprem bölgesinde 116 bin 696 dava açıldı. 83 bin 321 davada idari yargıda ilk derecede karar verildi. 26 bin 493'ü istinafa intikal etti. 19 bin 592'si Bölge İdare Mahkemesi'nde istinafta karara bağlandı. 40 bin 270 derdest dosya bulunuyor.

Image

‘DOSYALAR SÜRÜNCEMEDE’

“Depremin üzerinden üç yıl geçti. Bugün geldiğimiz noktada ne yazık ki ‘adalet’ hâlâ büyük ölçüde gecikmiş durumda” diyen Adalet Peşinde Aileler Platformu üyesi ve kayıp yakını Döne Kaya, “Açılan davaların önemli bir kısmı ya eksik soruşturmalarla ilerliyor ya da hâlen soruşturma aşamasında sürüncemede bırakılıyor. Üç yıla rağmen iddianamesi düzenlenmemiş dosyalar, bilirkişi raporu beklediği için ilerleyemeyen davalar ve kamu görevlilerinin yargı denetimi dışında bırakıldığı dosyalar mevcut” dedi. 

‘SORUMLULUK ZİNCİRİ DARALTILIYOR’

Firari sanıklara ilişkin yakalama kararlarının etkili biçimde uygulanmadığını söyleyen Kaya, “Bunun yanında bazı binalara ilişkin dosyalar, sorumluluk zinciri daraltıldığı için ya hiç açılmadı ya da yalnızca alt düzey faillerle sınırlı kaldı. Ruhsat veren, denetlemeyen, göz yuman kamu görevlilerinin büyük bölümü hakkında ise soruşturma izni engeline takılan dosyalar ilerlemiyor” ifadelerini kullandı. 

‘TEKNİK SORUN DEĞİL’

Mevcut tablonun, deprem yargılamalarındaki sorunun münferit aksaklıklardan değil, kurumsallaşmış gecikmeler, cezasızlık riski ve sorumluluktan kaçınma pratikleriyle şekillendiğini ortaya koyduğunu belirten Kaya, “Bu nedenle bugün geldiğimiz yer, adaletin tecelli ettiği bir nokta değil; adaletin ertelendiği, hatta bazı dosyalarda fiilen askıya alındığı bir aşamadır” tespitinde bulundu.

Sistemdeki gecikmede bilirkişi raporlarının hazırlanması aşamasının büyük etkisi olduğunu vurgulayan Kaya, “CMK’ya göre en fazla altı ayda tamamlanması gereken bilirkişi raporları, deprem davalarında aylarca hatta yıllarca dosyalara sunulmamaktadır. Bu gecikmeler yalnızca teknik bir sorun değil; makul sürede yargılanma hakkının açık ihlalidir” dedi. 

‘SİSTEMATİK ENGELLEME’

Deprem davalarında diğer yapısal sorunun da kamu görevlilerinin yargı önüne çıkarılmasına ilişkin sistematik engelleme olduğunun altını çizen Kaya, “Üç yıl geçmesine rağmen Hatay ve Adıyaman başta olmak üzere birçok ilde, yıkılan binalarla ilgili kamu görevlileri hakkında hâlâ soruşturma izni verilmemiş dosyalar bulunmaktadır. Verilen izinlerin ise aylarca dosyalara eklenmemesi, kamu görevlilerinin fiilen yargı dışı kalmasına yol açmaktadır” uyarısında bulundu. 

‘CEZASIZLIK ALGISI DERİNLEŞİYOR’

Deprem davalarında yargılama ve mahkumiyetin olası kast üzerinden yapılması gerektiğini belirten Kaya sözlerine şöyle devam etti:

“Buna karşın olası kast tartışması bile bastırılmak isteniyor. Deprem davalarının büyük çoğunluğunda sanıklar otomatik olarak bilinçli taksir kapsamında yargılanmakta; riskli zeminlerde yapılaşma, mühendislik kurallarının bilerek ihlali ve denetim mekanizmalarının bilinçli şekilde devre dışı bırakılması gibi olgulara rağmen olası kast tartışması dahi açılmamaktadır. Rönesans Rezidans dosyasında olduğu gibi, sanıkların mesleki bilgisi, bölgeyi tanıması ve riskleri öngörebilecek konumda olması açıkken, bu tartışmanın yapılmaması cezasızlık algısını derinleştirmektedir. "

“YALNIZCA GEÇMİŞİN HESABI DEĞİL”

"Buna ek olarak, ceza davalarının tazminat davalarında otomatik biçimde bekletici mesele yapılması, deprem mağdurlarının yıllarca tazminata erişememesine yol açmaktadır. İdari davalarda ise depremin 'kaçınılmaz doğal afet' olarak değerlendirilmesi, AFAD’ın bizzat kendi hazırladığı İRAP raporlarıyla ortaya koyduğu öngörülebilir ve önlenebilir risklere rağmen idarenin sorumluluğunu görünmez kılmaktadır. Tüm bu yaşananlar kayıp ailelerinin adalete olan inancı zedelese de biz mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü bu davalar yalnızca geçmişin hesabı değil, gelecekte benzer felaketlerin yaşanmaması için bir toplumsal adalet sınavıdır.”

(Kaynak: Cumhuriyet)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.